Inline image

ABD çıkışlı WHARFLURCH, Death Metal’in tanıdık riff omurgasını bozmadan bu omurganın içine sürekli yabancı maddeler enjekte oluşturduğu ikinci tam zamanlı albümü "Mycodeath and Rebirth in the Outer Clusters" ile karşımızda. üşük perdeli, ağır ve yer yer Doom’a yaslanan gitarlar; plodding ritmik yürüyüşler; yer yer daha kıvrak ve teknik riff geçişleriyle eski okul Death Metal’in sınırları içinde hareket ederken, synthesizer’lar, işlenmiş vokaller ve elektronik sesler bu yapının doğal akışını bilinçli biçimde kesintiye uğratıyor. Sonda söyleyeceğimizi başta söylemek gerekirse; baştan sona türün klasik karanlık ve çürümüş ses dünyasını kozmik, yapay ve psychedelic bir katmanla karşı karşıya getiren bir düzenleme yorumu duyuluyor. 

Bu yaklaşım özellikle gitarların melodik ya da teknik gösterişten çok doku ve yön değiştirme işlevi üstlendiği bölümlerde belirginleşiyor. WHARFLURCH bir riffi uzun süre sabit tutmak yerine onu farklı yoğunluklara taşıyor; ağır ve akılda kalıcı pasajların ardından daha dolambaçlı, ölçülü ya da beklenmedik hareketlere geçebiliyor. Böylece parçaların mimarisi, geleneksel Death Metal’in doğrudan ilerleyen yapısından zaman zaman uzaklaşıyor. Buradaki önemli nokta, grubun deneysel unsurları müziğin yerine koymaması. Riff hâlâ merkezde; synthesizer ve elektronik katmanlar ise bu rifflerin üzerine yerleşerek algılanan mekânı değiştiriyor.

"Non Zero Expanse" bu yöntemin en açık örneklerinden biri. Parçadaki robotik vokal kullanımı, doğrudan bir retro-fütüristik çağrışım yaratırken, Death Metal’in uzaya dönük bakışını hatırlatan belirgin bir estetik kuruyor. Ancak burada mesele yalnızca bir synthesizer veya efektin parçaya eklenmesi değil. Vokal renginin insanî sertlikten mekanik bir karaktere kayması, parçanın anlatısal perspektifini de değiştiriyor. Bu tercih, özellikle Nocturnus’un Death Metal’i bilimkurgu, klavye ve teknolojik atmosferlerle genişleten yaklaşımıyla aynı tarihsel damar üzerinde okunabilir. WHARFLURCH’un yaptığı ise bu dili yeniden üretmekten çok onun deneysel cesaretini kendi Doom-Death ve psychedelic yapısına uyarlamak.

Inline image

Albümün konsepti de bu müzikal tercihlerle doğrudan bağlantılı. "Psychedelic Realms ov Hell" ile başlayan anlatının devamında protagonist, mantar benzeri varlıkların gezegenler arası deney düzeneklerinin içine çekiliyor; Mycolords ise Dünya’daki yaşamın ve başka gezegenlerdeki gelişimin arkasındaki gizli güç olarak konumlandırılıyor. Bu fikir, yalnızca sözlerde kalan bir bilimkurgu dekoru değil. Synthesizer seslerinin yapay karakteri, robotik vokaller ve zaman zaman alışılmadık elektronik dokular, anlatının müzikal karşılığını oluşturuyor. Özellikle organik ve ağır gitarların üzerine yerleştirilen sentetik sesler, albümün merkezindeki biyolojik/kozmik karşıtlığı ses düzeyinde görünür hâle getiriyor.

