Inline image

Bir albümü ikinci kez dinlemek ile onu başka bir biçimde yeniden keşfetmek kesinlikle aynı şey değil. DER WEG EINER FREIHEIT'ın "Innern (Instrumental)" ile edindiğimiz tecrübe de kesinlikle ikincisine daha yakın. Var olan bir esere başka bir açıdan bakarak yeni ayrıntılar keşfetmek. Bir yıl önce yayımlanan "Innern", insanın kendi içine dönmesini; acı, yabancılaşma, dönüşüm ve kırılganlık üzerinden ele alan bir albümdü. Ancak bu temaların müzikal karşılığı hiçbir zaman yalnızca Kamprad'ın vokallerinden ibaret değildi. Asıl ifade, gitarların birbirine temas ettiği, davulların gerilimi adım adım yükselttiği, basın karanlık zemin üzerindeki hâkimiyetini sürekli devam ettirdiği ve elektronik katmanların sesin etrafında görünmez bir mimari kurduğu yerde zaten mevcuttu. "Innern (Instrumental)" bize bu mimariyi daha çıplak biçimde sunuyor.

İlk bakışta bu albümün varlık sebebi tartışmaya açık görünebilir. Sonuçta elimizde yeni besteler yok; aynı altı parçanın vokalsiz versiyonları var. Üstelik "Finisterre III" zaten orijinal albümde enstrümantaldi. Dolayısıyla burada asıl merak ettiğim, “Vokalleri çıkarınca ne kaldı?” değil, “Vokaller ortadan kalktığında bu besteler kendi başlarına hâlâ aynı yoğunluğu taşıyabiliyor mu?” Veya başka bir açıdan sormak gerekirse, “Vokaller olmadan bu şarkılar sahip olduğu hikâyeyi farklı bir açıdan anlatabilir mi?”

Cevap büyük ölçüde evet.

Hatta bazı noktalarda "Innern"i anlamanın daha doğrudan bir yolu ortaya çıkıyor.

Orijinal albüm üzerine yapılan eleştirilerin önemli bir bölümü DER WEG EINER FREIHEIT'in müziğindeki iki karşıt kutba dikkat çekiyordu. Bir tarafta acımasız black metal yoğunluğu, diğer tarafta melodik, atmosferik ve zaman zaman şaşırtıcı derecede sakin pasajlar vardı. "Marter"ın yavaşça büyüyen girişinden "Xibalba"nın uzun çözülme bölümüne, "Eos"un dinginlik ile patlama arasındaki hareketinden "Fragment"ın sonunda yükselen gitar duvarına kadar "Innern", bu karşıtlıkların sürekli birbirine dönüşmesi üzerine kuruluydu.

Vokalleri çekip aldığımızda bu karşıtlık ortadan kalkmıyor. Tam aksine, karşıtlığın temelde müziğin kendisinden geldiği daha net anlaşılıyor.

Inline image

"Marter" bunun için kusursuz bir başlangıç noktası. Parçanın orijinal hâlinde ambient dokular ve ağır bas frekanslarıyla başlayan yapı, giderek genişleyen bir ses duvarına dönüşüyor ve ardından davullar ile gitarların yarattığı saldırıya açılıyordu. Eleştirmenlerin bir kısmı parçayı albümün en güçlü kompozisyonlarından biri olarak öne çıkarırken, özellikle gerilimin yavaşça kurulması ve sonunda patlamaya dönüşmesi dikkat çekmişti.

Enstrümantal versiyonda ise o patlamanın duygusal yükünü taşıyan insan ses rengi artık yok. Fakat parçanın ağırlığı azalmıyor. Çünkü burada duyulan şey tanıdık scream ve harsh black metal vokali ile örtülmüş bir black metal değil; kendi içerisinde yükselen ve çözülen bir kompozisyon.

Bu ayrım önemli.

Grubun besteciliği, özellikle uzun parçalarında, vokali müziğin üzerine eklenen önemli bir katman, hatta ayrı bir enstrüman olarak kullanmıyor. Vokal çoğu zaman gitarların ve ritmin zaten hazırladığı duygusal zirvenin üzerine geliyor ve duyguyu daha da yukarıya taşıyor. Bu nedenle Kamprad'ın sesi ortadan kalktığında kompozisyonun iskeleti çökmüyor. Aksine, gitarların birbirine verdiği cevaplar, basın hareketleri ve Tobias Schuler'ın davul performansındaki küçük ayrıntılar daha belirgin hâle geliyor.

