ALBUM REVIEW
FLAME - Ignis Draconis Daemonicus
Eski okul ruhu, modern prodüksiyonla yeniden hayat buluyor.

Finlandiya çıkışlı FLAME, üçüncü tam zamanlı albümü "Ignis Draconis Daemonicus" ile eylül sonunda tekrar sahneye dönüyor. Grup, albümde black/thrash metalin köklerine kopyalayarak tutunmak yerine, o köklerin hâlâ ne kadar tutkulu olduğunu kendi üslubuyla yeniden ortaya koyuyor. Rifflerin temelinde doğrudan thrash metal saldırganlığı bulunurken, tremolo gitarlar, blast beat'ler ve sert vokaller elimizdeki ürünü belirgin biçimde black metal tarafına çekiyor. Ancak grubun asıl karakteri, bu iki türü mekanik biçimde yan yana getirmesinde değil, thrash'in keskin riff disiplinini black metalin ham ve törensel atmosferiyle aynı kompozisyon içinde tutabilmesinde yatıyor. "Ignis Draconis Daemonicus" bu nedenle modern prodüksiyon standartlarına rağmen belirgin biçimde eski okul bir karakter taşıyor; fakat nostaljiye yaslanmakla yetinmeyip grubun daha önce kurduğu estetik çerçeveyi genişletmeye çalışıyor.
Gitarlar albümün belirleyici unsuru. Riffler çoğunlukla kısa, doğrudan ve keskin hareketlerle ilerliyor; özellikle yüksek tempolu bölümlerde tremolo picking ile blast beat'lerin birbirine kilitlenmesi, parçaların hamlığını güçlendiriyor. Burada black metalin atmosfer yaratmaya yönelik gitar anlayışından çok, saldırı kapasitesi öne çıkıyor. Buna karşın melodik pasajlar devreye girdiğinde FLAME'in müziği belirgin biçimde açılıyor. Eski okul black metal rifflerinin melodik varyasyonlarla desteklendiği bu anlar, albümün yalnızca hız ve sertlik üzerine kurulmasını engelleyen temel unsur. Sololar da aynı yaklaşımı sürdürüyor: gösterişçi bir modern metal tekniği yerine, doğrudan 80'ler/90'lar black/thrash estetiğine bağlı, keskin ve geleneksel çizgide ilerliyor.
Bu noktada grubun Finlandiya kökenli olması müziğin karakterini açıklamak için tek başına yeterli değil. "Ignis Draconis Daemonicus", daha çok Yunan black metalinin melodik ve ritüel tarafına yaklaşan bir tavır sergiliyor; VARATHRON veya MACABRE OMEN gibi gruplarla kurulabilecek akrabalık, özellikle melodik rifflerin karanlık ama marşsal yapısında hissediliyor. Bunun yanında Alman black/thrash geleneğinin doğrudanlığı da malzemenin içinde mevcut. Ancak FLAME bu etkileri açıkça taklit eden bir grup izlenimi vermiyor; eski tür kodlarını kendi riff ekonomisi içinde yeniden düzenliyor. Bu açıdan albümün gücü, özgün bir tür icat etmesinden çok, black/thrash'in aşınmış olabilecek yapı taşlarını hâlâ etkili kılabilmesinde.

