LIVE REPORT
Bosphorus Metal Festivali 2026 — İki Günün Ardından
Farklı bakışlar, ortak festival deneyimi

Bu yılki Bosphorus Metal Festivali’ni farklı bakış açılarıyla değerlendirmek üzere PitStop ekibi olarak yine bir araya geldik. İki gün boyunca sahne önünde ve arkasında yaşadıklarımızı, izlediğimiz performansları ve festivalin bizde bıraktığı izlenimleri ortak bir değerlendirmede buluşturduk. Her birimizin farklı gruplara, anlara ve ayrıntılara odaklandığı bu yazı, festivalin tamamına tek bir pencereden bakmak yerine ekip üyelerimizin bireysel gözlemlerini ve ortak heyecanını bir araya getiriyor. İşte Bosphorus Metal Festivali’nin bu yılki hikâyesi, PitStop ekibinin gözünden.
Selamlar herkese,
Bu yıl beşincisi düzenlenen Bosphorus Metal Festivali’nin üzerinden neredeyse bir hafta geçmesine rağmen hepimizin gözlerini kapattığında güzel anıların canlandığını düşünüyorum. Hâlâ konserdeki melodileri mırıldandığımızı biliyorum.
Ülkemizde sürekliliği olan bir metal müzik festivali kültürü bu festival ile birlikte artık gelişiyor diyebiliriz. Özellikle organizasyonun da çabası ve amacı bu yönde. Katılımdan veya ülkemizin çeşitli sorunlarından bağımsız olarak bu festivalin devamlılığının olması, yine her şeyden bağımsız, takdir edilmesi gereken bir şey. Özellikle iptal edilen konserler göz önüne alındığında buradaki başarı, bu müziği dinleyen herkes adına bir umut uyandırıyor. Bu bağlamda son iki yıldır festivalin ikinci gününde bir sonraki festivale ilişkin grupların açıklanması da artık Bosphorus’un geleneği hâline geldi…
Daha bu yılı anlatmadan bir anda 2027 yılından bahsetmek, benim de içimdeki heyecanı anlatıyor aslında. Her yıl öncelikle içimdeki duygu şöyle oluyor:
Biz, metal müziğin ekstrem tarafını seven müzikseverler olarak genellikle ana akım gruplardan ziyade ülkemize gelmemiş ya da 50-100 kişinin bildiği, dinlediği ve hastası olduğu grupların ülkemize gelmesini isteyen taraftayız ve ne tesadüf ve mutluluktur ki bu organizasyonun da amacı ve hevesi bizimle aynı yönde. Dolayısıyla bu konserin daha fazla insana ulaşması, bir şekilde bilet satabilmesi veya iyi geçmesini en başta her şeyden daha çok istiyoruz.
Bu girizgâhtan sonra gelelim bu yıl yaşadığımız ve hissettiklerimize. Yine bu yıl Pitstop ekibi olarak organizasyonun sahne arkasında, sahne önünde çeşitli görevlerle elimizden geleni yapmaya ve bu organizasyonun sorunsuz olması veya sonrasında hafızalarda yaşatılması için çaba gösteriyoruz.
Festival, yine geçen sene olduğu gibi grupların ve müzik üzerine konuşan konukların katıldığı konferans ile başladı. Ben bu konferansa maalesef işten izin alamadığım için katılamadım ama ekibimizden Hüseyin ve Eylem konferanstaki yerlerini aldılar ve akşam da yine geçen sene olduğu gibi grupların ve basının davet edildiği tekne gezintisine eşlik ettiler. Tabii bu özel etkinliğe katıldıkları için çok şanslılardı.

