ALBUM REVIEW
LEPER COLONY – Back to Primal Sludge
Eski okul death metaline leziz dönüş.

Ulan, eski dostlar bir araya gelince ortaya böyle leziz işler çıkabiliyor işte! Valla, şu eski okul ölüm metalinin yeri bende bambaşka. Ne zaman seksenlerin sonu, doksanların başındaki o kirli, saldırgan ve ruhu olan sound'a denk gelsem kendimi ister istemez o yılların içinde buluyorum. LEPER COLONY'nin üçüncü uzunçaları Back to Primal Sludge da tam olarak bu hissi yaşatan işlerden biri. Öyle olmadık numaralara, teknik gösterişlere veya sırf farklı görünmek için yapılan atraksiyonlara ihtiyacı varmış gibi davranmıyor. Adamlar ne yaptıklarını biliyor ve doğrudan hedefe oynuyorlar.
İşin güzel tarafı, bu albüm yalnızca geçmişin tozlu raflarından çıkarılmış bir death metal nostaljisi değil. Marc Grewe ve Rogga Johansson gibi türün içinde yıllardır ter döken iki ismin ortaklığından bahsediyoruz. Bir tarafta MORGOTH geçmişiyle Alman death metal geleneğini temsil eden Grewe, diğer tarafta PAGANIZER, RIBSPREADER ve REVOLTING gibi gruplarla İsveç death metalinin altını üstüne getiren Johansson var. Davullarda Jon Rudin, konuk gitar sololarında ise Håkan Stuvemark desteğiyle kadro tamamlanıyor. Kısacası Amerikan, Alman ve İsveç death metal ekollerinin ruhu aynı çatı altında buluşuyor. Eski dostlar bir araya geliyor, koalisyon kuruluyor ve ortaya tadına doyulmaz bir death metal ziyafeti çıkıyor.
Albümü dinlerken en sevdiğim noktalardan biri, müziğin ne kadar doğrudan ve akılda kalıcı olduğu. Gitarlar bir yandan Florida death metalinin thrash köklerinden beslenen saldırganlığını taşırken diğer yandan Stockholm ekolünün o karakteristik gitar tonunu hissettiriyor. Riffler karmaşık yapılar arkasına saklanmıyor; ritmi yakalıyor, kafayı sallatıyor ve işini yapıyor. Benim eski okul ölüm metalinde aradığım şeylerden biri de bu zaten. Bir riffin etkili olması için illa ki parmakların klavyede olimpiyatlara katılması gerekmiyor. Bazen doğru zamanda gelen, doğru tonda çalınmış birkaç riff bütün albümü sırtlamaya yetiyor.

