Inline image

Bir festivalin anatomisi ancak bu kadar önceden, bu kadar güzel anlatılabilirdi… Evet, Bosphorus Müzik Konferansı Beyond the Underground için tam olarak içimden geçen hissiyat bu oldu. Konferans ilk açıklandığında açıkçası konseptini tam kavrayamamış; özellikle bu kadar çok konuşmacının sürece nasıl entegre olacağını ya da nelerden bahsedeceğini kestirememiştim. Ancak daha ilk oturum olan "Metalin Kültürel Gücü" temasıyla yapılan giriş, bana bu konferans fikrinin ne kadar ufuk açıcı bir yaklaşım olduğunu gösterdi. Özellikle metalin bir şehrin yaşam biçimini şekillendirebilme ihtimalinin tartışıldığı kısmı çok ilgimi çekti. Bu konuda örnek alınan Bergen ve Oslo gibi Norveç kentlerinin İstanbul'a örnek teşkil edip rol model alınabileceği fikrine bayıldım. "Neden İstanbul da bir metal kenti olmasın?" ya da bunu sağlamak için neler yapılabileceği konusu, bence tartışılan en önemli başlıklardan biriydi. Konuşmacılar, bir festivali sadece konserler bütünü olarak değil; bir yaşam tarzı olarak ve şehir dinamiği içindeki yeri ve etkisi üzerinden bütüncül bir şekilde değerlendirerek çok farklı ve doğru noktalara temas ettiler.

Inline image

Diğer oturumlardan "Metalin Geleceği" konusu ise yapay zekâ (AI) ve dijital yayın (stream) platformlarının güncel durumundan tutun, yine metal kültürünün geleceği adına pek çok önemli konunun konuşulduğu bir bölüm oldu. En önemlisi de Türkiye'deki metal kültürüne dair son dönemlerdeki yanlış anlaşılmaların ya da negatif düşüncelerin nasıl tersine çevrilebileceği ile ilgili bilgilendirici bir oturum gerçekleşti. Bu noktada izleyicilerden gelen sorulardan biri beni çok etkiledi: "Birileri metal müzik adına kötü konuşurken ve negatif propaganda yaparken; basın yayın organlarında ya da sosyal medyada metal müziği savunacak akademisyenler, bilim insanları neden yok? Ya da var olanlar neden bu konuya eğilip anlatmıyor?" Biz metal müzikseverlerin adına doğruları anlatarak konuşacak birileri olmayınca, yanlış anlaşılmaların ve ön yargıların da önüne maalesef geçilemiyor. Bu soru beni gerçekten çok etkiledi. Katılımcılardan özellikle Dr. Tunca Arıcan'ın da bu konuyu önemli bulduğunu ve yakın zamanda bu meseleye eğileceğini söylemesi hoş bir ikili iletişim anıydı. Konferansın interaktif kısmı beni bu açıdan çok tatmin etti. En az konuşmacılar kadar az ama öz sorulan kaliteli sorular gerçekten çok kıymetliydi ve kanaatimce konferansın dinlenilirliğini artıran faktörlerden biriydi.

Inline image

"Metal Müziğin Görünmeyen Endüstrisi" kısmı da gerçekten özellikle sektörün içinde olanların, müzisyenlerin, yatırımcıların ve organizatörlerin dinlemesi gereken bir bölümdü. Neden daha çok konser, neden daha çok festival gerekli? Bunların sürdürülebilirliğinin müzisyenler ve plak şirketleri üzerindeki etkileri, zorlukları ve olması gerekenler etraflıca tartışıldı. Hem müzisyen hem de organizasyon kısmında yer alan kişilerin konuşmacı olmasının bu noktada çok doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum. Empati ile sektörün tüm iç ve dış yüzüne bakabilmeleri ve bunu aktarabilmeleri adına çok ama çok faydalı bir oturumdu.

Inline image

Gelelim benim favori oturumuma. Gerçekten dinlemeye doyamadığım ve "Umarım seneye de aynı ekip ya da bir benzeri yine gelir," diyerek dinlemekten büyük haz aldığım, "Metal Sahnesi Nasıl Yaratılır?" konulu oturum beni gerçekten çok etkiledi. Burada, alanında uluslararası çapta bilinen işin profesyonellerinden yaşadıkları tecrübeleri ve İstanbul'u bir metal kentine nasıl dönüştürebileceğimizi dinledik. İstanbul'un bu anlamda havalimanı ve uluslararası seyahat konusundaki avantajı ile kültürel mirasının, festivale gelenleri oldukça çekebileceği konuları özellikle vurgulandı. Beni konferansta en çok etkileyen bölümün bu olmasında, şahsımın en sevdiği festival olan Beyond the Gates'ten yetkili bir isim olan Asmund Prytz'ın da konuşmacılar arasında yer alması etkili oldu. Bergen'in nasıl bir metal şehri olduğunu ve bunu festival adına nasıl değerlendirdiklerini detaylarıyla anlattı. Birebir o festivali yaşamış biri olarak Bosphorus Metal Konferansı'nın (veya Bosphorus Rock Fest'in) bu paralelliği rol model alması beni gerçekten etkiledi. "Vizyon budur," dedim. Ümit ediyorum bu oturumda İstanbul ve Bosphorus için öngörülen, istenen tüm yenilikler, gelişmeler ve düzenlemeler yapılabilir ve kalıcı olur. Eğer öyle olursa, İstanbul'un dünya çapında kalıcı bir metal festivaline ev sahipliği yapması bence asla imkânsız değil.

Inline image

Son ve sanırım konferansın en çok beklenen oturumu ise Moonspell frontmanı Fernando Ribeiro'nun konuşmasıydı. Kendisi yeni çıkan kitabından, son albümlerinden, genel olarak sanata ve yaratım sürecine olan bakışından, hayatından güzel anekdotlar paylaşarak aktarımda bulundu. Kendisiyle röportaj yapacağım için bu dakikalarda çok ama çok heyecanlıydım, o sebeple çok detay aktaramıyorum ama kesinlikle çok pozitif bir etkileşim yaşandığını söyleyebilirim.

Toparlamam gerekirse; başlangıçta konferansın amacını ve içeriğini çözemeyip ön yargılı olsam da dinlediğim konulardan ve aktarılanlardan çok ama çok memnun kalarak ve şaşırarak ayrıldım. Türkiye'de metal camiasının bu tarz ciddi ve profesyonel platformlarda bu konuların konuşulmasına çok ama çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Dinlerken büyük keyif aldım. Düzenleyenlerin ve katılımcıların gerçekten emeğine sağlık.

Seneye Türk metal camiası adına ufuk açtığını düşündüğüm bu konferansta tekrar görüşmek üzere.

Metalle kalın!

Inline image