Yine "Innern" hakkında yazılan değerlendirmelere dönüp baktığımızda Schuler'ın davulları defalarca albümün taşıyıcı unsurlarından biri olarak gösterildiğini göreceğiz. Vokali çekip aldığımızda geriye kalan ritmik ve frekanssal boşluk alanı, davulların yalnızca şarkıları ileriye taşıyan bir araç olmaktan çıkıp anlatının kendisine dönüştüğünü bize gösteriyor.

"Xibalba" ise bu yeni perspektifin merkezinde duruyor.

Zaten parçanın geçmişi de "Innern (Instrumental)"in neden yapıldığını açıklıyor. Grubun açıklamasına göre "Xibalba", albümde en erken tamamlanan enstrümantal bestelerden biri olmasına rağmen vokalleri en son eklenen parçalardan biriydi. Basçı Alan Noruspur, uzun süre parçanın enstrümantal hâliyle yaşadıktan sonra vokaller eklendiğinde o versiyonu özlediğini belirtmişti. Enstrümantal albüm fikri de bu temel üzerinden vücut buldu. Üstelik yeni versiyon eski mix'in basitçe vokalsiz bırakılması değil; Kamprad tarafından yeniden mikslenmiş ve bazı bölümlere yeni atmosferik katmanlar eklenmiş bir çalışma.

Bu nedenle "Xibalba (Instrumental)" bir bonus parça hissi vermiyor. Aslında "Innern"in altında başından beri var olan başka bir yüzü gösteriyor.

Orijinal "Xibalba" üzerine yazılan eleştirilerde parçanın son bölümündeki uzun enstrümantal çözülme özellikle öne çıkıyordu. Yaklaşık son dört dakikada vokal geri çekiliyor ve gitarlar, synth'ler ve atmosferik katmanlar parçayı başka bir ruh hâline taşıyordu.

Şimdi bütün parça o perspektiften dinleniyor.

Ve sonuç şaşırtıcı biçimde doğal.

"Xibalba"nın vokalsiz hâli, dinlerken şarkının eksilmiş bir versiyonu gibi hissettirmiyor. Tam aksine, orijinal kompozisyonun zaten taşıdığı sinematik tarafı öne çıkarıyor. Gitarların melodik hareketleri daha fazla alan kazanıyor; synth'ler artık arka planda süsleyici bir unsur gibi değil, atmosferin kurucu parçalarından biri olarak duyuluyor. Bu da grubun "Noktvrn" döneminden beri geliştirdiği klasik müzik, ambient ve post-rock etkilerinin "Innern"de ne kadar derine işlendiğini daha açık biçimde gösteriyor. "Innern" üzerine yapılan bazı eleştirilerde CHOPIN ve ARVO PÄRT etkilerinin özellikle vurgulanmasının nedeni de burada anlam kazanıyor.

"Eos" ise albümün daha saldırgan yüzünü temsil ediyor. Orijinal versiyonda parçanın sakin ve atmosferik başlangıcı, giderek daha sert ve dissonant bir yapıya dönüşüyor ve black metal agresifliği ile melodik ve clean vokal unsurları birbirini dengeleyerek ilerliyordu. Vokalsiz versiyon ise melodik karşı ağırlığı doğrudan gitarların üzerine bırakıyor. Bu, "Eos"u daha soğuk bir parça hâline getiriyor. Vokal olmadığında şarkının öfkesi daha soyut, daha fiziksel bir hâl alıyor. Gitarların tremolo hareketleri ve davulların sürekli yükselen baskısı, herhangi bir sözel anlamın yönlendirmesi olmadan kendi başlarına bir gerilim yaratıyor. Burada albümün “içsel” niteliği de farklı bir biçimde ortaya çıkıyor: dinleyiciye ne hissetmesi gerektiğini söyleyen bir ses yok; yalnızca o hissin müzikal karşılığı var.

"Fragment" bu açıdan daha tartışmalı bir parça.