Ben festivale ilk gün Kampfar sahneye çıkmadan önce geldim. Geçtiğimiz yıllarda Brutal Assault Festivali’nde izlemiş olduğum grubu kendi sahnemizde çok merak ediyordum, zira Norveçli grup kendi türünde birçok dinleyicinin saygısını kazanmış ve bugüne kadar geldiği çizgiyi bozmayarak sürekli üstüne ekleyerek güzel işlere imza atmış bir grup. Kampfar, kendisinden beklediğimiz üzere sahneye oldukça enerjik çıktı ve sürekli olarak seyirciyi de şovuna dâhil ederek güzel bir setlist ile benim için festivalin açılışını yaptı. İlk günün bundan önceki grupları bana çok hitap etmediği için, dediğim gibi, konsere bu grup ile başladım.
Tabii ülkemizde underground kalan bu grup yine hatırı sayılır bir izleyiciye çalarak sahneden ayrıldı ama konserin tadı da damağımda kaldı. Özellikle bu tip grupların festival ile birlikte ülkemize gelmesini çok değerli buluyorum.

İkinci izlediğimiz grup Exhumer oldu. Grubun çok ilgilisi olmadığım için biraz da dinlenmek amacıyla konseri gerilerden izlemeye başladım ama grubun enerjisi o kadar yüksekti ki beni sahne önüne kadar getirmeyi başardı. Grubun solisti, eskiden Türkiye’de yaşamış olmasının da vermiş olduğu Türkçeyle seyirciyi etkilemeyi başardı ancak seyirciyi etkileyen tek şey tabii ki Türkçe konuşması değildi. Gitarların sesi gerçekten keskin, makine gibi geliyordu ve herkes bir anda thrash metalin vermiş olduğu gaz ile kendine geldi. Kafalar sallanmaya, mosh pitlere hazırlık yapılmaya başlandı. Grup ilk albümlerine kadar inerek grubu görmek için orada olan seyirciye gerçek bir ziyafet yaşattı. Hepimizin birbirimize söylediği benzer şey, sesin harika gelmesiydi. Konserlere ve festivallere katılan arkadaşlarımız çok iyi anlayacaktır ki ülkemizde yapılan etkinliklerde hepimiz, gelen gruplardan ziyade ses sisteminin tatmin edici olmasını çok önemsiyoruz ki bu organizasyonda da bu isteğimiz sonuna kadar karşılandı diyebilirim.

Yaklaşık 50 dakikalık bir performanstan sonra sahneye yavaş yavaş Moonspell grubu geldi. Sanırım benim grubu dördüncü ya da beşinci izleyişimdi ama her seferinde Moonspell için ayrı heyecanlandığımı söylemek isterim. Özellikle her konserlerinde setlistlerin eski ve yeni albümlerden karışık olarak seçilmesi beni çok cezbeder. Bu festivalde ise grup biraz sesçinin azizliğine uğradı diye düşünüyoruz. Çünkü Exhumer’den sonra gelen ses oldukça bas ağırlıklıydı. Çoğu parçayı ezbere bildiğimiz için zihnimizde şarkıları tamamlıyorduk ancak belki de grubu ilk kez izlemeye gelen seyirci çok da memnun kalmamış olabilir.
Özellikle yeni albümlerinin de çıkmasıyla sahnedeki ilk üç parçaları bu yeni albümden oldu. Albüm yeni olmasına rağmen seyircinin bu parçalara olan ilgisi oldukça yüksekti ve herkesin hoşuna gitti diyebilirim. Zaten yazılan kritikler ve albüm yorumları da grubun son albümünün oldukça tatmin edici olduğunu söylüyordu. İlk üç parçadan sonra grup Irreligious, Extinct ve Wolfheart albümlerinden şarkılar ile sonbahar havasını bize yaşattı. Sadece bugüne kadar izlediğim tüm Moonspell konserlerinde çalınan Herr Spiegelmann parçasının çalınmamış olması bende hafif bir burukluk yaratsa da herkesin bu performanstan memnun kaldığını söyleyebilirim.

