Album Review
Necrophagist - Epitaph
Relapse Records
Technical Death Metal
Teknik death metali diğer metal türlerinden ayıran önemli bir ayrıntı var; bu ayrıntıyı eşiğine vardığımızda alışık olduğumuz müzik, melodiler geri çekiliyor ve geriye kalan manzarada görünen şey kapalı bir sistem. Kendi içine konuşan, kusursuzca mühürlenmiş, etkileyici ama keşfedilmeyi bekleyen, dinleyiciyi içine davet etmeyen bir yapı. "Epitaph" tam o eşikte duruyor. Tam anlamıyla o çizgiyi geçmiyor, ama orada tam olarak kendisinin karar verdiği bir süre boyunca duruyor ve kendi gerçekliğini yaratıyor. Sonrasında şu kaçınılmaz soru geliyor: Bir kompozisyon, daha ne kadar virtüözlüğü taşıyabilir?
Necrophagist bu sınıra o kadar özgüvenle yaklaşıyor ki, bu özgüven grubun türdaşlarını hem rahatsız eden hem de kıskandıran kalitede. Albümün temeli öylesine kusursuz bir hassasiyet üzerine kurulu ki zaman zaman insan yapımı değilmiş hissi veriyor. Gitarlar riff çalmıyor; sesleri parçalara ayırıyor, adeta moleküler boyutta çözümleyip notaları steril, neredeyse laboratuvar ortamında izole edilmiş hareketler bırakıyor. Prodüksiyon bu durumu belirginleştiren önemli faktörlerden biri. Her nota tek başına duyuluyor; net, görünür ve analize açık. Saklanacak bir bulanıklık yok, köşeleri yumuşatacak gereksiz bir yoğunluk da yok. Her şeyi duyuyorsun, bu da tam olarak cazibenin kaynağı. Albümün kaydedildiği yıllarda teknolojik imkanlar günümüzdeki gibi esnek değildi. Muhammed Suiçmez ve Christian Münzner kiraladıkları rutubetli bir bodrum katında, kısıtlı kayıt programları desteği ile defalarca tekrar eden kayıt ve tek tek işlenen mixaj sürecinin sonunda elde ettiklerini düşündüğümüzde, bu albümün ancak insan sabrını ve sinirlerini zorlayan böylesine mükemmeliyetçi bir süreçten sonra elde edilebileceğine kolaylıkla ikna oluyorsunuz.
Asıl dikkat çekici olan, bunca karmaşık ama bir o kadar berrak rifflerin hızla akılda iz bırakabildiği. Burada geleneksel catchy riff'lerden bahsetmiyoruz; bunlar mırıldanılacak melodiler değil, ama melodilerden çok biçim olarak zihinde hemen kendine yer buluyor. Eşine rastlanmamış bir matematik düzlemde ilerleyen pasajlar, dahiyane bir mantıkla ilerliyor; bu işe aşina değilsen nasıl çalıştığını tam çözemediğin ama işlediğini gördüğünde tanıdık gelen mekanizmalar gibi yarattığı çekiciliği her geçen saniye arttırıyor. Açılış bölümü bunu hemen belli ediyor: "Stabwound"un ilk solosundan itibaren dinleyeni kendine mahkum eden bir yapı.
Bazı anlarda bu yapı bir kompozisyon olmaktan çıkıp bir gösteriye dönüşüyor. Özellikle gitarların icrası bu albümün yayınlandığı dönemde kendi zorluğunu ispatlama odaklı gibi değerlendirilse de, günümüzde Muhammed Suiçmez'in bütün bu işçiliği dinleyiciyle sohbet etme rahatlığıyla tasarlayıp hayata geçirdiğini daha kolay anlıyoruz. Tehlikeli biçimde bağımlılık etkisi olan, yoğun ama aynı zamanda akışkan bir karmaşıklık.
