ALBUM REVIEW
DEATHGRAVE - Hell Is Evil
Kontrollü, karanlık, saldırgan.

DEATHGRAVE, San Jose, California’dan çıkan; grindcore'un punk kökenli saldırganlığını death metal, doom, sludge ve thrash gibi farklı ekstrem metal damarlarıyla birleştiren kendine özgü bir çizgi geliştirdi. 2013'ten bu yana underground sahnenin içinde üreten grup, "Hell Is Evil" ile önceki çalışmalarındaki feral enerjiye daha belirgin bir bestecilik anlayışı ekleyerek rifflerini ve şarkı yapılarını genişletiyor. Bu nedenle albüm, DEATHGRAVE'in türler arasında dolaşma arzusundan çok, bu farklı müzikal unsurları tek bir kompozisyon dili içerisinde ne ölçüde bütünleştirebildiği üzerinden değerlendirilmeyi hak ediyor.
DEATHGRAVE'in "Hell Is Evil" üzerindeki en belirgin imzası, ekstrem müziğin hız ve şiddet üzerinden kurduğu refleksif yapıyı besteciliğin lehine gevşetmesi. Önceki albüm "It's Only Midnight" ile kıyaslandığında burada rifflerin yalnızca bir sonraki patlamaya ulaşmak için kullanılan kısa darbeler olmaktan çıktığı görülüyor. Yaklaşık üç dakikaya yayılan parçalar, fikirlerin birbirini ezmeden gelişmesine izin veriyor. Bu, DEATHGRAVE'in grindcore köklerinden uzaklaştığı anlamına gelmiyor; aksine grindcore'un punk kaynaklı dürtüselliğini death metal, thrash, doom, sludge, d-beat, noise rock ve endüstriyel dokularla daha kontrollü bir kompozisyon anlayışının içine yerleştiriyor. Sonuç, hızın hâlâ temel enerji kaynağı olduğu ancak albümün artık yalnızca hızdan ibaret olmadığı bir yapı.
Açılış parçası "Hell Is Evil", bu yaklaşımın doğrudan manifestosu gibi çalışıyor. Riffler daha belirgin bir forma sahipken prodüksiyon da grubun agresifliğini dağıtmadan ona daha fazla alan açıyor. Parçaların üç dakikalık ölçeğe genişlemesi özellikle önemli; çünkü DEATHGRAVE burada kısa ve keskin saldırılar yerine rifflerin kendi ağırlığını taşımasına izin veriyor. Bu nedenle albümün ilk bölümünde hissedilen çeşitlilik, rastgele tür değişimlerinden değil, aynı temel saldırganlığın farklı ritmik ve tonal ağırlık merkezleri üzerinden yeniden düzenlenmesinden kaynaklanıyor.

"Hard To Swallow" bu dönüşümün daha karanlık yüzünü gösteriyor. Greg Wilkinson'ın gitarındaki ağır ve doomy riff, parçanın punk/death metal ivmesini aşağı çekerek daha yoğun bir low-end alanı oluşturuyor. Burada grubun üyelerinin Graves at Sea geçmişiyle ilişkilendirilebilecek doom/sludge duyarlılığı, parçanın ana riff mantığına doğrudan nüfuz ediyor. Dolayısıyla bu unsur dekoratif bir atmosfer katmanı olarak kalmıyor; parçanın temposunu ve fiziksel ağırlığını belirliyor. Vokal tarafında ise Andre Cornejo'nun sert, öne doğru itilen haykırışları rifflerin üzerine ayrı bir katman olarak binmek yerine onlarla aynı saldırgan eksende ilerliyor. Konuk vokalde Chris Reifert'ın bulunması da DEATHGRAVE'in death metal mirasıyla kurduğu bağı daha görünür hale getiriyor.
"I Am Here" ile grup tekrar hızlanıyor ve death metal öfkesini grindcore'un daha kesik ritmik mantığına sokuyor. Ancak burada önemli olan yalnızca tempo değil; punk karakterinin hâlâ rifflerin davranışında korunması. DEATHGRAVE'in müziğini çağdaş ekstrem metal içerisinde ayıran noktalardan biri de tam olarak bu. Grup death metal rifflerini geleneksel death metal estetiğine teslim etmek yerine onları punk'ın doğrudanlığı ve grindcore'un sıkıştırılmış form anlayışıyla sürekli sürtüştürüyor.
