Album Review
Dromos - Failing Light

Doom meetal söz konusu olduğunda "Made in England" markası her zaman algıları cezbeder. Özellikle 90'lardan itibaren İngiltereden bu türde unutulmaz gruplar metal sahnesine harika albümler sundu. DROMOS'ta ilk bakışta algıyı olumlu sonde etkileyen bu markaya sahip.

Grubun "Failing Light" boyunca kurduğu yapı, funeral doom’un alışıldık “yavaşlık = ağırlık” denklemine yaslansa da albümün asıl belirleyici tarafı temposundan çok okundukça keşfedilen bir romana benzer yapısı. Üç parçalık, kırk altı dakikalık yapı ilk bakışta türün klasik sabır talep eden formülünü çağrıştırıyor; ancak grubun yaklaşımı yalnızca riffleri uzatıp atmosferi kalınlaştırmaktan ibaret değil. Burada gitarlar sürekli olarak yeni armonik gölgeler yaratıyor, parçalar ise doğrusal ilerlemek yerine kendi içlerinde genişleyen alanlar yaratıyor. Bu yüzden albümün etkisi “ezicilikten” çok, dinleyiciyi içine çekme biçiminden geliyor.
DROMOS’un müziğinde belirgin biçimde eski Peaceville death/doom estetiğinin izleri hissediliyor. Fakat grup bunu doğrudan nostaljik bir yeniden üretim olarak kullanmıyor. Özellikle gitar tonlarında tercih edilen sıcak fakat çamurlu olmayan orta frekans karakteri, modern funeral doom’daki steril ve aşırı dijital yoğunluğun aksine daha organik bir alan açıyor. Bu yaklaşım albümün psychedelic yönünü de görünür kılıyor çünkü gitarlar yalnızca riff taşıyan araçlar olarak değil, sürekli titreşen atmosfer katmanları olarak çalışıyor. Distorsiyon çoğu zaman duvar gibi davranmaktan ziyade sisli bir derinlik yaratıyor.
Albümün açılışından itibaren dikkat çeken unsur, DROMOS’un riff geçişlerini dramatik zirveler için değil, hipnotik süreklilik için kullanması. Funeral doom’da sık görülen “tek fikir etrafında dönme” alışkanlığı burada mevcut olsa da grup küçük armonik kaymalarla parçaların iç gerilimini canlı tutabiliyor. Bu durum özellikle davul performansının geri planda fakat yönlendirici kullanımında belirginleşiyor. Ritimler çoğu zaman vurgulu bir hareket yaratmak yerine gitarların hacmini taşıyan sabit bir omurga gibi davranıyor. Böylece müzik ani patlamalar yerine yavaş yoğunlaşmalar üzerinden şekilleniyor.
Vokal kullanımı da albümün atmosferik hedefiyle doğrudan ilişkili. Derin growl’lar ve daha çatallı çığlıklar klasik funeral/death doom çizgisini korurken, temiz vokallerin kullanımı albüme beklenmedik bir kırılganlık katıyor. Ancak bu temiz bölümler hiçbir zaman gothic doom’daki melodramatik rolü üstlenmiyor; daha çok parçaların yoğunluğunu dağıtan geçici açıklıklar yaratıyor. Özellikle 'Death Is Silence' içinde beliren daha aydınlık gitar pasajlarıyla birlikte düşünüldüğünde bu tercih, albümün sürekli karanlıkta kalmak yerine kısa süreli yön kaymaları yaratmasına izin veriyor. Yine de DROMOS’un başarısı bu kontrastları abartmamasında yatıyor. Umut hissi burada dramatik bir kurtuluş değil, yalnızca sisin kısa süreliğine incelmesi gibi işliyor.
Albümün en dikkat çekici yanı ise psychedelic etkilerin gerçekten kompozisyon mantığını etkiliyor olması. Pek çok çağdaş doom grubunda psychedelic dokular yalnızca reverbe boğulmuş geçişler veya kozmik estetik süslemeleri olarak kalırken, 'Failing Light' içinde bu yaklaşım parçaların akışını değiştiriyor. Özellikle yirmi dakikayı aşan 'Sinking', bulanık ve neredeyse meditatif açılışını zamanla daha ağır bölgelere taşırken klasik doom yükselme mantığını reddediyor. Parça “zirveye ulaşmak” için değil, dinleyiciyi giderek daha derine çekmek için yazılmış hissi veriyor. Bu yüzden albümdeki uzunluk hissi çoğu funeral doom kaydında olduğu gibi yalnızca dayanıklılık testi oluşturmuyor; yapısal bir işlev kazanıyor.
DROMOS’un underground geçmişi — death metal, industrial ve deneysel ağır müzik sahnelerinden gelen üyelerin varlığı — albümün dokusunda hissediliyor, fakat grup bunu gösterişli tür füzyonlarına çevirmiyor. Industrial ya da avant-garde etkiler doğrudan yüzeye çıkmıyor; bunun yerine prodüksiyonun mekan hissinde ve parçaların sabit bir merkez etrafında çözülüp yeniden toplanmasında etkisini gösteriyor. Bu açıdan albüm modern “post-heavy” estetiğine yaklaşsa da tamamen o sahnenin dramatik crescendo bağımlılığına teslim olmuyor. DROMOS hâlâ özünde funeral doom düşünüyor; sadece bu dili daha geniş atmosferik araçlarla yeniden organize ediyor.
Prodüksiyon tarafında da benzer bir bilinç mevcut. Albüm hacimli duyuluyor ancak ekstrem low-end baskısıyla dinleyiciyi fiziksel olarak ezmeye çalışan modern doom mikslerinden farklı davranıyor. Bas gitar çoğu zaman ayrı bir karakter olarak öne çıkmaktan ziyade gitarların altını doldurarak parçaların yoğunluğunu kalınlaştırıyor. Bu da müziğe daha “dumanlı” bir karakter kazandırıyor. Davulların miks içindeki kontrollü geri çekilmiş pozisyonu ise albümün sinematik alan hissini güçlendiriyor. Eğer perküsyon daha agresif öne alınsaydı bu hipnotik akış kolayca parçalanabilirdi.
"Failing Light", funeral doom’un sınırlarını radikal biçimde kıran bir albüm değil. DROMOS’un yaptığı şey daha çok türün eski atmosferik ağırlığını, çağdaş psychedelic ve post-heavy duyarlılıklarla dikkatli biçimde yeniden düzenlemek. Albümün gücü de tam burada ortaya çıkıyor: deneysel fikirleri dekoratif katmanlar olarak değil, parçaların nefes alış biçimini değiştiren yapısal araçlar olarak kullanabilmesinde. Bu yaklaşım DROMOS’u yalnızca “ağır” bir grup olmaktan çıkarıp, dinleme süresini ve tekrar hissini kompozisyonun temel unsuru hâline getiren daha bilinçli bir funeral doom çizgisine yerleştiriyor.
İçinde bulunduğumuz yaza göz kırpan, sıcak ve uzun günlerin yaklaştığı bir mevsimde funeral doom dinlemek yeni bir şeyler keşfetmek için çalışan ilk refleks olmayabilir, ama özellikle bu türü sevenler için "Failing Light"ı dinlemek "buna değdi" dedirtecek bir deneyim olacaktır.
OZY

