Inline image

Sonbaharın Hannover’i iyice avucuna aldığı, doğaya ait her şeyin yavaş yavaş solarak yeşil ile sarı arasında birbirinden güzel tonların ortaya çıktığı günlerde, her sonbaharda olduğu gibi içime yerleşen hüznü dağıtacak bir konser. Beklentim tamamen bu yöndeydi. Dünya Heavy Metal sahnesindeki yerini çok uzun yıllar önce sağlamlaştırmış Anvil’in Pounding the Past Tour 2026 turnesi kapsamında yaşadığım şehre geliyor olması, içinde bulunduğum karanlık atmosferi dağıtmaya yeterli bir event.

1981’den bu yana Heavy Metal sahnesine unutulmaz kayıtlar ve turneler bırakmış bir grubun, şehrimizin otuz yılı aşkın süredir başta rock ve metal olmak üzere birçok alt kültüre sahne şansı vermiş bodrum katında (Almanca tabiriyle “Keller Klub”) bulunan Béi Chéz Heinz’da sahne alacak olması, başlangıçta konsere biraz şüpheci yaklaşmama sebep olsa da turnenin konseptine uygun olduğuna hızla ikna oldum.

Bu gece Hannover’deki birçok Heavy Metal fanının kaçıracağı özel bir etkinlik yaşanacak ama biz bu geceye şahitlik etmek için Pit-Stop olarak buradayız. Mekânda yerimizi aldıktan sonra dikkatimi çeken ilk ayrıntı, normalde tıka basa dolu oluşuna alışık olduğum bu mekânda yeterince hareket alanı olmasıydı. Millet, bu akşam Heavy Metal tarihinin yaşayan efsanelerinden biri sahne alacak. Bir saat daha az uyuyarak da işe gidebilirdiniz! Konsere gelen kitlenin profili harikaydı. 55 yaş üzeri bir etkinliğe sıklıkla katılan biri olmadığım için hâlâ kendimi çok genç hissedebileceğim metal konserlerinin olduğunu bilmek kesinlikle iyi hissettirdi. Metal’ın bu yönü hâlâ her defasında beni kendine hayran bırakıyor. Bu müziği seven insanlar, hayatlarının hangi döneminde tanışmış olurlarsa olsunlar, hayatlarında bir iz bırakan bu müziğin peşini asla bırakmıyor.

Inline image

Heavy Metal tutkunları mekânda yerini almış, merch standı çoktan hazırlanmış, meraklı gözler plakların ve T-shirt’lerin üzerinde geziniyor, eski dostlar biralarını alıp çoktan bol kahkahalı sohbete başlamışlar. Bütün atmosfer bir Heavy Metal konserine uygun ve konser tam zamanında başlıyor. Sahne alan ilk ekip Fransız üçlü Spirit War; afişte ismini görmemiştim. Aslında bu tarz turnelerde en sevdiğim ayrıntı budur: Sahne alacağından haberinizin olmadığı bir grubun konseri açması. Seyircinin hâlâ bira ve içecek almakla meşgul olduğu bir anda, ikinci albümleri “Beyond Frontiers”ın da açılış parçası olan ‘Just For One Night’ ile açılışı yaptılar.

Inline image

Ön taraftaki bu sakinlik, yerini giderek artan bir ilgiye bıraktı. Özellikle üçüncü parça ‘So Cold’dan sonra seyircinin ilgisini yakalamayı başardılar. Grubun bas gitaristi/vokalisti Markus Fortunato’nun iki genç grup arkadaşı Valentin Leroy ve Nicolas Lebrat’ın enerjileriyle birlikte kendi tecrübesini birleştirerek oldukça enerjik, klasik Heavy Metal gecesinden belirgin biçimde farklı bir müzikal yaklaşım sunduğunu belirtmem gerek. Art arda gelen ‘Child Of Muci Hall’, ‘Diagon Alley Heat’ ve ‘Fountain Of Pleasure’ın ardından gelen ‘On and On’ ile birlikte grubun sahne enerjisi ve seyircilerin katılımı zirveye çıktı. Spirit War tarzında bir Heavy Metal’ın fanı mıyım? Hayır. Ama grubun sahne enerjisine bayıldım. Bu konser olmasaydı grubun radarıma girmeyeceğine eminim. Bu yazıyı yazmaya onları dinleyerek başladım. Kesinlikle daha çok ilgiyi hak eden bir grup.