Ritim bölümü ise bu yaklaşımın omurgasını oluşturuyor. Hızlı bölümlerde davulların blast beat kullanımı gitarların tremolo hareketini yalnızca desteklemiyor, aynı zamanda parçaların hamlık derecesini belirliyor. Daha orta tempolu bölümlerde ise groove'a yaklaşan vuruşlar devreye giriyor ve bu geçişler albümün sürekli yüksek devirde çalışmasını önlüyor. Yine de bu dinamik alan her parçada eşit ölçüde kullanılmıyor. Bazı besteler, özellikle uzun tutulmuş bölümlerde, aynı riff yoğunluğunu yeterince dönüştürmeden sürdürdüğü için yapısal ivmesini kaybediyor. Yaklaşık yedi dakikaya yaklaşan "Black Flames Divination" bu açıdan albümün önemli bir zaafını ortaya koyuyor: FLAME'in fikirleri genişletmekten çok yoğunlaştırdığında daha ikna edici olması.
Buna karşılık "Mystical Voice of My Demon Master" gibi parçalar grubun neden melodik ve groove odaklı ayrıntılara daha fazla alan açması gerektiğini gösteriyor. Buradaki gitar karakteri daha kolay akılda kalırken ritmik yapı da yalnızca hız üretmek yerine parçanın kimliğini destekliyor. "Deification (The Serpent's Promise)" ise bu yaklaşımın daha dengeli bir örneği olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla albümün en iyi anları, grubun klasik black/thrash formülünü basitçe uyguladığı bölümler değil; doğrudanlık ile melodik hafızayı aynı riff mantığında buluşturduğu anlar.
Vokal kullanımı da bu eski okul yaklaşımın önemli bir parçası. Tiz black metal çığlıkları ve daha kirli, saldırgan vokal karakteri müziğin thrash temelli rifflerini black metal estetiğine bağlıyor. Ancak vokallerin işlevi yalnızca agresyon üretmekle sınırlı değil. Bazı bölümlerde konuşmalar, fısıltılar ve ritüelistik vokal katmanları kullanılıyor; bir noktada temiz vokalin devreye girmesi de albümün atmosferik alanını genişletiyor. Bu unsurların tamamı eşit derecede belirleyici değil. Özellikle synth, ritüelistik ilahiler ve fısıltıların kullanıldığı bölümler albümün genel riff mantığını değiştirmekten ziyade atmosferik çerçeveyi koyulaştırıyor. Yani burada deneysel bir tür dönüşümden çok, mevcut black/thrash yapısının etrafına eklenen kontrollü atmosferik katmanlardan söz etmek daha doğru.
Bu tercih, albümün lirik yönüyle daha anlamlı bir bütünlük oluşturuyor. FLAME'in ilk dönemlerindeki doğrudan blasphemous/satanik yaklaşımın yerini Thelema, Typhonian ve Draconian gelenekleri, Chaos Magick ve Luciferian felsefeler üzerinden daha ezoterik bir dil almış durumda. Bu değişim müziğin temel yapısını dönüştürmüyor; ancak albümdeki ritüelistik vokaller, synth dokuları ve atmosferik geçişler sayesinde tematik yönelim yalnızca sözlerde bırakılmamış oluyor. Özellikle "Ignis Draconis Daemonicus" başlığındaki ateş, ejderha ve içsel dönüşüm kavramları düşünüldüğünde, albümün ses dünyasına eklenen bu unsurlar dekoratif olmaktan tamamen kurtulmasa da belirli noktalarda tematik çerçeveyi destekliyor.
Prodüksiyon ise bu malzemenin çağdaş dinleme koşullarında ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri. Ses yeterince güçlü ve ağır, fakat black metalin karakteristik pürüzlerini sterilize edecek kadar temiz değil. Gitarların keskinliği korunurken davulların fiziksel ağırlığı hissediliyor; böylece albüm hem profesyonel bir miksajın netliğine hem de underground black/thrash'in köşeli dokusuna sahip oluyor. Özellikle epik pasajlarda ses duvarının aşırı cilalanmaması önemli, çünkü FLAME'in müziğinin cazibesi tam olarak bu kontrollü pürüzlülük ile bestelerin daha görkemli tarafı arasındaki gerilimden doğuyor. Greg Chandler'ın miks ve mastering yaklaşımının burada önemli bir rol oynadığı açık; prodüksiyon grubun eski okul karakterini modernleştirmek yerine onu daha belirgin hale getiriyor.
Albümün görsel ve lirik dünyası da bu ses anlayışını destekliyor. Latince başlık, satanik ve okült terminoloji ve ritüelistik ses unsurları ilk bakışta türün alışıldık sembolik alanına fazlasıyla yakın duruyor. FLAME'in avantajı ise bu estetik kodları müziğin doğrudan saldırganlığıyla birleştirmesi. Dolayısıyla albüm, güncel black metal sahnesindeki daha atmosferik, deneysel veya post-black yönelimlere yaklaşmak yerine, türün geleneksel kimliğini koruyarak kendi kapsamını genişletmeyi tercih ediyor.
Sorun da tam burada ortaya çıkıyor. Albümün tutarlılığı zaman zaman tekdüzeliğe dönüşüyor. Hızlı, kirli ve köşeli rifflerin art arda gelmesi FLAME'in karakterini netleştiriyor, fakat aynı zamanda dinamik kontrastın etkisini azaltıyor. Yavaş ve orta tempolu bölümler daha fazla öne çıkarıldığında albüm nefes alıyor; melodik fikirler devreye girdiğinde ise parçalar daha kalıcı bir kimlik kazanıyor. Bu nedenle grubun geliştirmesi gereken alan sertliği veya hız kapasitesi değil, bu kapasiteyi ne zaman geri çekmesi gerektiği. Çünkü "Ignis Draconis Daemonicus"un en güçlü tarafı zaten saldırganlığın kendisi değil; saldırganlığın melodik ve atmosferik ayrıntılarla kesiştiği noktalar.
FLAME burada çağdaş black metalin yenilik arayışına katılmak yerine, black/thrash'in geleneksel sözlüğünü mümkün olduğunca sağlam kullanmayı seçiyor. Bu yaklaşım albümü geniş bir dinleyici kitlesine açmayabilir; hatta türün temel estetiğine mesafeli olanlar için parçaların yüksek yoğunluğu belirli bir noktadan sonra birbirine karışabilir. Fakat grubun hedefi zaten şüphecileri ikna etmekten çok, bu formun temel prensiplerini hâlâ ciddiye alan bir dinleyiciye güçlü bir alternatif sunmak gibi görünüyor.
"Ignis Draconis Daemonicus" bu nedenle geçmişi yeniden canlandırmaya çalışan nostaljik bir tutumla ilerleyen black/thrash albümünden çok, eski okul formülün hangi ayrıntılar sayesinde hâlâ canlı kalabildiğini gösteren kontrollü bir çalışma. FLAME'in en ikna edici olduğu yer, hızın kendisini amaç olmaktan çıkarıp keskin riffler, melodik gitarlar ve törensel atmosfer arasında bir taşıyıcıya dönüştürdüğü anlar. Albüm, bu ayrıntıları daha sık öne çıkarabilseydi çok daha geniş bir kompozisyonel alan açabilirdi; mevcut haliyle ise sahnesinin sınırlarını zorlamaktan çok o sınırların içinde ne kadar sağlam durabileceğini gösteriyor. Bu da "Ignis Draconis Daemonicus"u, black/thrash'in hamlığını modern prodüksiyonun ağırlığıyla buluşturan, fakat en güçlü fikirlerini daha sıkı ve daha seçici kullandığında etkisini artırabilecek bir FLAME kaydı haline getiriyor.

facebook.com/satansflame
primitivereaction.com
primitivereaction.bandcamp.com
facebook.com/primitivereaction666