Marc Grewe'nin vokalleri de bu anlayışı tamamlıyor. John Tardy'yi hatırlatan o boğuk, yakıcı ve öfkeli tavır, müziğin karakterini belirleyen unsurlardan biri. Burada vokallerin anlaşılmaz bir gırtlak gösterisine dönüşmemesi hoşuma da gitti. Davul tarafında Jon Rudin'in performansı da albümün enerjisini diri tutuyor. Tempolu thrash atakları, ağırlaşan bölümler, çift kros ve blast beat geçişleri arasında kurulan denge sayesinde müzik tek bir şeyin içine hapsolmuyor. Ağırlaştığı yerde ağırlığını hissettiriyor, hızlandığında ise frene basmak için pek hevesli görünmüyor.
Prodüksiyon tarafında ise bizi bekleyen şey, tahmin edilebileceği üzere çiğ, kirli ve bodrum katından çıkmış bir sound değil. Aksine, Back to Primal Sludge oldukça modern, enstrümanların bütün detaylarıyla ortaya çıktığı ve her şeyin adeta parıl parıl parladığı bir kayıt anlayışına sahip. Gitarlar, davullar ve vokaller son derece belirgin bir sunumla karşımıza çıkıyor. İşin ilginç tarafı, müzikal açıdan eski okulun peşinden giden bir albümün bu kadar modern bir prodüksiyonla sunulması. Benim açımdan burada biraz tercih meselesi devreye giriyor; zira eski okul ölüm metalinin o kirli, çamurlu ve yer yer kontrolsüz karakterini seviyorum. Dolayısıyla daha organik ve pürüzlü bir kayıt, albümün ruhuna farklı bir tat katabilirdi. Yine de bu parlak sound, rifflerin gücünü ve müzisyenlerin performansını gölgede bırakmıyor. Kısacası nostaljik ruh eski, sunum ise son derece güncel!
Madness Is a Kingdom ile başlayan bu yolculukta büyük sürprizler beklememek gerekiyor. Zaten albümün olayı da tam olarak bu! Aşındırıcı gitar tonu, cezalandırıcı vokaller ve hafızaya kazınan riffler, müzisyenlerin bu müziği hâlâ büyük bir tutkuyla icra ettiğini gösteriyor. Thrown to the Pigs ise İsveç death metalinin görkemli dönemlerini anımsatan ağır karakteri ve thrash köklerinden beslenen enerjisiyle albümün genel anlayışını güzel biçimde yansıtıyor. Albüme adını veren Back to Primal Sludge da bu ham ve doğrudan yaklaşımın adeta özeti niteliğinde. Her ne kadar prodüksiyon açısından çiğlikten uzak olsa da parça, müzikal karakteriyle daha ilkel, daha saldırgan ve daha enerjik bir ölüm metali anlayışına dönüşü temsil ediyor.
Açıkçası günümüz ölüm metalinde karşıma çıkan aşırı teknik, fazlasıyla pes tonlu ya da sırf vahşetin dozunu artırmak için birbirine benzeyen prodüksiyonlara yaslanan işlerden zaman zaman yoruluyorum. Elbette bu anlayışla yapılmış iyi albümler de var ama benim gönlüm hâlâ o eski günlerde. Ölüm metalinin thrash metalden aldığı mirası henüz tamamen geride bırakmadığı, rifflerin hem sert hem de akılda kalıcı olduğu dönemlerde… Back to Primal Sludge tam da bu damara basıyor. Üstelik bunu eski grupların birer kopyasına dönüşmeden, müzisyenlerin yıllar içinde edindikleri tecrübeyi müziğe yedirerek yapıyor.
Sonuç olarak LEPER COLONY'nin Back to Primal Sludge ile eski okul ölüm metalinin neden hâlâ bu kadar etkili olduğunu hatırlattığını söyleyebilirim. Büyük sürprizlerin peşinde koşan bir albüm değil bu; zaten benim açımdan böyle bir beklenti de yoktu. Benim istediğim şey sağlam riffler, karakterli vokaller, yerinde kullanılan tempo değişimleri ve dinlerken yüzümde o aptalca ölüm metali gülümsemesini oluşturacak bir enerji. Albüm bunları bir araya getiriyor. Modern ve pırıl pırıl prodüksiyonu eski okulun çiğ ruhuna dair beklentilerimle tam örtüşmese de müzikal açıdan sunduğu güçlü malzeme bu durumu bütünüyle gölgede bırakmıyor.
Eski dostlar buluşuyor, Amerikan, Alman ve İsveç ekolleri aynı sofraya oturuyor ve ortaya gayet leziz bir albüm çıkıyor. Şimdi biramızı alıp sesi biraz daha açma zamanı. Çünkü bazı şeyler değişse de eski okul death metalin o pis, saldırgan ve karşı konulmaz ruhu hâlâ yaşıyor. Ben de mümkün olduğunca bu ruhun peşinden gitmeye devam edeceğim!

https://spkr.store/collections/leper-colony
https://www.facebook.com/testimonyrecords
https://www.instagram.com/testimony_records
https://leper-colony.bandcamp.com/album/back-to-primal-sludge

