Inline image

1995 yılında İsveç’te kurulan BEWITCHED, black metal’in saldırganlığını speed/thrash rifçiliğiyle birleştirerek 90’ların yeraltı black/thrash dalgasının en karakteristik gruplarından biri hâline geldi. Özellikle “Diabolical Desecration” ve “Pentagram Prayer” ile şekillenen erken dönem kimlikleri, Bathory’nin ilkel karanlığını klasik heavy metal melodizmiyle buluşturan sert ama akılda kalıcı bir anlayış üzerine kuruluydu. Grubun müziği hiçbir zaman atmosferik ya da deneysel bir black metal çizgisine yaslanmadı; aksine doğrudan, riff odaklı ve sokak enerjisi taşıyan bir saldırganlıkla hareket etti. Uzun süren sessizlik dönemine rağmen canlı performanslarla yeraltı sahnesindeki görünürlüğünü koruyan grup, yıllar sonra gelen “Diabolical Death Mass” ile modern black/thrash nostaljisinin ötesine geçen bir geri dönüş yapmaya çalışıyor. Albüm de tam bu noktada, BEWITCHED’in kendi mirasını yeniden üretmekle ona yeni bir ağırlık kazandırmak arasındaki dengeyi nasıl kurduğunu tartışmaya açıyor.

BEWITCHED’ın black/thrash yaklaşımı hiçbir zaman karmaşık yapılar ya da türü yeniden tanımlama iddiası üzerine kurulmadı. “Diabolical Death Mass” da bu çizgiyi devam ettiriyor; albümün temel hareket noktası hâlâ kısa menzilli, doğrudan etkili riff yazımı ve sürekli ileri iten ritmik saldırganlık. Fakat burada önemli olan, grubun bu formülü nostaljik bir tekrar olarak değil, 90’ların ilk dönem black/thrash estetiğinin bugün hâlâ neden işlediğini gösterecek kadar kontrollü bir özgüvenle uygulaması. Albüm daha ilk dakikalarda prodüksiyon yaklaşımını ve kompozisyon mantığını net biçimde ortaya koyuyor: yüksek gain’li fakat aşırı sterilize edilmemiş gitar tonu, belirgin mid frekanslar, sürekli hareket hâlindeki çift gitar organizasyonu ve parçaları gevşetmeden taşıyan bir davul performansı.

Inline image

Açılıştaki intro kısa süreli bir atmosfer hazırlığı işlevi görüyor; esas karakter ise doğrudan albüme adını veren 'Diabolical Death Mass' ile beliriyor. Buradaki riff kurgusu büyük ölçüde klasik speed/thrash omurgası üzerine kurulu olsa da, melodik geçişlerdeki karanlık tonal tercih ve Vargher’in yarı hırıltılı yarı bağırmalı vokal yaklaşımı parçayı sıradan retro-thrash çizgisinden çıkarıyor. Vokallerin prodüksiyon içinde biraz inceltilmiş ve geriye yaslanmış olması ilk etapta dikkat çekiyor. Bu tercih kimi anlarda eski dönem kayıtların kirli enerjisini çağrıştırsa da, bazı nakaratların fiziksel ağırlığını hafifletiyor. Yine de grubun temel hedefi düşünüldüğünde bu miks tercihi bilinçli görünüyor; Bewitched burada modern prodüksiyonlarının sık düştüğü aşırı dolgunluk ve yapay sertlik tuzağına girmemeye çalışıyor.

Albümün en güçlü tarafı, gitar yazımının sürekli hareket hâlinde kalabilmesi. 'Ito The Fire' ve 'Crossing The Styx' gibi parçalar neredeyse durmaksızın akan riff bloklarıyla ilerliyor. Burada dikkat çeken nokta, grubun tremolo merkezli black metal akışını klasik heavy metal kökenli hook anlayışıyla birleştirmesi. Özellikle Marcus E. Norman’ın solo geçişleri yalnızca teknik gösteri işlevi görmüyor; parçaların monoton hız baskısı altında ezilmesini engelleyen yapısal kırılmalar yaratıyor. Soloların büyük kısmı bluesy heavy metal köklerinden beslenirken ritim gitarların sert thrash vurgusunu tamamen bırakmaması, albümün eski Bathory saldırganlığı ile geleneksel heavy metal melodizmi arasında gidip gelen karakterini belirliyor.