Inline image

Spirit War sahneden inerken biraz temiz hava almak için fırsat doğdu. Eşimle yeryüzünde kısa bir nefes alma molası verdikten sonra mekâna tekrar geri dönüyoruz. Gecenin ikinci grubu, Belçika’dan Killer. Pit-Stop’a düzenli promo dosyaları gönderen Hard Life Promotion sayesinde Belçika underground sahnesinden birçok grupla tanışma fırsatım oldu ama geçmişi 80’lerin başına kadar uzanan bir Heavy/Speed Metal grubuyla yolum hiç kesişmemişti. Killer belli ki bu genre’nin özel gruplarından biri ve dönemin şahidi olmuş Heavy Metal fanlarının bildiği bir ekip. Grup özellikle 1981–1984 arasında kariyerinin zirve dönemini yaşamış. Sırasıyla Ready for Hell (1981), Wall of Sound (1982) ve Shock Waves (1984), grubun kendisinin olduğu gibi Belçika Metal sahnesinin de ülke sınırlarının dışına taşmasının önünü açan çalışmalar olması sebebiyle hem grubun hem de Belçika Metal sahnesinin tarihi açısından oldukça önemli. 84 tarihli Shock Waves albümü grup için bir dönüm noktası. Killer bu albümle o güne kadarki en yüksek albüm satışına ulaşıyor (80 bin kopya). 1985’te Anvers’te yaklaşık 1.500 kişinin önünde verdikleri konser, grubun Heavy Metal sahnesinde edindiği yerin kanıtı olarak tarihe geçmiş. Bu albümün çift olarak basılmasına karar verilmiş ama planlar hayata geçmiyor ne yazık ki. Plak firmasıyla yaşanan sorunlar sebebiyle meydana gelen bu durum, grubun kariyerinde yaşanan ve belki de gelecekte yaşanacak diğer sorunlara da zemin hazırlayan ilk ciddi problem olmuş.

Inline image

Neyse, grup hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra konsere dönecek olursak Killer, NWOBHM’nin melodik gitar yaklaşımını, sert vokalleri ve Motörhead’i hatırlatan doğrudan enerjiyi taşıyan ilk çalışmalarından daha progresif üretimlere kadar uzanan kariyerlerinden çok güzel seçkilerden oluşan bir setlist hazırlamış. ‘Shock Waves’ ile harika bir giriş yaptılar. Grubun başından geçen bunca inişli çıkışlı döneme rağmen hâlâ devam etmesi harika. Shorty (Paul Van Camp) grubun hayatta kalan tek orijinal elemanı ama ona uzun süredir eşlik eden Jakke ve Vanne ile sahne uyumu harika. Her biri, diğerinin bir hareketinden sonraki adımını tahmin edebiliyordu ki bu harmoni bir grup için çok değerli bir şey. Jakke ne zaman Vanne’ye doğru yaklaşsa zil ayaklarının etrafında birikmiş kablo yığınına basacağından endişe eden Vanne’nin gözleriyle defalarca “Dikkaaaat! Basmaaaaaa!” diye uyarması komik bir ayrıntıydı. Shorty’nin uzun soloları, Jakke’nin bir ara seyircinin içine atlayarak mekân içinde çalarak dolaşması ve sonlara doğru yakaladığım şu kare, performansın unutulmaz anlarından bazılarıydı.

Inline image

Sound hakkında birkaç şey söylemek gerekirse ilk parçada sesler çok güçlüydü ama sonlara doğru Shorty’nin gitar sound’u değişti ve son parçalarda oldukça çamurlu bir sound’a dönüştü. Burada bir ayrıntı olarak belirtmeliyim ki bu noktadan itibaren sound problemi bütün gece devam etti. Fakat görünen o ki bu ayrıntı seyirciyi pek rahatsız etmedi; seyirci konserin sonuna kadar Killer’a eşlik etti. Grubun son albümü “The Grand Finale”, Shorty’nin açıklamasına göre grubun kariyerinin sonu gibi görünüyor. Hem Heavy Metal hem de Belçika sahnesi için çok önemli bir grubun sahnesine tanıklık ettiğim için kendimi çok şanslı sayıyorum. Umarım grup dağılmadan önce onları kendi evlerinde, Belçika’da daha büyük bir sahnede, yola çıktıkları kitleyle birlikte izleme şansım olur. Bunu gerçekten çok isterim.

