Hammerheart Records

Black Meetal

8.5/10


UNHOLY TRINITY, Lord Belial’ın külliyen yokluğu inkâr eden 2025 tarihli bir mührü gibi. Yalnızca 14 yıl süren bir suskunluğu Rapture ile sonlandırmakla kalmayıp, aradan sadece üç yıl gibi makul bir sürede yeni bir albümle dönmek, İsveçli bu kadim figürleri yaşayan bir efsaneye dönüştürüyor. Ancak bu kez farklı olan şu: Lord Belial, fanların zorlamasıyla gelen bir geri dönüşün ardından yazılmış bir albüm sunmuyor; adeta geçmiş zamanı bugüne taşıyor. Çünkü Unholy Trinity, grubun 1999 tarihli Unholy Crusade albümünden bu yana ilk kez bu denli başkaldıran, öfkeli ve ölümcül bir ruha büründüğü bir çalışma.


Albümün kendisi, adının ya da kapağının çağrıştırdığı gotik-fantastik kitsch ile müzikal içeriği arasında keskin bir tezat kuruyor. Dört başlı ejderhalar, bulutlardaki gözler, çan kulelerinde sürünen zombiler… Tüm bu görsel hengâme, aslında albümün ters yüz ettiği bir yanılsama. Çünkü Unholy Trinity içsel bir tefekkür değil; dışavurumun, dimdik bir saldırının, duygusal bir infilakın müziği. Grup bunu daha açılış parçası “Ipse Venit” ile ilan ediyor. Saniyesi saniyesine planlanmış bir yıkım, kesintisiz bir tremolo girdabı ve çılgınca akan blast beat’ler eşliğinde dinleyici, faniler dünyasına çağrılmış kadim bir varlığın huzuruna çıkarılıyor.


Albüm boyunca bu acımasız yapı sürse de grup, sound’un şiddetini monotonluğa kurban etmiyor. “Serpent’s Feast”teki büyüleyici koro dokunuşları baskıcı bir hipnoz yaratırken; “Blasphemy”deki thrash sunağından süzülen orta bölümler müziğe grotesk bir kahramanlık hissi katıyor. “In Chaos Transcend” ise belki de albümün yapısal zirvesi: yalnızca saf saldırganlıkla değil, ara geçişlerdeki melodik katmanlarla da örülmüş; hem ayinsel hem de anarşik bir yapı.


Lord Belial bu albümde vokal yaklaşımında da tekdüzeliği reddediyor. Geleneksel black metal çığlık/fısıltı hattı yerine burada çok katmanlı bir kurgu var: kimi zaman monologvari bir iç ses (“Antichrist”, “In Chaos Transcend”), kimi zaman ise farklı tonlardan gelen çift katmanlı hırıltılarla ilerleyen bir kabus anlatımı (“Glory to Darkness”). Bu vokal çeşitliliği, alışılmış saldırgan scream’lere ek olarak dinleyiciyi hem içimizdeki boşluğa hem de dışımızdaki hiçliğe doğru sürüklüyor.


Enstrümantasyon tarafında ise grubun 90’ların sonundaki melodik ve dokulu dönemini geride bıraktığı açıkça hissediliyor. Ancak bu yoğun şiddetin içinde dahi ince işlenmiş detaylar mevcut. “Scornful Vengeance”, temiz gitar dokunuşlarıyla eski günlere kısa bir selam gönderiyor. Bu anlamda albüm, yıllar arasında kurulan bir diyalog gibi; geçmişle tartışan ama ona teslim olmayan bir yapı sunuyor.


Buna karşın prodüksiyon kalitesi, albümün en tartışmalı yönlerinden biri. Gitarlar diş geçiren bir saldırganlık sunsa da frekans yığılması zaman zaman dinleyiciyi boğan bir kaosa dönüşüyor. Hi-hat ve crash zilleri gereğinden fazla ön planda ve bu durum özellikle kulaklıkla dinlemede daha da belirginleşiyor. Kısacası, ses mühendisliği açısından albüm yer yer “bitmemiş” ya da “aceleye getirilmiş” bir izlenim bırakıyor.


Tüm bunlara rağmen Unholy Trinity, Lord Belial’ın neden hâlâ türün önemli isimlerinden biri olduğunu güçlü biçimde kanıtlıyor. Çünkü bu albüm, bir türün yalnızca hayaletlerini değil; etini ve kemiğini de yeniden diriltebileceğini gösteriyor. Bu, black metal’in “post”, “gaze” ya da “depressive” gibi alt türlere sıkışmış hissiyatına karşı bir başkaldırı. Sadece köklere dönüş değil; kökün hâlâ yaşayan, nefes alan ve türün özünü hatırlatan bir ifadesi.


Albümün kapanışında yer alan “The Great Void”, tüm bu atmosferi adeta bir tabut kapağı gibi kapatıyor. Son notalarla birlikte karanlık, hem maddede hem de boşlukta iz bırakıyor.


Eğer black metal ile ikinci dalga İsveç sahnesi üzerinden tanıştıysanız ya da 90’ların yıkıcı ve hırçın sound’unu seviyorsanız, Unholy Trinity bu beklentiyi hem sarsacak hem de yeniden inşa edecek.


Ve belki de en çarpıcı olan şu: Lord Belial’ın 33 yılın ardından hâlâ bu kadar öfkeli, bu kadar tutkulu ve bu kadar diri olması, başlı başına mucizevi bir lanet