Davullar albüm boyunca büyük ölçüde kontrolsüz bir yıkım hissi yaratmak yerine, rifflerin momentumunu sabitleyen bir motor görevi üstleniyor. Bu önemli çünkü “Diabolical Death Mass” kaotik bir black metal kaydı olmaktan çok, disiplinli bir black/thrash albümü gibi çalışıyor. Tempo değişimleri sık kullanılıyor ama bu geçişler progresif bir dinamizm yaratmaktan ziyade dinleyicinin dikkatini sürekli yüksek seviyede tutmaya yönelik. 'By Satan Enslaved' gibi parçalarda orta tempo bölümlerin kısa süreli kullanımı, albümün tamamen hız üzerinden tükenmesini engelliyor. Buna rağmen grup hiçbir noktada atmosferik genişleme ya da dramatik derinlik peşine düşmüyor; tüm yapı doğrudan fiziksel etki üretmek üzerine kurulu.

Albümün en ilginç taraflarından biri, nostalji kullanım biçimi. Bewitched burada eski dönem black/thrash estetiğini yeniden üretirken onu güncellemek gibi bir hedef taşımıyor. Özellikle '(Fear The) Revenge Of The Ripper', bilinçli biçimde kendi geçmişine referans veren bir parça olarak çalışıyor. Bu tercih günümüz extreme metal ortamında iki farklı sonuç doğurabilirdi: ya yaratıcı tükenmişlik hissi yaratacaktı ya da grubun kendi tarihsel kimliğini yeniden sahiplenmesini sağlayacaktı. Bewitched ikinci seçeneğe daha yakın duruyor çünkü albümün enerjisi geçmişe öykünmekten çok, geçmişte bıraktığı yerden devam ediyormuş hissi veriyor. Bu yüzden kayıt, modern black/thrash sahnesindeki sayısız “retro” grubun aksine müze estetiği üretmiyor.

Bununla birlikte albümün sınırları da oldukça belirgin. Parçaların önemli kısmı benzer tempo örgüsü ve benzer armonik gerilimler etrafında dönüyor. Bewitched bunu çeşitlilik eksikliğini gizleyerek değil, tam tersine aynı saldırı formülünü farklı riff varyasyonlarıyla sürdürerek yapıyor. Bu yaklaşım albümü bütünlüklü kılıyor fakat aynı zamanda bazı parçaların tekil kimlik kazanmasını zorlaştırıyor. Albümde 'Hellcult Attack' ya da 'Hard As Steel, Hot As Hell' ölçüsünde jenerasyonluk bir anthem bulunmaması da biraz bundan kaynaklanıyor. Şarkılar tek tek değil, toplu saldırı mantığıyla çalışıyor.

Prodüksiyonun kirli ama kontrollü yapısı görsel kimlikle de uyumlu. Kapak tasarımı tamamen geleneksel evil black/thrash ikonografisine yaslanıyor ve albümün müzikal yaklaşımıyla çelişen herhangi bir modernizasyon hamlesi taşımıyor. Bu noktada görsel estetik yalnızca dekoratif değil; müziğin nostaljik ama hâlâ saldırgan kalmaya çalışan karakterini destekleyen tamamlayıcı bir unsur hâline geliyor. Bewitched bilinçli olarak çağdaş extreme metalin atmosferik, avant-garde ya da post-endüstriyel eğilimlerinden uzak duruyor. Albümün bütün estetik dili, 80’lerin sonu ile 90’ların başındaki kirli tape-trading kültürünün bugünkü yankısı gibi çalışıyor.

“Diabolical Death Mass” bu nedenle dönüşüm odaklı bir albüm değil. Türün sınırlarını genişletmeye çalışmıyor, deneysel katmanlar eklemiyor ve black/thrash’i yeniden yorumlamaya girişmiyor. Fakat tam da bu muhafazakâr yaklaşım sayesinde albüm, çağdaş extreme metal içinde giderek steril hâle gelen birçok prodüksiyonun karşısında daha fiziksel ve daha dürtüsel bir enerji üretebiliyor. Bewitched burada modernleşmeyi reddederken nostaljiye teslim olmuyor; bunun yerine kendi döneminin riff merkezli saldırganlığını bugünün prodüksiyon imkânlarıyla yeterince güçlü aktarabilen bir denge kuruyor.

Albüm dinleyiciden teorik çözümleme ya da atmosferik sabır talep etmiyor. Esas beklentisi, riff yoğunluğuna ve sürekli hareket hâlindeki enerji akışına teslim olunması. Bu yönüyle “Diabolical Death Mass”, günümüz black/thrash sahnesinde yenilik arayanlardan çok, türün temel mekaniklerinin hâlâ neden etkili olduğunu hatırlamak isteyen dinleyiciler için anlam kazanıyor. Bewitched’in yaptığı şey eski bir formülü yeniden paketlemekten ibaret değil; o formülün hâlâ yeterince ölümcül çalıştığını göstermek.

OZAN