Ve son olarak geceyi kapatacak olan I Am Morbid sahneye yavaş yavaş çıkıyordu. Grubun sansasyonel haberlerine girmeden kısaca yorumlarımı belirtmem gerekirse, sahnede çaldıkları parçalara oldukça hâkim, enstrüman sesleri olması gerektiği gibi tınlayan, gerçekten de headliner bir grup izledik. Özellikle death metalin bu kült grubunu görmek için gelen insanlar sahneye hayranlıkla bakıyorlardı ancak yine ülkemiz seyircisinin ilgisine bakınca, gecenin son konseri olan ve headliner olan bir grubun o an çaldığı kişi sayısı oldukça azdı. Belki de yurtdışında olan bir festivalde 5-6 katı izleyiciye çalabilecek bir grubu böyle görmek biraz üzdü diyebilirim.

İlk gün böyle biterken ikinci gün ilgimi çeken grup sayısı ikiydi. Yine de arkadaşlarla sohbet etmek ve çok da ilgilenmediğim grupları canlı izleyebilmek için saat 6.00 gibi alandaydım. Geldiğimde sahnede Sarcofago performanstaydı. Seven ve ilgi duyan arkadaşlarımın grup hakkında güzel izlenimleri olduğunu duydum. Yine sonrasında sahneye Alman thrash metalin eski ve sevilen isimlerinden Tankard çıktı. Özellikle bu türü sevenler bu yıl iki güzel grup izledi diyebilirim. Exhumer’den sonra Tankard da alandakileri coşturan ve konsere dâhil eden bir performansa imza attı.

Derken beni festivale dair heyecanlandıran Kataklysm’e sıra geldi. Hatırı sayılır derecede insan bu grubu ülkemizde ilk kez izleyeceği için heyecanlıydı. Bu tarz festival organizasyonlarında seyirciyi eğlendirecek, kafa sallatacak, kısacası kurtları döktürecek death metal ve metalcore grupları her zaman çok seviliyor. Kataklysm de bu beklentinin hakkını sonuna kadar verdi ve, eğer haddimi aşmazsam, herkesin beklediği grup olan Satyricon ilgisinin de önüne geçen bir performans izledik. Hepimiz o kadar eğlendik ve o kadar enerji harcadık ki Satyricon’a hâlimiz kalmadı.

