Inline image

Coburg çıkışlı IN THIS HELL, 80’ler ve 90’ların Death, Thrash ve Black Metal geleneklerini aynı potada eriten ilk uzunçalarını yayımlıyor. Dokuz parçaya yayılan 45 dakikayı aşkın süre, grubun Extreme Metal’in farklı damarlarından beslenen yaklaşımını tanımak için yeterli malzeme sunuyor. "Bliss" adıyla müziğin karanlık içeriği arasındaki tezat da grubun insan doğasına bakışıyla anlam kazanıyor. Burada aklın ve ahlakın geri plana itildiği, güç arzusunun belirleyici hâle geldiği bir dünya var.

'There Are No Voices' ile açılan albüm, Death Metal’in fiziksel ağırlığını Thrash Metal’in ileri atılan ritimleri ve Black Metal’in karanlık atmosferiyle birleştiriyor. IN THIS HELL’in farklı türlerden aldığı unsurlar birbirinden kopuk durmuyor; belirgin riffler ve hız değişimleri, bu bileşimin müzikal omurgasını oluşturuyor. Eski okul Extreme Metal’in sertliği hissedilirken gitar kullanımındaki modern dokunuşlar ve beklenmedik geçişler, müziğin yalnızca nostaljiye yaslanmasını önlüyor. Yine de grubun asıl sınavı, tanıdık tür geleneklerini bir araya getirmekten çok, bu birlikteliğe kendine özgü bir karakter kazandırmak.

Gitarların farklı tempolarda şekillenen riffleri, "Bliss"in en ikna edici taraflarından biri. Orta tempolu, ağır bölümlerle hızın belirgin biçimde yükseldiği kısımlar arasında kurulan karşıtlık, özellikle 'The Longing Sticks To Us' ve 'King' gibi parçalarda bestelerin hareket alanını genişletiyor. Bu bölümlerde sertlik yalnızca çalım hızından kaynaklanmıyor; ritmik değişimler, rifflerin ağırlığını farklı biçimlerde hissettiriyor. Yer yer beliren marş karakterli melodik çizgiler de müziğin hafızada kalmasına yardımcı oluyor. 'Our Little Kingdom' içindeki marşvari pasajlar, grubun agresifliği melodik bir odakla birleştirdiğinde daha etkili olabildiğini gösteriyor.

Inline image

F.N.’nin davulları, hızlı blast beat’lerden groove ağırlıklı bölümlere geçiş yaparak bu hareketliliği destekliyor. Gitarların değişen temposuna uyum sağlayan performansı, albümün sertliğini korurken ritmik açıdan farklı alanlar açıyor. Pharatyr’in kaba, hırıltılı vokalleri ise müziğin karanlık ve saldırgan karakterine uygun bir yerde duruyor. Çığlıklar ve derin growl’lar, enstrümantasyonun içine yerleşerek parçaların sertliğini pekiştiriyor. Sarkaz’ın ritim gitarıyla Pharatyr’in lead gitar kullanımı da belirgin rifflerin ve yer yer öne çıkan melodik ayrıntıların şekillenmesinde rol oynuyor.

Bununla birlikte, "Bliss"in dokuz parçalık bütününü değerlendirmek, tek tek şarkıların etkisinden daha farklı bir sonuç doğuruyor. 'Over The Line' ve 'Meant To Feed The Fire' gibi parçalar yoğun saldırganlığı ve kasvetli atmosferi ön planda tutarken, benzer bestecilik tercihleri albüm ilerledikçe kendini tekrar etmeye başlıyor. Her parçanın kendi içinde sert ve işlevsel olması, aralarındaki yapısal farkların yeterince belirgin olduğu anlamına gelmiyor. Hızlı bölümlerle groove odaklı geçişler mevcut olsa da bunlar her zaman daha geniş bir dinamik değişime dönüşmüyor. Sonuçta albümün ilk dinleyişte sunduğu enerji, kesintisiz dinlemede yer yer etkisini yitiriyor.

Bu durum, grubun müzikal becerisinden ziyade düzenlemelerdeki tercihleriyle ilgili. Daha belirgin tempo karşıtlıkları, rifflerin farklı biçimlerde geliştirilmesi ve melodik bölümlere daha fazla alan açılması, parçaların karakterlerini birbirinden ayırabilirdi. 'In This Hell'deki Brutal Death Metal yönelimli kırılma ve 'Over The Line'ın ortalarında duyulan köprü bölümü, grubun mevcut formülün dışına çıktığında da etkili sonuçlar üretebildiğini gösteriyor. Özellikle 'King'in orta tempolu yürüyüşü, albümün finaline daha farklı bir ağırlık kazandırıyor. Bu tür ayrışmaların daha sık ve daha cesur biçimde kullanılması, "Bliss"in bütünlüklü dinleme deneyimini güçlendirebilirdi.

Prodüksiyon da değerlendirmeyi etkileyen unsurlardan biri. Hafif taşan, ham ve zaman zaman aşırı yüklenmiş ses, müziğin kirli karakterini destekliyor; sert riffler ve davullar bu sayede cilalanmış bir görünümden uzak kalıyor. Ne var ki aynı yaklaşım, özellikle daha yoğun bölümlerde enstrümanların ayrışmasını zorlaştırıyor. Daha kontrollü bir miks, grubun zaten sahip olduğu ritmik ve melodik farklılıkları belirginleştirebilirdi. Burada hamlık başlı başına bir kusur değil; sorun, bu tercihin müziğin dinamiklerini ne ölçüde görünür kıldığı. Mevcut ses karakteri atmosferi beslerken bazı ayrıntıların etkisini de sınırlıyor.

Death, Thrash ve Black Metal arasındaki geçişler günümüz Extreme Metal sahnesinde yeni bir yöntem sayılmaz. IN THIS HELL’in 80’ler ve 90’ların mirasına yaklaşımı da radikal bir tür dönüşümünden çok, bu geleneklerin sertliğini güncel bir çalım anlayışıyla birleştirmeye dayanıyor. Albümün değeri, yenilik iddiasından ziyade bu malzemeyi belirgin bir enerjiyle işlemesinde yatıyor. Ancak kendine özgü bir ses oluşturmak için yalnızca doğru bileşenleri seçmek yetmiyor; bu bileşenlerin her parçada farklı bir ilişki kurması gerekiyor. "Bliss", grubun bu potansiyele sahip olduğunu hissettirirken söz konusu gelişimin henüz tamamlanmadığını da ortaya koyuyor.

IN THIS HELL’in ilk uzunçaları, klasik Extreme Metal geleneklerine hâkimiyetini gösteren, sertliği ve yer yer öne çıkan melodik dokunuşlarıyla dikkat çeken bir başlangıç. Buna karşılık, düzenlemelerdeki tekrarlar ve prodüksiyonun sınırladığı ayrıntılar, albümün uzun vadeli etkisini azaltıyor. Grubun önündeki mesele daha hızlı, daha sert ya da daha karmaşık çalmak değil; zaten sahip olduğu riff gücünü daha belirgin kontrastlarla geliştirmek. "Bliss", sağlam bir çıkış noktası sunuyor, fakat IN THIS HELL’in türün tanıdık bileşenlerinden kalıcı bir müzikal kimlik çıkarıp çıkaramayacağı sorusunu da açık bırakıyor.

Inline image

https://inthishell.de

https://www.facebook.com/inthishellOfficial

https://www.instagram.com/inthishell_official

https://inthishell.bandcamp.com

https://www.youtube.com/@InThisHell

https://www.youtube.com/@MrTrollZorn