İlginç olan, grubun tamamının bu gerilimin farkında olup, bu yüksek enerjiye ustalıkla yön vermeleri. Albümdeki görece daha yavaş anlar bunun kanıtı. Uzun sürmeyen ama çok etkili kısa anlar. Bu anlarda albüm klasik bir death metal albümü molası vermiyor, adeta nefes alıyor. Albümün bu anlara kadar taşıdığı bütün karmaşa ve yüksek enerji ortadan kalkmıyor ama gevşiyor, albümün üslubu daha zarif bir boyuta geçiyor. Ve bu gevşeyen hatlar arasından o ana kadar fark etmediğiniz daha farklı ayrıntıların kendini gösterdiğini görüyoruz.
Vokallere gelecek olursak, bütün vokal performansının Muhammed Suiçmez'in apoletlerine artı bir yıldız olarak işlendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Gitar-vokal pozisyonundaki metal müzisyenlerinin bu iki görevi birden icra ederken ikisinden birinin ince işçiliğinden feragat etmesini bekleriz. Extreme metal müzisyenleri arasında Chuck Schuldiner gibi ikisini de çok iyi icra eden karakterler öne çıkar. Bu albümde Muhammed Suiçmez'in gitar çalımını daha ön plana çıkardığı bir gerçek, fakat Suiçmez vokal yazımını, sözlerin riffler arasında nasıl gezineceğine verdiği kararlarla teknik death metalin icrasına bu açıdan da imzasını atmıştır. Otuz üç dakika civarındaki süresiyle bu albüm biraz daha uzun olsaydı kuşkusuz etkisini büyük oranda yitirecekti. Muhteşem bir mühendislik harikasını andıran yapısıyla albüm, süresiyle de bu farkı ortaya koyuyor. İşte tam bu noktada Suiçmez'in vokallerde karar verdiği yoğunluk da önemli bir ayrıntı olarak karşımızda duruyor. Bazı otoriteler albümün yayınlandığı dönemde vokallerin tekdüze olduğunu iddia ettiler, fakat Suiçmez olası ki vokalleri biraz daha uzatsaydı ya da çeşitlendirmeye kalksaydı kesinlikle bu albüm günümüzde bıraktığı etki seviyesinde olmayacaktı.
Epitaph'ı ilk dinleyişinizin ardından geriye kalan belirli bir riff ya da an değil; aşırı incelikle tasarlanmış bir şeyi gözlemlemiş olma hissi. Yüz yıllara meydan okumuş bir tabloyu saatlerce izlemiş olmanın verdiği haz, çok sevdiğiniz bir filmi yakın bir arkadaşınıza anlatmak istediğinizde hangi sahneden başlayacağınıza karar verememe hissi. İçine sığdırdığı sayısız muhteşem ayrıntıya rağmen hâlâ tekrar dinleme açlığını yaratan bir başyapıt.
Başta Muhammed Suiçmez olmak üzere bu kadro, teknik death metali, albümün yayınlandığı tarihe kadar geldiği seviyeden basamaklarca yukarı taşıyarak, bir daha hiçbir zaman ulaşamayacağı bir popülariteye kavuşturdu. Her şey bir yana, Muhammed'in bizden biri olması, onunla "Üçüncü albüm ne zaman gelecek abi?" sorusuyla başlayan sohbetleri kendi ana dilimizle yapabilme şansına sahip olmamız, benim gibi birçok Türk metalci için bu albümü zaten hak ettiği benzersiz rütbesinin yanına eklediğimiz, sadece bizden kopup gelen ve sadece bu albüm için özenle şekil verilmiş payesiyle birlikte global anlamda Epitaph'ı metal sahnesinde benzersiz bir yere taşıyor. Hangi yılda olursak olalım, Epitaph metal sahnesinde bir kırılmaya yol açan, teknik death metali asla aşılamayacak bir noktaya taşıyan bir albüm olarak hatırlanacak.
OZY