Orijinal "Innern"da albümün ikinci yarısının ilk üç parçaya kıyasla daha az bütünlüklü olduğu, hatta "Fragment"ın grubun alışıldık formülüne en fazla yaklaşan şarkı olduğu görülüyordu. Buna karşılık, parçanın sakin başlangıcını ve ardından gelen yoğun finalini albümün önemli dramatik hamlelerinden biri olarak değerlendiren görüşler de vardı elbette. Enstrümantal versiyon bu tartışmayı ortadan kaldırmıyor; fakat "Fragment"ın neden böyle farklı değerlendirildiğini daha anlaşılır kılıyor. Parçanın ilk bölümündeki boşluklar, gitarların daha sakin melodik hareketleri ve davulların kontrollü yaklaşımı, ikinci yarıdaki yoğunluğun hazırlığını oluşturuyor. Vokal olmadığında bu iki bölüm arasındaki mesafe daha da belirgin. Şarkı bir anlatıdan diğerine geçmiyor; aynı kompozisyonun kendi içerisinde basınç biriktirmesini izliyoruz. Son bölümde gitarlar yoğunlaştığında ortaya çıkan duvar bu nedenle daha fiziksel hissediliyor.

"Finisterre III" ise bütün bu yapının ortasında yalnızca iki dakikalık bir piyano parçası olarak duruyor.

Ve belki de bu albümdeki rolü en çok değişen parçalardan biri o.

Orijinal "Innern"de "Finisterre III", "Fragment"ın yoğunluğunu kesip "Forlorn"un kırılganlığına geçiş sağlayan kısa bir ara bölümdü. Bu nedenle "Finisterre III"ü albümün atmosferine tamamen uyduğu için önemli olduğunun yanında, iki dakikalık güzel ama vazgeçilmez olmayan bir interlude olarak gören iki farklı görüşü okuduk. Enstrümantal versiyonda ise "Finisterre III" artık albümün genel estetiğine daha az yabancı duruyor. Çünkü bütün kayıt zaten vokal anlatısından arındırılmış durumda. Bu nedenle piyano, albümün dışına açılan küçük bir pencere gibi değil; gitarların, synth'lerin ve davulların arasında zaten var olan klasik damarının en çıplak ifadesi gibi duyuluyor.

Ve son olarak "Forlorn".

"Innern"da bu parça zaten bütün yapının en sıra dışı noktasıydı. İngilizce sözleri, clean ve kırılgan vokalleri, post-punk'a yaklaşan gitarları, synth'leri ve sonunda yeniden yükselen black metal yoğunluğuyla "Marter"ın neredeyse tam karşısında duruyordu. Bu yüzden birçok eleştirmenin albümün en güçlü noktalarından biri olarak "Forlorn"u seçmesi tesadüf değildi. Hatta katılmasam da bazı değerlendirmelerde parçanın "Innern"in tamamını kurtaran veya albümün en ayırt edici bestesi olduğu açıkça savunuldu.

"Forlorn"un enstrümantal versiyonu, parçanın gücünü korumasıyla birlikte aslında ilginç bir bedel de ödüyor.

Şarkının orijinalindeki kırılganlığın önemli bir bölümü Kamprad'ın vokalinden geliyordu. Özellikle parçanın İngilizce söylenmesi ve sözlerin insanın yardım arayan, savunmasız tarafına yönelmesi, şarkıyı albümün soyut atmosferinden çıkarıp çok daha kişisel bir noktaya taşıyordu.

Vokal çekildiğinde bu doğrudanlık kayboluyor.

Ama geriye başka bir şey kalıyor: yalnızlık.

Enstrümantal versiyonunda "Forlorn"un anlatım metodu bir şeyler söylemek değil, bize sadece nasıl hissettirdiğini bırakıyor. Gitarların melodik çizgileri, basın hareketi ve synth'lerin sisli dokusu, parçanın kırılganlığını sözlerden bağımsız bir hâle getiriyor. Sonuç daha az kişisel, fakat daha evrensel. Orijinal versiyondaki “birinin yardım çağrısı” burada yerini daha belirsiz bir boşluğa bırakıyor.

Tam da bu nedenle "Forlorn (Instrumental)", orijinal parçanın yerine geçmeye çalışmayarak, tam da yapması gerektiği gibi onun başka bir yorumunu ortaya çıkarıyor.

Bu durum aslında "Innern (Instrumental)"in tamamı için geçerli.