Burada WHARFLURCH’un en güçlü tarafı, deneysel unsurları her zaman "yenilik" olarak pazarlamak yerine onları grubun kendi estetik sisteminin parçaları hâline getirmesi. Synth kullanımı tek başına olağanüstü bir fikir değil; fakat gitarların çamurlu ağırlığıyla yan yana geldiğinde Death Metal’in beklenen akustik sınırlarını genişletiyor. Elektronik sesler müziği endüstriyel bir forma dönüştürmüyor, psychedelic niteliği de geleneksel riff yapısını tamamen ortadan kaldırmıyor. Daha ziyade, tanıdık bir Death Metal gövdesinin içine yabancı bir sinyal yerleştiriyorlar. Bu nedenle albümün "cosmic", "sci-fi" veya "psychedelic" gibi etiketlerden yalnızca biriyle tanımlanması zor; bunların her biri müziğin farklı bir katmanını karşılıyor.

Ritim bölümü ise bu deneysel katmanların altında albümü yere bastıran unsur. Kaynakların tarif ettiği chunky, catchy ve plodding bölümler ile tricky ve obtuse geçişler arasındaki karşıtlık, albümün yapısal karakterini belirliyor. WHARFLURCH sürekli teknikleşmeye çalışmıyor; aksine ağır ve tekrara dayalı riffleri, daha karmaşık hareketlerle yan yana getiriyor. Bu tercih önemli çünkü psychedelic atmosferin müziği tamamen çözmesini engelliyor. Gitarların ağırlığı ile ritmik istikrar, synthesizer ve vokal efektlerinin yarattığı yabancılaşmanın karşı kutbunda duruyor.

Vokal düzenlemesi de konseptin anlatı boyutunu genişletiyor. John Mamo ve Myk Colby’nin paylaştığı vokal görevlerine Garrett Alvarado’nun "Sporelords" karakterinin sesi olarak ve Jamie Stewart’ın anlatıcı ile konuk vokal bölümleriyle katılması, albümde farklı seslerin farklı anlatısal işlevler üstlenmesini sağlıyor. Bu nedenle vokaller yalnızca agresyon üretmek için kullanılan tekil bir kanal olmaktan çıkıyor. Özellikle işlenmiş ve robotik vokal renkleriyle birlikte düşünüldüğünde, albümün karakterlerini ve anlatı perspektiflerini birbirinden ayıran bir araç hâline geliyor.

Bu noktada Timeghoul ve Demilich gibi grupların etkilerinin doğrudan stil taklidine dönüşmemesi de önemli. WHARFLURCH’un müziğinde bu isimlerin daha çok fikir üretme biçimleri, yani Death Metal’in teknik, kozmik ve kavramsal sınırlarını zorlamaya yönelik yaklaşım hissediliyor. Fakat ortaya çıkan yapı, bu etkilerin toplamından daha farklı bir kimliğe sahip. Doom’un yavaş ve ezici hareketleri, Death Metal’in riff merkezli sertliği, psychedelic katmanlar ve bilimkurgu estetiği aynı kompozisyon içerisinde birbirini tamamen eritmeden yan yana duruyor.

Albümün görsel dünyası da bu müzikal stratejiyi destekliyor. Claw//Eight tarafından hazırlanan artwork, psychedelic korku ve dönüşüm fikrini merkezine alarak grubun sesindeki organik bozulma ile kozmik deformasyon arasında görsel bir bağ kuruyor. Buradaki sanat yönetimi, Death Metal’in alışılmış mezarlık, ceset ve gore ikonografisine yaslanmak yerine albümün mantar temelli bilimkurgu evrenini doğrudan öne çıkarıyor. Bu nedenle kapak, müziğin yanında duran bağımsız bir süs değil; albümün rifflerde ve elektronik dokularda kurduğu dünya inşasının görsel uzantısı.