Grup sürekli olarak seyirci ile iletişimdeydi ve insanları eğlendirmek, konserden keyif aldırabilmek için üstün bir çaba sarf ettiler. Özellikle kendi klasikleri olan crowdsurf olayını konserden önce konuşmuş ve ülkemizde pek de karşılık bulmayacağını düşünmüştük ama hiç de öyle olmadı. Maurizio, As I Slither parçasını anons ettiğinde hepimiz birbirimize bakıp gülümsedik. Maurizio herkesin eller üzerinde sahneye gelmesini istedi ama bilmediği şey, guard’ların bizim ülkemizde bu ritüele yabancı olmasıydı. Yine de seyirci bunu önemsemeyerek crowd surf’e başladı ve gerçekten ortaya harika anlar çıktı. Ben de dayanamayarak kendimi eller üzerine bıraktım. Gerçekten bugüne kadar yurtdışı festivallerinde deneyimlediğim bu olayı ilk kez kendi ülkemde bir festivalde yaşamak bana mükemmel hissettirdi. Bu sebeple gruba ve organizatörlere bir kez daha teşekkür ederim.
Herkesin doyamadığı, bir kez daha çalsalar hayır demeyeceği grubun performansı maalesef sona erdi ve belki de festivalin geçen sene duyurduğundan bu yana en çok beklenen ismi Satyricon’a sıra gelmişti…
Yıllardır konserlere katılan bir müziksever olarak baba diyebileceğimiz birçok grubu izledik ama her konser sonrası birbirimize söylediğimiz cümlelerden biri hep “Abi, bir gün keşke Satyricon gelse de dünya gözüyle izleyebilsek.” idi. Nihayet o an gelmişti ve canlı canlı Satyricon izleyebilecektik.
Tam da burada söylemeden geçemeyeceğim. Organizasyonun co-headliner ve headliner olan gruplara birer saat ayırması hepimizin hevesini kursağında bıraktı. Satyricon gibi efsane bir grubu sadece 1 saat izlemek, daha konser başlamadan hepimizin canını sıkan bir şey oldu. Yine de ilk notalar ile birlikte o görkemli müzik kulaklarımıza geldiğinde hayran hayran sahneye bakıyorduk. Grubun enerjisi de yaptığı müzikten bağımsız olarak oldukça iyiydi. 1 saate sığabilecek güzel bir setlist ile hepimizi kendilerine hayran bıraktılar.
Grubun klasiklerinden olan, hepimizin TRT 2 Rock Market programında klibini izlediği ve tüm ergen metalcilerin bildiği üzere o meşhur sahnesi ile Mother North çalındı. Yine güzel bir konser şarkısı olan K.I.N.G. parçasına katılım çok iyiydi. Bu arada söylemeden edemeyeceğim, tüm grupların ışık şovları da festivalden aldığımız hazzı ikiye üçe katlattı diyebilirim. Çalınan şarkılar ile birlikte yükselen alevler ve ışık şovları, müziği bütünleyen güzel bir detay oldu.
Satyricon’un çaldığı 11 şarkı ne zaman başladı, ne zaman bitti bizim için göz açıp kapama zamanı kadar kısaydı. Hepimiz alandan ayrılırken Satyricon mırıldanıyorduk :)
Bu arada tabii ki önümüzdeki yılın grup kadrosundan da üç isim açıklandı ve organizasyon yine ülkemizde henüz konser vermemiş ve eminim ki birçok metal müzik dinleyicisinin görmek isteyeceği üç grubu açıkladı.
Kanonenfieber, Vreid ve Textures orada olan birçok seyirciyi etkiledi ancak yine de tabii ki hepimiz daha büyük ve heyecanlandıran gruplar bekledik. Geçen seneki gibi büyük bir isim duymadığımız için biraz da hayal kırıklığı oldu. Gerçi açıklanan grupların metal müzik sahnesindeki isimleri asla tartışılmaz ancak dediğim gibi ülkemizde biraz daha farklı bir istek var.
Ve böylece bu yılın da sonuna gelmiş olduk ve iki günlüğüne de olsa bu müziğin illüzyonu içinde, gerçek ve yaşadığımız o hayattan kopup harika zaman geçirdik.
Bu arada yazının sonunda aklıma geldi ama festivalin güzelliklerinden biri de yeme içme seçeneklerinde kahve, churros gibi sevdiğim şeylerin de olmasıydı. Yiyecek olarak da hamburger, pizza, sosisli gibi seçenekler bence yeterliydi diye düşünüyorum. Fiyat kısmına girmiyorum çünkü festivalde değil de normal hayatta da her şey zaten yeterince pahalı. Yine bu yıl değinmek istediğim bir diğer nokta da alanın yanında bulunan kapalı mekânda açılan, takı, gitar, kıyafet gibi ürünler sergileyen stantların varlığı. Aslında her yıl bu festival, yurtdışındaki benzerleri gibi bir hâle almaya başlıyor diyebiliriz. Türkiye’de gerçekleşen birçok konserde fotoğraflar çeken arkadaşımız Serkan Tekin’in fotoğraf sergisi de oldukça ilgi gördü.
Özetle yine yüzümüzü güldüren bir festivalin sonuna geldik. Önümüzdeki yıla dair yine en büyük isteğim, festivalin hak ettiği değeri daha fazla görmesi diyebilirim. Seneye kopun gelin, hep birlikte bu güzel etkinliği büyütelim.

3000 AD.
Festivalin ilk günü açılış grubu olarak ilginç ve sürpriz bir tercih olan Yeni Zelandalı thrash grubu 3000 AD sahnedeydi. Son derece enerjik olan grubun performansı, sıcak havaya rağmen seyircilerin ortama ısınmasına büyük katkıda bulundu. Özellikle davul-vokal Bones’u izlemek oldukça keyifliydi. İlk kez şahsım adına bir thrash grubunda vokalin davulcu tarafından yapıldığına tanık oldum ve bu oldukça ilginç bir deneyimdi. Dünyadaki Bosphorus benzeri festivallerin tamamında bu ülkesel ve tarzsal çeşitliliğe çok önem veriliyor. Bu açıdan bu grubun seçimini çok başarılı bulduğumu söylemeliyim.

