Album Review
Akem Manah - Threnodies

Belçikalı AKEM MANAH “Threnodies” ile tam 16 yıllık bir aradan sonra geri döndü ve bu dönüş yüksek beklenti taşıyor. Albümün temel meselesi yogunluk üretmekten çok, yoğunluk ve onunla birlikte gelen ağırlığın etrafında bir anlatı mimarisi kurmak. Albüm boyunca riffler çoğu zaman doğrudan ezicilik peşinde koşmuyor; bunun yerine uzun sustain’li akorlar, düşük tempoda genişleyen geçişler ve gotik doom geleneğinden devralınmış melodik çözümler üzerinden sürekli bir gerilim alanı yaratılıyor. Bu yaklaşım özellikle açılıştaki 'The Inevitable Fate of Francis Cobb' ile birlikte netleşiyor. Org, piyano ve efekt katmanları albümün korku estetiğini yalnızca süslemek için kullanılmıyor; miksin ön tarafına yerleştirilen bu teatral giriş, şarkıların dramatik yükünü baştan belirliyor. Ancak albüm ilerledikçe AKEM MANAH’ın en büyük problemi de burada ortaya çıkıyor: grup atmosfer kurmayı biliyor, fakat bu atmosferi her zaman güçlü kompozisyon omurgalarıyla taşıyamıyor.

'The End of Earnest Hollow' ve 'The Mystery of Mosef Mehul' gibi parçalar, grubun doom/death ile gothic metal arasındaki dengeyi nasıl kurmaya çalıştığını açık biçimde gösteriyor. Ritim gitarları çoğunlukla PARADISE LOST çizgisindeki ağır ve lineer riff hareketlerine yaslanırken, lead gitarlar melodik boşlukları KATATONIA benzeri melankolik yürüyüşlerle dolduruyor. Bu yapı teoride güçlü işliyor çünkü AKEM MANAH şarkıları yalnızca sertlik üzerinden değil, tonal çözülme hissi üzerinden de ağırlaştırmaya çalışıyor. Özellikle akorların tam kapanış vermeden bırakıldığı geçişlerde albüm sürekli askıda kalıyormuş hissi yaratıyor. Fakat grubun progresif görünme isteği zaman zaman bu akışı gereksiz şekilde parçalayabiliyor. Şarkılar içinde organik büyümeyen ara bölümler, ritmik yön değişimleri ya da atmosferik uzatmalar, dramatik yoğunluğu artırmak yerine şarkının merkezindeki riff fikrini dağıtıyor.
Albümün en tartışmalı taraflarından biri de vokal yaklaşımı. Derin growl kullanımı, müziğin taşıdığı ağırlığı daha doğal biçimde destekliyor çünkü gitar tonlarının koyu mid karakteriyle birleşince müziğin fiziksel yoğunluğunu artırıyor. Temiz vokaller ise aynı ölçüde ikna edici değil. AKEM MANAH’ın hedeflediği gotik melankoli bu belli; fakat bazı melodik vokal çizgileri yeterince güçlü phrasing üretmediği için dramatik vurgu yapaylaşabiliyor. Bu durum özellikle grubun SWALLOW THE SUN benzeri bir “güzellik ve çürüme dengesi” kurmaya çalıştığı anlarda belirginleşiyor. Melankoliyi doğrudan söylemek ile onu armonik yapı üzerinden hissettirmek arasında ciddi bir fark var ve “Threnodies” bazen ilkine fazla yaslanıyor.
Albümde kullanılan keman ve çeşitli atmosferik katmanlar da benzer bir ikili etki yaratıyor. Bazı bölümlerde bu dokular gerçekten şarkıların harmonik alanını genişletiyor; özellikle uzun sustain’li gitarların üstüne yerleştirilen ince yaylı geçişleri, doom metalin geleneksel yoğunluğunu daha sinematik bir forma taşıyor. Ancak kimi anlarda bu eklemeler şarkının yapısal parçası gibi değil, dışarıdan eklenmiş dramatik aksesuarlar gibi duruyor. 'The Undoing of an Unknown'daki doğu etkili enstrümantasyon da aynı noktada tartışmalı. Parça albümün en farklı atmosferlerinden birini kuruyor, fakat beş dakikayı aşan süresi boyunca bu fikri gerçekten geliştirmiyor. Buradaki problem deneysel yaklaşımın varlığı değil; bu yaklaşımın şarkı yazımını dönüştürmek yerine çoğunlukla yüzey estetiği seviyesinde kalması.
Buna rağmen AKEM MANAH’ın tamamen başarısız bir albüm yaptığı söylenemez çünkü grup özellikle gitar düzenlemelerinde ciddi bir detay işçiligi gösteriyor. Ritim ve lead gitarların sürekli iç içe geçen yapısı, parçaların yalnızca tek riff çevresinde dönmesini engelliyor. 'The Burning of John Briggs' ve 'The Demise of John Dunn' gibi anlarda grup nihayet gereksiz dramatik sapmaları azaltıp temel riff omurgasına güvendiğinde albüm çok daha güçlü çalışıyor. Bu bölümlerde doom metalin geleneksel tekrar mantığı bilinçli şekilde kullanılıyor ve parçalar gerçekten hipnotik bir yoğunluk kazanıyor. AKEM MANAH’ın aslında en etkili olduğu yer de tam olarak burası: karmaşık görünmeye çalışmadığı anlar.
Prodüksiyon tarafında Brett Caldas-Lima’nın yaklaşımı albümün estetik hedefiyle uyumlu. Gitar tonları steril değil; hafif grenli ve organik bırakılmış. Bas gitar miks içinde tamamen gömülmek yerine alt frekansları kalınlaştıran bağımsız bir gövde oluşturuyor. Davullar modern extreme metal prodüksiyonlarındaki aşırı tetiklenmiş parlaklığa kaçmıyor, bu da albümün gothic/doom karakterini koruyor. Ancak bu kontrollü prodüksiyon tercihine rağmen şarkı sürelerinin sürekli geniş tutulması albümün dramatik etkisini zaman zaman törpülüyor. “Threnodies” dinleyiciden sabır talep eden bir albüm, fakat her bölüm bu sabrın karşılığını aynı ölçüde vermiyor.
Albümün görsel ve tematik yaklaşımı da müziğin kendisiyle doğrudan bağlantılı. Poe ve Lovecraft çağrışımları taşıyan karakter merkezli anlatı yapısı, grubun gotik metal estetiğine bilinçli biçimde yaslandığını gösteriyor. Burada mesele yalnızca “karanlık hikâyeler” anlatmak değil; AKEM MANAH müziği bir tür çöküş kronolojisi gibi tasarlamaya çalışıyor. Fakat albümün dramatik dili bazen fazlasıyla kendi teatralitesine kapılıyor. Gerçek trajedi hissi ile gotik klişelerin tekrar edilmesi arasındaki çizgi ince ve “Threnodies” bu çizginin iki tarafına da düşüyor.
Sonuçta “Threnodies”, doom/death ve gothic metal ekseninde yeni bir dil kuran bir albüm değil; fakat türün melodik ve anlatısal tarafını genişletmeye çalışan ciddi bir arayış taşıyor. Sorun, bu arayışın her zaman şarkıların çekirdeğine nüfuz edememesi. AKEM MANAH potansiyeli yüksek bir grup, fakat uzun süre ara vermis olmalari belki de albümün bazı yönlerinin eksikliginin sebebidir. Grup ritmini kaybetmeden üretmeye devam etmeli. Çünkü ulaşmak istedikleri sound çok yakında.

