ALBUM REVIEW
CRYSTAL THRONE - Chantry Of Sacrifice
Güçlü melodiler, teknik yapı, sınırlı özgünlük.

Metz çıkışlı CRYSTAL THRONE'un ikinci albümü "Chantry Of Sacrifice", 5150 yılında geçen ve insanlığın son temsilcisi Hÿldr'ın Dünya'nın gizemli biçimde ortadan kaybolmasının nedenini bulmak için geçmişe yaptığı yolculuğu anlatan bir bilimkurgu konseptine dayanıyor. 2019'da kurulan grubun 2021 tarihli ilk albümünün ardından kadroya davulda Will Ram ve ikinci gitarda John Lemoine'nin katılması, özellikle gitar örgüsünde daha geniş bir hareket alanı yaratmış. Dokuz parçalık albümün tamamına yakınının beş dakikanın üzerinde olması da anlatının müzikal karşılığını doğrudan etkiliyor.
Bu uzun soluklu yapı, "Chantry Of Sacrifice"ın en belirgin bestecilik tercihine dönüşüyor. 'Children Of The Ruins' ve 'Tides Of Ages' hızlı Power Metal temeli üzerine Progressive ve yer yer Speed Metal unsurlarını yerleştirirken, çift gitar harmonileri melodiyi sürekli ileri taşıyor. CRYSTAL THRONE burada 1980'ler Amerikan Progressive/Power Metal geleneğine, özellikle QUEENSRŸCHE, CRIMSON GLORY ve SYMPHONY X çizgisine oldukça açık biçimde yaklaşıyor. 'A Hero's Call'daki konuşmalı, fütüristik girişin ardından gelen yapı bu referansı daha da belirginleştiriyor; bu noktada net biçimde belirtmek gerekir ki ilk riffiyle birlikte kulaklarımıza hücum eden bu kayıt eski bir formülü kullanma refleksinin çok üstüne çıkarak keskin riffler, yüksek perdedeki vokaller ve gitarların melodik karşılıklı kullanımıyla parçaların klasik Heavy Metal omurgasını koruyarak kendi soundunu oluşturma adına somut adımlar atıyor.

Terry DeFire'ın temiz ve geniş aralıklı vokali bu yapının merkezinde duruyor. Özellikle yüksek notalara çıktığı bölümlerde 1980'ler ve 1990'ların Amerikan Metal vokal geleneğini hatırlatan bir karakter taşıyor. Buna karşın vokal melodilerinin tamamı aynı ölçüde kalıcı değil. Besteler ilerledikçe vokal çizgileri karmaşık yapılara ustaca yerleştirilse de bazı nakaratların parça sona erdikten sonra yeterince güçlü bir iz bırakmadığı hissediliyor. Bu, albümün teknik yeterliliğinden çok melodik hafızayla ilgili bir mesele.
'Electrical Savior' ile tempo bir miktar geri çekilirken melodik taraf daha fazla öne çıkıyor. 'Walls Of Silent Mourn' ise orta tempolu yapısı, hareketli gitarları ve daha kasvetli armonik karakteriyle albümün atmosferini çeşitlendiriyor. Burada konseptin anlatısal iniş çıkışları müziğe yansıyor: parçalar yalnızca hızlı ve gösterişli bölümler arasında gidip gelmiyor, tempoyu ve yoğunluğu hikâyenin dramatik akışına göre değiştiriyor. 'Antagonists' ise bunun tam tersine yüksek enerjili bir bölüm olarak ilerliyor; kadın konuk vokalin eklenmesi ve Max Waynn'in melodik çizgiyi takip eden solosu parçanın renk paletini genişletiyor.
Waynn'in gitar çalışı albümün en sağlam taraflarından biri. Sololar teknik gösteriş için müziğin önüne geçmek yerine çoğunlukla melodik yapının devamı gibi işliyor; iki gitarın birlikte kurduğu harmoniler ise CRYSTAL THRONE'un klasik Heavy Metal mirasını Progressive yöneliminden daha görünür kılan unsurlardan. Jefferson Brand'ın bas gitarı da özellikle alt frekansları dolduran belirgin kullanımıyla bu gitar merkezli yapının altında sağlam bir zemin oluşturuyor. Grubun performansındaki teknik yeterlilik konusunda kaynaklar arasında belirgin bir fikir birliği bulunması da tesadüf değil: burada sorun çalma becerisi değil, bu becerinin bestelerde ne kadar ekonomik kullanılabildiği.
Çünkü "Chantry Of Sacrifice"ın temel zaafı, fikir eksikliğinden ziyade fikirlerin yeterince sıkı biçimde düzenlenmemesi. 'Antagonists' ve özellikle 'Insurgent Outcry' gibi uzun parçalar çok sayıda tempo değişimi, geçiş ve farklı bölüm barındırıyor; ancak bu hareketlilik her zaman dramatik bir karşılık üretmiyor. Dokuz parçanın neredeyse tamamının uzun tutulması, albümün anlatısal kapsamını desteklerken bazı bölümlerde tekrar hissini de artırıyor. Konsept albüm formatı burada hem avantaj hem sınırlama hâline geliyor: hikâyenin geniş bir alana yayılmasına izin veriyor, fakat her bölümün kendi başına yeterince güçlü bir müzikal kimlik oluşturması gerekiyor.
Bu nedenle 'Sleeping In The Void' özellikle önemli. Yavaş başlayan, koro vokalleri ve ağır ritmik yapı üzerinden ilerleyen final parçası ilerleyen dakikalarda senfonik dokular ve hızlanan bir bölüm ekleyerek albümün önceki bölümlerinde daha sınırlı kullanılan imkânları açığa çıkarıyor. Sonundaki dramatik kapanış, CRYSTAL THRONE'un yalnızca QUEENSRŸCHE ve Amerikan Progressive/Power Metal mirasını takip etmek zorunda olmadığını da gösteriyor. Asıl soru, bu cesaretin neden albümün daha erken bölümlerinde aynı ölçüde kullanılmadığı.
"Chantry Of Sacrifice" bu haliyle tür geleneklerine hâkim, teknik açıdan güçlü ve melodik açıdan ciddi bir çalışma. Fakat grubun kendi sesini belirginleştirmesi, yalnızca QUEENSRŸCHE, CRIMSON GLORY veya IRON MAIDEN gibi referansları daha farklı biçimlerde bir araya getirmekten geçmiyor; uzun bestelerde hangi fikrin gerçekten gerekli olduğunu daha sert biçimde seçebilmekten de geçiyor. CRYSTAL THRONE'un potansiyeli özellikle gitar çalışmalarında ve anlatıyla müziği birbirine bağlama çabasında açıkça görülüyor. Grubun bir sonraki kaydı için beklentim şimdiden çok yüksek. Eğer daha iyi bir mixaj ve mastering desteği alırlarsa ki umuyorum bu bütçe rahatlığına erişirler, işte o zaman grup için her şey olumlu yönde daha hızlı ilerleyecektir. "Chantry Of Sacrifice" ise bu potansiyelin henüz tam anlamıyla özgürleşmediği, fakat yönünü belirlemek adına çok ciddi bir adım niteliğinde olan bir albüm.