KHEPRA
Festivaldeki Türk grup seçkisinde yer alan ülkemizin önemli gruplarından Khepra, sahne duruşu ve özeni ile göz doldurdu. Özellikle Türk grupların bu sahne özenini görmek beni gerçekten çok mutlu ediyor. Sadece sahne duruşları ile değil, icraları ile de festivalin iyi performanslarından birine imza atan Khepra, senfonik death metal alanında ülkemizi yurtdışında da son zamanlarda oldukça iyi temsil ediyor. Yine festivalin çeşitliliği adına çok iyi bir tercih olduklarını düşünüyorum. Sadece belki çıkış saatleri bir tık daha geç olabilirdi kanaatindeyim.

CUTTERRED FLESH
Çek brutal death/core grubu gerçekten ilk günün festival sahnesini performansları ile inanılmaz hareketlendirdi. Enerjileri ve sahne istekleri ile festivalin ateşleyici gruplarından biri oldular. Özellikle vokalist Jirka’nın müthiş sahne hareketliliği gerçekten seyir keyfi yüksek bir performans izletti ve sıcak havanın seyirci üzerindeki rehavetini kaldırdı. Bu tarz grupların uzun soluklu festivallerdeki ateşleyici gücünü çok değerli buluyorum çünkü seyircinin nabzını sürekli yüksek tutmak gerçekten zor bir iş. Bu anlamda yine grubun seçilimini çok yerinde buldum.

FLESHLESS
İlk günün ikinci Çek grubu olan Fleshless, resmen enerji bayrağını Cuttered Flesh’ten devralmış hissi yarattı. Death metal grubu seyirciyi hareketlendirmekle kalmayıp festival ruhuna tam anlamıyla entegre etti. Yine günün sıcak saatleri olmasına rağmen oldukça canlı bir performans sergilediler. Seyircinin katılımı anlamında festivalin ilk günündeki en enerjik anlardan birini yaşattılar diyebilirim.
İkinci gün gündüz grupları
YAŞRU
Uzun yıllardır bazı şarkılarını çok severek dinlediğim Yaşru’yu ilk kez bu festival sayesinde canlı izleme şansını buldum. Sahnede gördüğüm ise tam anlamıyla beni mutlu eden ve günün erken saatleri olmasına rağmen seyirciyi de ele geçiren bir performanstı. Yaşru’nun orijinalliğini ve eski Türk kültürünü yansıtan hem işitsel hem görsel hem de liriksel folk havasını çok seviyor idim zaten ama sahnedeki duruşları da gerçekten çok başarılıydı. Diğer değinmek istediğim bir konu ise maalesef bazı yabancı gruplarda göremediğimiz nezaket ve beyefendilik unsurlarının bu grup elemanları bazında yansıması oldu. Bence gerçek Türk insanı nasıl olunur’u beyefendi duruşları ve nezaketleri ile çok güzel temsil ettiklerini düşünüyorum. Kendilerine sadece iyi müzikaliteleri için değil, bu anlamda da bir parantez açmak istiyorum.
NAHUM
Yine Çek metali ile günün ilk saatlerinde festival alanı alevlendi. İlk kez canlı dinlediğim grubun death thrash karışımı tarzları festival ruhuna çok uygundu. Seyircinin günün erken saatleri olmasına rağmen tepkisi de bu paralelde çok uyumluydu. Özellikle başarılı davul ve vokal performansıyla dikkat çeken ve kısa sürede sıcak havanın sebep olduğu rehaveti kıran Nahum, seyirciyle kurduğu samimi iletişimle sahne önünü hareketlendirmeyi bildi. Günün ateşleyici gruplarından biri olmayı başaran ekip kesinlikle festivalin akılda kalan gruplarından oldu.
ATROX TRAUMA
Macaristan’ın thrash/death metal sahnesindeki önemli isimlerinden Atrox Trauma, enerjisiyle yine erken saate rağmen alanı dolduran metal severleri anında yakalamayı başardı. Sağlam gitar riffleri, yüksek tempolu davul ritimleri ve vokalistlerinin net tarzıyla tam bir modern thrash metal fırtınası estirdi. Erken sahne saatinin dezavantajını, sahneye adım attıkları andan itibaren sergiledikleri profesyonel duruş ve enerjiyle tamamen avantaja çevirdiler.
Bu sebeplerden dolayı İstanbul seyircisinden kesinlikle tam not aldıklarını ve mutlaka yeniden gelmeyi isteyeceklerine eminim.


