ALBUM REVIEW
Troy The Band – (des)
Doom, Shoegaze ve Noise Rock’ın Kesişiminde

Londra merkezli Troy The Band, doom metalin ağır atmosferini shoegaze’in bulanık dokuları, noise rock’ın deneysel yaklaşımı ve progresif düzenleme anlayışıyla birleştiren çağdaş bir ekstrem müzik oluşumu olarak dikkat çekiyor. İlk albümleri "Cataclysm" ile underground sahnede güçlü bir çıkış yapan grup, ikinci çalışması "(des)" ile hem müzikal sınırlarını genişletiyor hem de değişen kadro yapısının getirdiği yeni ifade biçimlerini araştırıyor. Farklı vokalistlerin katkısıyla şekillenen bu albüm, Troy The Band’in türler arasındaki geçişken yapısını ve kendi ses kimliğini yeniden tanımlama çabasını ortaya koyuyor.
Troy The Band’in ikinci albümü "(des)", ağır müziğin farklı uçları arasında dolaşan bir grubun kendi ses alanını genişletme arayışını temsil ediyor. Doom’un yavaş ilerleyen ağırlığını, shoegaze’in bulanık atmosferlerini, noise rock’ın aşındırıcı dokularını ve progresif yaklaşımın daha geniş kompozisyon anlayışını aynı yapı içinde eritmeye çalışan albüm, klasik anlamda “ağır şarkılar” koleksiyonundan ziyade ses katmanları üzerinden ilerleyen bir çalışma olarak şekilleniyor. Grubun temel yaklaşımı riff merkezli doom geleneğini korurken, parçaların gelişimini atmosfer, dinamik değişimler ve farklı vokal karakterleri üzerinden kurmak üzerine kurulmuş.
"(des)"in en belirgin yapısal tercihi, her parçada farklı konuk vokalistlerin yer alması. Grubun önceki vokalistiyle yollarını ayırmasının ardından ortaya çıkan bu çözüm, albümün hem en dikkat çekici hem de en tartışmalı tarafını oluşturuyor. Soozi Chameleone, Peter Holland, Kay Elizabeth, Caine Hemingway, Jake Packham ve daha birçok ismin katkısıyla albüm, tek bir vokal kimliğine bağlı kalmadan farklı anlatım biçimleri deniyor. Ancak bu yaklaşım aynı zamanda albümün bütünsel karakteri açısından bazı soru işaretleri yaratıyor. Farklı vokal teknikleri şarkılara ayrı kimlikler kazandırırken, bazı anlarda "(des)" tek bir grubun ortak ifadesinden çok farklı sanatçıların yer aldığı bir koleksiyon hissine yaklaşabiliyor.

Bu durum özellikle vokal karakterlerinin birbirinden oldukça farklı olduğu bölümlerde kendini gösteriyor. Örneğin “Memory Glowing”, Peter Holland ve Kay Elizabeth’in daha yumuşak, melodik ve atmosferik vokal yaklaşımıyla albümün en dengeli anlarından birini yaratıyor. Şarkı, Elephant Tree çizgisindeki psychedelic doom etkilerini hatırlatan geniş boşluklu gitar dokuları, ağır ama akışkan bas yürüyüşleri ve kontrollü davul kullanımıyla ilerliyor. Buna karşılık “Nothing”, Jake Packham’ın sert ve agresif vokal performansıyla sludge metal ve hardcore tarafına yaklaşarak albümün daha saldırgan yüzünü ortaya çıkarıyor. Bu iki yaklaşım arasındaki fark, grubun stil yelpazesini genişletirken aynı zamanda albümün tek bir anlatı çizgisi oluşturmasını zorlaştırıyor.
Müzikal olarak Troy The Band’in en güçlü olduğu nokta, ağır riffleri yalnızca güç unsuru olarak değil, atmosfer yaratma aracı olarak kullanması. Açılış parçası “Porous”, kalın fuzz tonlarıyla oluşturulan yavaş ilerleyen gitar yapısını, melodik vokal çizgileriyle dengeliyor. Riffler geleneksel doom mantığındaki tekrar ve ağırlık hissini taşırken, grubun shoegaze etkileri gitarların arka planda genişleyen ve sürekli hareket eden bir doku oluşturmasını sağlıyor. Bu noktada Troy The Band, modern progresif doom sahnesindeki bazı grupların yaptığı gibi ağırlığı yalnızca düşük tempodan değil, ses alanının kullanımından üretmeye çalışıyor.