DER WEG EINER FREIHEIT'in 2025 tarihli albümü üzerine yapılan eleştiriler arasında dikkat çekici bir görüş birliği vardı: Grup son derece güçlü, kontrollü ve etkileyici bir albüm ortaya koymuştu; ancak "Noktvrn" ile "Finisterre" dönemlerindeki deneysel cesaretin bir kısmı geri çekilmişti. Bazı eleştirmenler "Innern"in daha az bütünlüklü olduğunu, bazıları ise grubun kendi yüksek standartları içerisinde daha güvenli bir alana yaklaştığını belirterek eleştiriyi derinleştirdi.

"Innern (Instrumental)" bu eleştiriyi tamamen tersine çevirmiyor.

Fakat bu eleştirilere cevap verircesine ilginç bir şey yapıyor: Albümün güvenli görünen yüzeyinin altında hâlâ ne kadar ayrıntılı bir bestecilik bulunduğunu gösteriyor.

Çünkü vokaller olmadan dinlediğinizde grubun soundunun yalnızca rifflerden oluşmadığı gerçeğini tekrar görüyoruz. Gitarların katmanları arasında küçük melodik hareketler, bas gitarın çoğu zaman fark edilmeden kompozisyonun ağırlık merkezini değiştirmesi, Schuler'in davullarının yalnızca hız ve saldırı üretmediği; parçaların nefes alıp vermesini kontrol ettiği, synth'lerin ise sonradan eklenmiş atmosferik süsler olmaktan çok, kompozisyonun içine gömülmüş tonal unsurlar olarak çalıştığı gibi birçok ayrıntı grubun tercih ettiği yeni mix'te öne çıkıyor.

Sonuçta "Innern (Instrumental)"in asıl başarısı, vokallerin gereksiz olduğunu kanıtlamak değil.

Tam tersine, vokallerin neden işe yaradığını daha iyi anlamamızı sağlamak.

Orijinal "Innern"de vokal, bu karmaşık yapının insan yüzüydü. Enstrümantal versiyonda o yüz ve vücudun fiziksel yoğunluğu ortadan kalkıyor. Böylece soundun ruhu görünür hâle geliyor. Gitarların arasındaki mesafe, davulların yarattığı gerilim, synth'lerin taşıdığı soğukluk ve sessizliklerin kompozisyon içerisindeki konumu daha açık bir biçimde fark ediliyor.

Bu yüzden "Innern (Instrumental)"i yalnızca koleksiyoncuların ilgisini çekecek bir alternatif versiyon olarak görmek haksızlık olur.

Bu albüm, zaten bildiğimiz bir yapının duvarlarının ötesini görmemizi sağlıyor.

Üstelik bunu yaparken orijinal "Innern"in duygusal gücünden bir şey eksilmiyor. Sadece duygunun kaynağını değiştiriyor. Sözlerin acısı yerini melodinin acısına, çığlığın öfkesi gitarların yoğunluğuna, kırılgan vokallerin yalnızlığı ise boşlukların kendisine bırakıyor.

Bir yıl önce "Innern", insanın içine doğru yapılan bir yolculuktu.

"Innern (Instrumental)" ise o yolculuğun haritası.

Ve haritaya baktığınızda fark ediyorsunuz ki DER WEG EINER FREIHEIT'in asıl gücü hiçbir zaman yalnızca karanlıkta bağırmak değildi. Asıl güç, karanlığın içerisinde ne kadar ayrıntılı bir dünya kurabileceklerini bilmelerindeydi.

Bu kez o dünya konuşurken sözcükleri, cümleleri kullanmıyor, ama belki de ilk kez bu kadar net duyuluyor.

Inline image

Official Website: https://derwegeinerfreiheit.de/
Bandcamp: https://derwegeinerfreiheit.bandcamp.com/
YouTube: http://www.youtube.com/derwegeinerfreiheit
Instagram: http://instagram.com/derwegeinerfreiheit
Facebook: http://www.facebook.com/derwegeinerfreiheit
Spotify: https://open.spotify.com/artist/7e823b0KQoVtLG86Ui5xGD
Apple Music: https://music.apple.com/artist/der-weg-einer-freiheit/363526020
Deezer: https://www.deezer.com/artist/1386896
Tidal: https://tidal.com/browse/artist/4479035