Veee festivalin host band’i Moribund Oblivion sahneye çıkar. Kadroda değişiklik olacağını biliyordum ama bu denli beklemiyordum açıkçası. Feyzi abinin gittiğini biliyordum ama davulda İlkay abinin olmadığını öğrenmem (kalıcı mı değil mi bilmiyorum) büyük sürpriz oldu. Günün öğle saatlerinde Bahadır abi “Aşağıdan gel, alacaklarımız var.” dediğinde arkaya bir şeyler taşıyacağız düşüncesindeydim. Lakin kapıya indiğimizde Utku (Black Tooth) abiyi görmem şaşırttı doğrusu. Beklemediğim bir kişiydi. Arabadan davul ekipmanlarını almamız ve bunları sahne arkasına götürelim demesiyle şimşek çaktı :). Ve sahne hazırlıkları başladı, gülüşüldü, konuşuldu ve merdivenden aşağıya doğru koşar adım fırladılar. O esnada Bahadır abinin istemsizce “Hem arkada işler var hem de sahneye çıkmak öff stresliymiş Hüseyin.” demesi tebessüm uyandırdı bende :). Bunca yıldır bu kadar sahne tozu yutmuş bir adamın üstünde bile bu kadar stres oluşturuyorsa orada ciddi bir emek vardır derim ben. Aslında o tedirginlik korku değil, host band olmanın verdiği bir gurur ve heyecanın karışımı olsa gerek.
Nitekim bu an sadece sahneye fırlayana kadarmış. Mikrofonun karşısına geçince tüm o heyecan alıp gitmişti üzerinden ve gözlerinde sadece seyirci ile kurmak istediği bağ görünüyordu. Bu sefer sahnede Feyzi abiyi değil de Khepra’dan Dou abiyi görmek ister istemez garip bir duyguydu. Malumunuz, bir grupta gözünüzün alıştığı kişileri sahnede ararsınız. Neyse ki Dou abi de sanki grupta uzun süredir çalıyormuş gibi aksatmadan, makine gibi çaldı parçaları.
En son Nisan ayında yeni albüm turnesi için Türkiye’de konser vermişti Moribund Oblivion. Kapalı mekân konserinden ziyade kesinlikle açık havada daha rahat olduklarını söyleyebilirim. Yeni albümden parçaların da olması güzeldi.
Bu arada sahne sırasında ufak bir teknik sorun yaşadılar. O sırada ekiptekilerle şöyle bir muhabbet geçti:
“Abiiii, ne olursa da Bahadır’a oluyor, bir önceki konserde teknik sorun onlarda olmuştu.”
Yandan birisi de:
“Abi bırakın işte, nazar çıkıyor. Olacaksa onlarda olsun :)”
Ahaha, aslında bakarsanız çok doğru. Düşünsenize, onlarca grup getiriyorsunuz ve her birisi saat gibi işleyerek sahneden ayrılıyor. Varsın Moribund’da olsun bu arızalar, aksaklıklar. Onların takılacağı şey değil, onlar sizlere güzel bir festival sunmanın mutluluğu ile sahnedeler zaten.
Velhasılkelam, Moribund Oblivion canlı izlemeyi sevdiğim bir grup. Kim ne derse desin, Bahadır abi ve grup arkadaşlarını o sahnede görmek güzel bir duygu. Var olsunlar, seviliyorlar...

Fotoğraflar


https://https://www.bosphorusopenairmetalfest.com/