“Journey’s End”, albümün bu yaklaşımını en başarılı şekilde uygulayan parçalardan biri. Uzak ve neredeyse matematiksel bir gitar atmosferiyle başlayan şarkı, zaman içerisinde daha yoğun bir yapıya dönüşüyor. Gitarların parlak ama mesafeli tonları, güçlü bas frekansları ve kontrollü davullar parçaya hipnotik bir karakter kazandırıyor. Şarkının ilerleyen bölümlerinde vokallerin daha sert bir forma geçmesi, yalnızca kontrast yaratmakla kalmıyor; parçanın düzenleme mantığında da belirgin bir kırılma noktası oluşturuyor.
Albümün doom tarafı özellikle “Denial” ve “Adoration Of Ill Luck” parçalarında daha belirgin hale geliyor. “Denial”, Soozi Chameleone ve Matt Sutton’ın katkılarıyla ağır rifflerin üzerinde yükselen güçlü bir vokal karşıtlığı kuruyor. Burada Troy The Band’in başarılı olduğu nokta, farklı vokal türlerini yalnızca konuk katkısı olarak kullanmaması; onları parçaların dinamik yapısına dahil etmesi. Benzer şekilde “Adoration Of Ill Luck”, Ana-Maria Terr Bordei’nin vokal karakteri sayesinde grubun gelecekteki yönü açısından önemli bir ipucu sunuyor. Terr Bordei’nin daha karakteristik ve dramatik vokal yaklaşımı, grubun mevcut doom/shoegaze çizgisine daha kalıcı bir kimlik kazandırabilecek potansiyele sahip.
Bununla birlikte "(des)", deneysel yaklaşımının her zaman aynı etkiyi yaratmasını sağlayamıyor. Albümün prodüksiyonu, ağır gitar tonları ile atmosferik katmanları başarılı şekilde dengeliyor; düşük frekanslardaki yoğunluk ile daha parlak ve geniş ambiyanslar arasında iyi bir denge kurulmuş. Ancak bazı parçalar, güçlü bir yapısal zirveye ulaşmadan atmosfer içinde kayboluyor. Troy The Band zaman zaman post-metal geleneğindeki uzun yükseliş yapılarına yaklaşıyor, fakat bazı bölümlerde bu hazırlığın karşılığında yeterince belirgin bir kompozisyonel sonuç ortaya çıkmıyor. Bu nedenle bazı fikirler etkileyici dokular olarak kalırken, şarkı formuna tam anlamıyla dönüşemiyor.
Albümün görsel yaklaşımı da müziğin bu belirsiz ve katmanlı yapısıyla paralellik taşıyor. "(des)" adı ve sunumu, doğrudan bir konsept anlatısından ziyade parçalanma, dönüşüm ve kimlik arayışı fikrini çağrıştırıyor. Bu yaklaşım, grubun müzikal olarak farklı tür sınırlarını eritme çabısıyla uyumlu. Ancak görsel kimlik, müziğin önüne geçen ayrı bir anlatı kurmak yerine daha çok mevcut atmosferi destekleyen bir unsur olarak işlev görüyor.
Troy The Band’in ikinci albümü, doom metalin geleneksel ağırlığını shoegaze’in atmosferik genişliği ve noise rock’ın ham dokusuyla birleştiren, iddialı ancak zaman zaman dengesini arayan bir çalışma. Konuk vokal konsepti, albüme farklı renkler kazandırıyor fakat aynı zamanda grubun ortak kimliğini belirginleştirme konusunda bazı sınırlar yaratıyor. Yine de "(des)" Troy The Band’in yalnızca mevcut doom kalıplarını tekrar eden bir grup olmadığını; türün içinde farklı ifade biçimleri arayan bir yaklaşım geliştirdiğini gösteriyor.
Bu albüm, hızlı tüketilen riff odaklı bir dinleme deneyiminden çok, katmanların ve düzenleme kararlarının zaman içerisinde açığa çıktığı dikkatli bir yaklaşım gerektiriyor. "(des)", çağdaş deneysel doom sahnesinde radikal bir kırılma yaratmaktan ziyade, Troy The Band’in kendi ses kimliğini genişletme sürecindeki önemli bir aşama olarak konumlanıyor. Albümün asıl belirleyici noktası ise grubun gelecekte bu geniş vokal ve atmosferik alanı nasıl daha bütünlüklü bir müzikal kimliğe dönüştüreceği olacak.
OZAN