"Born From Death" ise bu yaklaşımın en çıplak hâline yaklaşıyor. Parça büyük ölçüde saldırganlığın ön plana çıktığı bir yapıya sahipken, arka planda beliren dissonant punk gitar figürleri bu yoğunluğu bilinçli biçimde bölüyor. Bu küçük müdahaleler önemli; çünkü DEATHGRAVE'in besteciliği yalnızca daha sert riffler üretmek üzerine kurulu değil. Riffin kendi ivmesini bozacak bir karşı unsur yerleştirerek parçanın iç gerilimini canlı tutuyorlar. Albümün politik ve insani bağlamı açısından da parçanın dayandığı gerçek olay, sözlerin yalnızca ekstrem metal estetiğine hizmet eden soyut bir karanlıktan ibaret olmadığını gösteriyor.
Albümün en güçlü kompozisyonlarından "Smaller And Smaller", grubun yavaşlama kararının ne kadar etkili olabileceğini ortaya koyuyor. Yaklaşık dört dakikaya ulaşan parça, DEATHGRAVE'in burada neden daha uzun yapılara yöneldiğini açıklayan türden bir örnek. Sludge karakterli riffler gitarların ağırlık merkezini aşağı çekerken, zaman zaman devreye giren blast beat'ler bu yoğunluğu tamamen tekdüze bir ağırlaşmaya dönüştürmüyor. Hız ve ağırlık burada birbirinin alternatifi değil; aynı parçanın içinde birbirini tanımlayan iki ayrı hareket biçimi. Bu nedenle albümün karanlık tarafı, yavaş bölümlerde daha belirgin hâle geliyor. DEATHGRAVE'in en ağır anlarının mutlaka en hızlı olduğu fikrini özellikle reddettiği nokta da burası.
"Yaws 3D" ise grubun punk ve death metal arasındaki geçişlerini daha doğrudan kullanıyor. Bu birleşim, grindcore'un tarihsel olarak taşıdığı punk/death metal kesişimini hatırlatsa da DEATHGRAVE'in yaklaşımı yalnızca geleneksel bir formülü yeniden üretmekten ibaret değil. Parçalar arasındaki tür hareketleri, albümün genel kompozisyon mantığının parçası hâline geliyor. Thrash etkisinin öne çıktığı "It's Only Midnight" da benzer biçimde vokalleri özellikle nakarat bölgesinde daha işlevsel bir konuma yerleştiriyor. Burada vokal yalnızca agresyon üretmiyor; parçanın yapısal olarak hatırlanabilir olmasına katkıda bulunuyor. Bu küçük ama önemli fark, grubun yeni albümde besteciliği neden daha fazla önemsemeye başladığını gösteriyor.
"Your Pain Is Ready" ve özellikle "Won't See You In Heaven" ile albüm tekrar fiziksel ağırlığa yöneliyor. İkinci parçada Fern Alberts'ın yoğun bas tonu, gitarların oluşturduğu saldırgan dokuyu yalnızca desteklemekle kalmayıp parçanın ağırlık merkezini aşağı çekiyor. Tempo düştüğünde bu bas yoğunluğu daha belirgin hâle geliyor ve DEATHGRAVE'in hızlı bölümlerdeki keskinliğinden farklı bir tür ezicilik ortaya çıkıyor. Bu, albümde basın sadece ritmik bir tamamlayıcı olarak kullanılmadığı nadir ama etkili anlardan biri. Hızlı pasajların getirdiği kaotik hareket yerine düşük tempodaki yoğunluk tercih edildiğinde grubun ses dünyasının aslında ne kadar karanlık olduğu daha net duyuluyor.
Davul tarafında Clint Zane'ın performansı da bu iki uç arasındaki geçişleri mümkün kılıyor. Blast beat'ler ve yüksek tempolu bölümler grubun grindcore damarını canlı tutarken, daha ağır pasajlarda ritmin yalnızca hızı belirleyen bir araç olarak kullanılmaması parçaların nefes almasını sağlıyor. Bu açıdan ritim bölümü gitarların üzerine sabit bir şablon yerleştirmekten ziyade, parçaların ağırlık ve hız arasında hareket etmesine izin veren esnek bir omurga oluşturuyor.
