Inline image

Verdun’un yedi yıllık sessizlikten sonra gelen üçüncü albümü "Abyssal Womb", aradan geçen bunca zamanın gruba kattığı muhtemel degisim ve tecrübelerin ardından güçlenen soundunda sludge/doom geleneğinin o ağır ilerleyen, çamura saplanmış kütleselliğini tamamen terk etmiyor; fakat albümün bize gösterdiği şu ki, kaydın asıl yönelimini belirleyen şey, bu ağırlığı sürekli hareket hâlinde tutan disonant black metal gerilimi oluyor. Buradaki riff yazımı klasik sludge’ın yıpratıcı tekrar mantığından ziyade, sürekli basınç üreten bir saldırı ekonomisiyle çalışıyor. Şarkılar uzun ambient geçişler ya da atmosfer kurulumlarıyla vakit kaybetmeden doğrudan ana riff omurgasına yükleniyor ve bu tercih albümün bütün ritmik karakterini belirliyor. VERDUN’un müziği hâlâ ezici derecede ağır; ancak bu ağırlık artık durağan değil, ileri doğru itilen bir momentum hissi taşıyor.

Inline image

Albümün en dikkat çekici tarafı, gitarların sürekli iki ayrı işlev arasında gidip gelmesi. Bir yandan düşük akortlu, kalın tonlu riffler neredeyse fiziksel bir basınç yaratırken, diğer taraftan gitarların üst frekanslarında beliren tiz ve yaralı melodik kırıntılar parçaların tamamen monolitikleşmesini engelliyor. 'La Lame et la Chair' bu yaklaşımın en net örneklerinden biri. Açılıştaki riff hem bulanık hem de şaşırtıcı derecede okunabilir bir yapıya sahip; disonans tamamen kaotik bir çözülme yaratmak yerine riffin içindeki gerilimi sürekli diri tutuyor. VERDUN burada modern dissonant sludge çizgisine yaklaşsa da mesele teknik karmaşıklık değil; rifflerin dinleyiciyi kavrayan fiziksel etkisini koruyarak tonal huzursuzluğu artırmak. Şarkının orta bölümündeki kısa kırılma anı sonrası hızın yükselmesiyle birlikte davulun groove mantığı daha saldırgan bir hâl alıyor ve parçanın ikinci yarısı neredeyse hardcore kökenli bir kinetik enerji kazanmaya başlıyor.

Ritim seksiyonu albümün omurgasını oluşturan asıl unsur. Florian Celdran’ın bas tonu yalnızca soundu güçlendiren bir destek değil; miks içinde bağımsız bir ağırlık merkezi gibi davranıyor. Özellikle groove temelli bölümlerde bas gitarın mekanik olmayan, hafifçe salınan tonu şarkılara organik bir tehdit hissi katıyor. Davullar ise sludge içinde sık rastlanan “devrilerek ilerleyen” hissi tercih etmek yerine sürekli ileri iten bir dürtüyle çalınıyor. Snare tonunun sert ve kuru karakteri, gitarların bulanık katmanları arasında net bir omurga oluşturuyor. Bu sayede albüm aşırı yoğun anlarda bile tamamen çamurlaşmıyor.

David Sadok’un vokalleri black metal kökenli bir boğaz yırtıcılığı taşısa da, performansın işlevi yalnızca saldırganlık değil. Vokaller çoğu zaman rifflerin tonal merkezini sabitleyen unsur hâline geliyor. Çünkü gitarlar sürekli çözülmeye meyilli disonanslar üretirken vokalin keskin ve anlaşılır ritmik vurguları parçaların dağılmasını engelliyor. VERDUN’un burada yaptığı şey, post-metal etkili atmosferik sludge gruplarının dramatik vokal yaklaşımından uzak durup daha ilkel, daha çıplak bir şiddet dili kurmak. Bu tercih albümü duygusal katarsisten çok gerilim ve baskı üzerinden çalıştırıyor. Vokallere bu acidan da baktığımızda David'in vokal icrasındaki tercihlerinin amacına ulaştığı görülüyor. 

'Funeral of the Cosmic Knight' albümün kompozisyon anlayışını daha geniş ölçekte gösteren parçalardan biri. Cenaze marşı temposuyla ilerleyen ana yapı doom metal ağırlığını korurken, üst katmanlarda dolaşan tiz gitar harmonileri parçayı salt funeral doom karanlığına hapsetmiyor. Buradaki “kozmik” his ambient süslemelerden değil, düşük frekansların içine gömülmüş tiz rezonanslardan doğuyor. VERDUN’un en güçlü taraflarından biri de bu: atmosfer yaratmak için müziği durdurmuyorlar. Atmosfer, doğrudan rifflerin iç yapısından üretiliyor.

Albümün prodüksiyonu çağdaş ekstrem metal standartlarını takip ediyor ama steril bir modern metal miksine dönüşmüyor. Enstrüman ayrımı oldukça net; buna rağmen tonların yüzeyi pürüzsüz değil. Gitarların hafif aşınmış dokusu ve basın miks içinde neredeyse kirli sayılabilecek yoğunluğu, albümün fiziksel etkisini artırıyor. Bu noktada VERDUN’un yaptığı şey yalnızca “ağır” duyulmak değil; ağırlığın frekans mimarisini bilinçli biçimde organize etmek. Özellikle düşük-mid frekansların sürekli baskın tutulması, albümün çözülmeyen bir gerilim hissi yaratmasını sağlıyor.

David Sadok’un hazırladığı kapak çalışması da müziğin bu yaklaşımıyla uyumlu. Görsel dil, çağdaş sludge/blackened doom estetiğinin alışıldık karanlık sembolizmini kullanıyor; fakat aşırı detaycı ya da teatral bir yaklaşım yerine daha organik ve çürümüş bir yüzey hissi tercih edilmiş. Bu da albümün müzikal karakteriyle örtüşüyor: VERDUN gösterişli bir deneysellik peşinde değil, mevcut tür bileşenlerini daha yoğun ve daha saldırgan bir forma sıkıştırmaya çalışıyor.

"Abyssal Womb"un en önemli tarafı, deneysel görünmeye çalışmadan tür içindeki denge noktalarını kaydırabilmesi. Albüm sludge’ın ağırlığını korurken black metalin saldırgan akışkanlığını yapısal seviyede içselleştiriyor. Bu yüzden VERDUN’un müziği ne tamamen doom merkezli bir çöküş hissine teslim oluyor ne de disonant black metalin soyut kaosuna dönüşüyor. Değerli bir ayrıntı olarak Fransız black metal gruplarının özellikle 2000 başlarında yükselişe geçtiği dönemde sahneye kazandırdıkları saldırgan ama elegant black metal tonlarını bu kayıtta da görmek mümkün. 

Albüm dinleyiciden sabırdan çok fiziksel adaptasyon talep ediyor; rifflerin sürekli ileri doğru ittiği, yoğunluğun neredeyse hiç gevşemediği bir dinleme biçimi öneriyor. VERDUN burada türün sınırlarını radikal biçimde parçalamıyor olabilir, fakat sludge’ın hantallığını agresif bir hareket duygusuyla yeniden organize ederek kendi pozisyonunu belirgin şekilde sertleştiriyor.

OZY


Verdun Bandcamp
Official Transcending Obscurity Site
Transcending Obscurity Facebook
Verdun Facebook
Verdun Instagram
Official Label YouTube Channel
Label US Store

Indiemerch Store
Label Europe Store