Inline image

Killer performansı sonrası yeniden bir ara verip ciğerlerimizi temiz havayla dolduruyoruz. Bu aranın ardından, teri soğutmak istemeyen Anvil sahne alıyor. Sahneye ilk çıkan Robb Reiner oldu. Tek başına performansa başlayan Reiner’ın ardından Chris Robertson sahneye çıktı.

Inline image

Chris’in sahnenin bir ucundan diğerine koşusu ve unutulmaz yüz mimikleri gerçekten inanılmazdı. Heavy Metal ve kaçıklığın bir araya geldiği an gerçekten görülmeye değerdi. Ve son olarak Steve Kudlow, ki biz onu “Lips” olarak tanıyoruz, sahneye çıkmak yerine gitarıyla seyircinin arasına daldı ve neredeyse üç dakika boyunca mekânı dolduran seyirciyle dip dibe gitar çaldı. Béi Chéz Heinz, benim de dâhil olduğum bu şehrin birçok metal tutkunu tarafından alçak tavanı, sahnesi ve havalandırma zorluğu yüzünden ilk sıraya yerleştirilen bir konser salonu değil ama Pounding the Past gibi bir turneyle bir araya gelmiş bu üç veteran Heavy Metal emektarının seyirciye aktarmak istediği atmosferin hayat bulması adına en doğru seçimdi. Sıkış tepiş yerleştirilmiş enstrümanlar, sahnede son sürat, yaşı ne olursa olsun performansını en üst seviyede sergileyen gruplar ve onları oldukça uzun boylu kişilerin omuzları ve başları arasından görmeye çalışan seyirciler, kafa sallayanlar, unutulmaz bir kare yakalamaya çalışanlar... Aslında birçok şey 80’lerden iz taşıyordu.

Inline image

Kudlow, seyirciyi de işin içine kattığı açılışının ardından sahnedeki yerini aldı ve art arda ‘March Of The Crabs’ ve ‘666’, Béi Chéz Heinz’ı inletti. Bu noktada belirtmem gereken bir ayrıntı var: Grubun sound’unda çözemediğim rahatsız edici bir şeyler vardı. Sanırım gitardan kaynaklanan bir uğultu, bütün konser boyunca bazen yükselerek bazen de alçalarak devam etti. Bu sorun giderilemedi ne yazık ki. Bunun dışında Anvil’e ait her şey harikaydı. Setlist için seçilen parçalar, özellikle grubun ilk dönemine şahitlik etmiş izleyiciler için oldukça lezizdi. “Hard ’n’ Heavy”, “Metal on Metal” ve “Forged in Fire” gibi albümlerden seçilen parçaların oluşturduğu setlistte ‘School Love’, ‘Bedroom Game’ ve ‘Mad Dog’ gibi parçaların icrası performansın ilk bölümünde öne çıktı. Performans aralarında Kudlow tabii ki sessiz sakin durmadı. Kariyerlerinin ilk dönemlerinden harika anılar anlattı. Motörhead ile turnelerinden ve Lemmy ile olan maceralarından bahsetti ki inanılmaz eğlenceliydi.