Vokal yaklaşımındaki çeşitlilik de bu genişleyen bestecilik anlayışına paralel. Andre Cornejo'nun tiz, blackened shriek'lerden death metal gurgle'larına ve daha farklı sertlik derecelerindeki snarling vokallere geçebilmesi, parçaların aynı vokal renginin altında ezilmesini önlüyor. Yine de vokallerin temel karakteri değişmiyor: performansın amacı melodik bir kontrast yaratmak değil, gitarların farklı ritmik ve tonal davranışlarına uygun farklı yoğunluk seviyeleri oluşturmak. "It's Only Midnight"ın nakaratındaki daha belirgin vokal kullanımı bu nedenle özellikle önemli; grup burada agresif vokali kompozisyonun merkezine yerleştirerek parçanın yapısal kimliğini güçlendiriyor.
Albümün prodüksiyonu da bu yaklaşımı destekliyor. DEATHGRAVE'in sesi steril bir modern metal parlaklığına yönelmeden daha kontrollü ve belirgin bir forma kavuşmuş. Wilkinson'ın Earhammer Studio'da gerçekleştirdiği miks ve mastering, gitarların kalınlığını ve basın fiziksel ağırlığını korurken farklı türlerin birbirini maskelemesini engelliyor. Bu noktada "Hell Is Evil"in daha rafine duyulması, grubun vahşi karakterini törpüleyen bir stüdyo cilası anlamına gelmiyor. Aksine, düzenlemelerdeki farklı fikirlerin daha net algılanmasını sağlayarak grubun artan bestecilik iddiasını görünür kılıyor.
Bu durum DEATHGRAVE'i çağdaş grindcore sahnesinde ilginç bir konuma yerleştiriyor. Grup hâlâ punk kökenli bir doğrudanlığa, death metal sertliğine ve grindcore'un hız refleksine sahip; fakat bunları tek bir türün sınırları içerisinde tutmak yerine doom/sludge'un ağırlığı, thrash'in hareketliliği, noise rock'ın pürüzlülüğü ve endüstriyel müziğin mekanik sertliğiyle aynı kompozisyon alanında buluşturuyor. Buradaki başarı, bu etkilerin sayısında değil, çoğunun rifflerin ve tempo kararlarının içine yerleştirilmesinde yatıyor. "Smaller And Smaller"daki sludge yaklaşımı veya "Won't See You In Heaven"daki bas ağırlıklı yavaşlama, albümün tür çeşitliliğini göstermek için eklenmiş pasajlar gibi durmuyor; parçaların işleyişini gerçekten değiştiriyor.
Bu yüzden "Hell Is Evil"i yalnızca "grindcore'un daha olgun hâli" olarak tanımlamak eksik kalır. Albümün asıl meselesi, ekstrem müziğin saldırganlığını korurken bu saldırganlığın kompozisyon üzerindeki tahakkümünü kırmak. DEATHGRAVE daha uzun riffler yazıyor, tempoyu düşürüyor, tekrarları kullanıyor, nakaratları daha belirgin hâle getiriyor ve bas ile davulun parçaların ağırlık merkezini değiştirmesine izin veriyor. Buna rağmen müzik hâlâ ham, punk kökenli ve rahatsız edici. Dolayısıyla grubun genişlemesi, kimlik değişimi şeklinde değil, mevcut dilin içindeki olasılıkların artırılması şeklinde gerçekleşiyor.
"Hell Is Evil" hızlı tüketilen bir ekstrem metal kaydından çok, rifflerin neden belirli bir tempoda tutulduğuna ve bir parçanın neden tam o noktada yavaşladığına kulak verilmesini gerektiren bir çalışma. DEATHGRAVE'in yaptığı şey yeni türler icat etmek değil; grindcore'un sürekli ileri doğru iten mekanizmasını durdurup aynı malzemeyi daha ağır, daha yapısal ve daha çeşitli biçimlerde yeniden düzenlemek. Albümün asıl konumu da burada beliriyor: tür sınırlarını ortadan kaldırmak yerine onları birbirine sürterek kendi sesinin ağırlık merkezini genişleten, ancak bunu yaparken underground ekstrem metalin kirli ve karşıt ruhunu kaybetmeyen bir DEATHGRAVE.

http://deathgrave.bandcamp.com
http://www.instagram.com/deathgrave408
http://www.tankcrimes.com
http://www.facebook.com/tankcrimes
http://www.instagram.com/tankcrimes