Ancak WHARFLURCH’un bütün parçaları aynı deneysel yoğunlukta değil. Albümün ilerleyen bölümlerinde daha geleneksel Death Metal yaklaşımına yaklaşan parçalar, ilk bölümlerde kurulan beklentinin gerisinde kalabiliyor. Sorun bu parçaların zayıf olması değil. Riffler hâlâ işlevsel, agresyon korunuyor ve grubun temel dili kaybolmuyor. Fakat WHARFLURCH en güçlü hâline, tanıdık Death Metal yapısını bozup içine beklenmedik bir ses veya yapısal sapma yerleştirdiğinde ulaşıyor. Bu nedenle daha standart bölümler, kendi başlarına kabul edilebilir olsalar bile albümün daha karakteristik anlarıyla yan yana geldiklerinde daha az belirginleşiyor.

Bu durum aynı zamanda albümün temel eleştirisini de ortaya çıkarıyor. WHARFLURCH’un kendine özgü bir dili olduğu açık; dolayısıyla her parçanın yirmi yeni fikir sunması gerekmiyor. Fakat bu kadar belirgin bir estetik sistem kurulduğunda, dinleyici doğal olarak parçalar arasında daha güçlü bireysel kimlikler arıyor. Özellikle elektronik dokuların, robotik vokallerin ve psychedelic geçişlerin en etkili kullanıldığı anlar, grubun Death Metal’in sınırlarını yalnızca genişletmekle kalmayıp kendi kompozisyon mantığını da farklılaştırabileceğini gösteriyor. Daha geleneksel rifflerin ağırlık kazandığı bölümlerde ise bu potansiyel kısmen geri çekiliyor.

Tam da burada "Mycodeath and Rebirth in the Outer Clusters"ın çağdaş Death Metal içindeki konumu belirginleşiyor. Günümüzde teknik yeterlilik veya prodüksiyon berraklığı üzerinden birbirine yaklaşan sayısız grup varken, WHARFLURCH’un ayırt edici tarafı daha fazla teknik gösteriş yapmak değil; eski okul Death Metal’in fiziksel ağırlığını, alışılmadık bir psychedelic ve bilimkurgu estetiğiyle sürekli çarpıştırmak. Üstelik bunu tamamen soyut bir atmosfer müziğine dönüşmeden gerçekleştiriyorlar. Riffler hâlâ parçaların taşıyıcı kolonları.

Bu nedenle albümün en ilginç tarafı deneysel olması değil, deneysel fikirlerin ne zaman gerçekten müziğin yapısına müdahale ettiğini gösterebilmesi. Robotik vokal, synthesizer veya elektronik efekt tek başına yeterli değil; bunlar riffin algılanışını, parçanın anlatısal perspektifini veya müzikal mekânını değiştirdiğinde anlam kazanıyor. WHARFLURCH bunu birçok noktada başarıyor, bazı bölümlerde ise daha geleneksel Death Metal reflekslerine geri dönüyor. Ortaya çıkan sonuç kusursuz bir bütünlükten ziyade, kendi sınırlarını sürekli test eden ve zaman zaman bu sınırların gerisine çekilen bir albüm.

"Mycodeath and Rebirth in the Outer Clusters", bu yüzden kolay tüketilecek bir Death Metal kaydı değil. Dinleyiciden yalnızca riffleri takip etmesini değil, ağır gitarların arasına yerleştirilen sentetik sesleri, vokal karakterlerinin değişimini ve parçaların beklenmedik yön değiştirmelerini birlikte değerlendirmesini istiyor. WHARFLURCH’un asıl iddiası da burada yatıyor: kırk yılı aşkın süredir belirli formüller etrafında şekillenen Death Metal’i terk etmeden, o formüllerin içine başka bir estetik mantık yerleştirmek. Bunu her bölümde aynı ölçüde gerçekleştiremese de grubun kimliği tam olarak bu sürtüşmede ortaya çıkıyor; tanıdık riff ile yabancı ses arasındaki gerilim, albümün en ayırt edici kompozisyon aracı olarak kalıyor.

Inline image

facebook.com/wharflurch 
personal-records.com    
personal-records.bandcamp.com  
facebook.com/personalrecords666
gurglinggore.com 
dawnbreed.com