Inline image

Özetle, bir turnede konser sonrası Lemmy Baba, safım Kudlow’ı otelde odasına içmeye davet ediyor. Lips, birkaç bira yuvarlarız diye düşünürken Lemmy Baba masaya bir şişe vodka ve birçok portakal suyu şişesi koyuyor. Lemmy Baba’nın muhteşem karışımları elbette %90 vodka, %10 portakal suyu şeklinde; portakal suyunun görevi sadece biraz aroma vermesi. Garibim Lips, sıradan işçi hesabı “Bir pazarımız vardır herhâlde, bir gün bize kafa dinleme izni verirler.” gibi bir düşünceye inanmanın verdiği rahatlıkla, o genç ve alkole oldukça dayanıksız olduğu dönemde Lemmy Baba’yla karşılıklı yuvarlıyor. Beklenen sonuç: Lips direkt roket moduna geçiyor. Lips’in iyice sarhoş olduğunu gören Lemmy Baba, “Senin çaren bende.” diyerek işinin ehli bir doktor edasıyla deri kesesine daldırdığı çakısının ucunda bir miktar amfetamini (kokain de olabilir, bu ayrıntıyı net hatırlamıyorum) şefkatle Lips’e ikram ediyor. Lips bunun ardından alkolün etkisini artık hissetmediğini düşünüyor. İkili içmeye ve sohbet etmeye devam ediyor; zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorlar. Anlaşılan Lemmy Baba, Lips’i çok fena kafakola almış. Adamlar 24 saat boyunca otel odasında içip konudan konuya zıplayarak sohbet ederken zamanı unutuyorlar. Lips hâlâ konser sonrası bir iki saatlik zaman diliminin içinde olduğunu zannediyor. Fakat sonrasında tur menajeri kapıyı kırar gibi içeri girerek sahne saatinin geldiğini söylüyor. Lips bütün saflığıyla “Konser sonrası takılıyoruz abi, daha kaç saat geçti, ne konseri?” diye cevap veriyor. Bu cevap tur menajerini daha da sinirlendiriyor ve olan biteni kısa, süslü küfürlerle dolu bir açıklamayla izah ettikten sonra sahneye doğru yürüyorlar. Lemmy Baba cin gibi ayık ama Lips bitik. Lemmy Baba’nın babacan alchemist tavrı tabii burada da devreye giriyor ve iki adet siyah kapsül öneriyor. “Bunları alıyorsun kardeşim, tık zımba gibi sahnedesin.” diyor. Yoğun sıvı kaybından dizleri titreyen Lips, bu kapsülleri alırsa daha beter olacağını düşünüyor ama diğer yandan arka arkaya üç düzgün, anlaşılır cümle kuramayan hâli de sahneye hiç uygun değil. Çaresizlikten endişe ederek “Bari bir tanesini alayım.” diyor. Sonuç ise inanılmaz: Lips zımba gibi sahneye çıkıyor ve sanki o geceyi hiç geçirmemiş gibi bir enerjiyle performans sergiliyor.

Bu anıların bazı izleyicilere uzun geldiğini düşündüm ama Heavy Metal’ın yaşayan efsanelerine dönüşmüş kişilerin anlattığı anıları her zaman merakla dinlemişimdir. Kısacası, parça aralarında anlatılan bu anılar harika ayrıntılardı. Konsere dönecek olursak ‘Winged Assassins’ ve ‘Free As The Wind’ ile devam eden setlist, ‘Jackhammer’ ve ‘Metal on Metal’ gibi iki harika parçayla sonlandı. Anvil’in performansı harikaydı. Evet, yaşlar ileri, Lips’in sesinde bir miktar yorgunluk seziliyor ama millet, yolculuğuna 1978 yılında Lips ismiyle başlayıp 1981’de Anvil ismini alan ve o yıllardan bu yana ara vermeden sahnede olan bir gruptan bahsediyoruz; ses tonunda bir miktar yorgunluk normaldir. Robb Reiner’ın harika davul performansı, Lips ve Chris’in sahnenin ön bölümünü süper bir enerjiyle paylaşmaları, yıllar geçmesine rağmen Lips’in asla değişmeyen o gülümseyişi ve tabii ki Chris’le birlikte etrafa savurdukları o deli bakışlar, geceyi düşündüğümde aklıma gelen unutulmaz anılar olarak kalacak.

Anvil gibi gruplar sahneye çıktığında geçmişleri de kendileriyle birlikte gelir. Fakat ANVIL’de bu geçmiş, müzisyenlerin yaşından ya da geride bıraktıkları albümlerden ibaret değil; şarkıların arasında kurulan iletişimde, sahnedeki rahatlıkta ve Heavy Metal’i hâlâ son derece kişisel bir mesele gibi ele alışlarında kendini gösteriyor. Béi Chéz Heinz’da gerçekleşen konser, kesinlikle nostaljiyle bütünleşen ama onun ötesine de geçebilen bir performanstı. Bu konserin Hannover’de gerçekleşmesini sağlayan bütün gruplara, Béi Chéz Heinz’a ve Carlos Konzerte’ye teşekkürler.

Inline image

https://www.instagram.com/anvil.metal/

https://killer4you.be/index.html

https://spiritwar.bandcamp.com/