Album Review
Yoth Iria - Gone with the Devil

Yunan black metal ekibi YOTH IRIA 2 yıllık bir aranin ardından hayranlari çok bekletmenden ucuncu tam zamanlı allbüm "Gone with the Devil" ile güçlü bir geri dönüş yaptılar. Grup albümünde black metalin geleneksel sertliğini terk etmiyor, fakat onu artık merkezî bir kimlik unsuru olarak da kullanmıyor. Albüm boyunca hissedilen temel dönüşüm, rif yazımının agresyon üretmek yerine atmosfer ve dramatik yükseliş yaratmaya yönelmiş olması. Tremolo melodileri, blast beat’ler ve karanlık armoniler hâlâ mevcut; ancak bunlar artık şarkıları sürükleyen ana motor değil, daha çok epik ve melodik bir yapı inşa etmek için kullanılan araçlar hâline gelmiş durumda. Albümün esas omurgasını ise heavy metal kökenli gitar harmonileri, geniş koral düzenlemeler ve dikkat çekici ölçüde erişilebilir nakarat anlayışı oluşturuyor.

Bu dönüşüm özellikle açılıştaki 'Dare To Rebel' ile netleşiyor. Şarkı, ritüelistik korolarla başlayan yapısını kısa sürede melodik heavy metal riflerine ve neredeyse pagan metal estetiğine yaklaşan toplu vokallere taşıyor. Burada dikkat çeken nokta, YOTH IRIA’nın folk öğelerini yüzeysel bir süsleme olarak kullanmaması. Flüt benzeri melodik geçişler ya da Akdeniz folklorunu çağrıştıran tonal seçimler, riflerin akışını doğrudan etkiliyor; şarkılar düz black metal döngüleri yerine daha dramatik, katmanlı bir hareket hissi kazanıyor. Ancak albüm ilerledikçe bu yaklaşımın çift taraflı bir etkisi olduğu da ortaya çıkıyor: grubun müziği daha büyük, daha sinematik ve daha akılda kalıcı duyulurken, erken dönem işlerini farklı kılan o sert ve huzursuz karakter zaman zaman geri plana düşüyor.
'The Blind Eye Of Antichrist' albümün bu dengeyi en başarılı kuran parçalarından biri. Sırp Ortodoks ilahisi 'Pobedna Pesma'dan türetilen melodik omurga, blast beat’lerle ve çocuk korosuyla birleştiğinde ortaya teatral ama kontrolünü kaybetmeyen bir yapı çıkıyor. YOTH IRIA burada senfonik black metal klişelerine sapmadan yoğunluk yaratmayı başarıyor çünkü dramatik unsurlar doğrudan kompozisyonun ritmik hareketine bağlanmış durumda. Parça yalnızca “epik” duyulmak istemiyor; gerçekten katmanlı bir gerilim kuruyor. Aynı durum 'Woven Spells Of A Demon' ve 'The End Of The Known Civilization' gibi parçalarda da hissediliyor. Özellikle davulcu Vongaar’ın performansı albümün dramatik yapısının temel taşı hâline geliyor. Blast beat’leri sürekli hız göstergesi olarak kullanmanın ötesinde geçişleri vurgulayan dinamik bir araç gibi çalıyor; tom yürüyüşleri ve groove odaklı kırılımlar parçaların sinematik hissini büyütüyor.
Bununla birlikte albümün erişilebilirlik arayışı her zaman aynı ölçüde ikna edici sonuç vermiyor. '3AM' modern groove metal yaklaşımını gotik heavy metal hissiyle birleştirirken, PARADISE LOST benzeri ritmik salınımlar üzerinden ilerleyen yapısıyla black metal kimliğini ciddi ölçüde arka plana itiyor. Şarkının temiz ve kolay sindirilebilir melodik düzeni kulağa profesyonel geliyor, ancak tam da bu yüzden albümün daha karakteristik anları kadar iz bırakmıyor. Benzer bir sorun 'Once In A Blue Moon'da da hissediliyor. Parça güçlü bir orta tempo groove yakalasa da nakaratın fazlasıyla güvenli yazılmış olması, şarkının gerilimini düşürüyor. YOTH IRIA burada melodik olmayı başarıyor ama melodiyi riskli veya dönüştürücü bir noktaya taşımıyor.
Albümün en dikkat çekici yönlerinden biri prodüksiyon anlayışı. Modern extreme metal kayıtlarında sık görülen steril ve aşırı sıkıştırılmış miks yaklaşımı yerine daha sıcak, açık ve nefes alan bir ton tercih edilmiş. Ritm gitarlar miks içinde hafifçe geri çekilmiş olsa da bu karar albümün koral katmanlarına ve lead gitar harmonilerine geniş bir alan açıyor. Nikolas Perlepe ve Naberius’un dual gitar kullanımı özellikle burada önem kazanıyor; klasik heavy metal kökenli melodik sololar ile black metal tremolo çizgileri arasında kurdukları geçişler albümün karakterini belirliyor. Jim Mutilator’ın bas gitarı ise yalnızca frekans dolduran bir unsur değil; özellikle orta tempolu bölümlerde riflerin altına eklediği yuvarlak ton sayesinde albümün “sıcak” hissini büyüten önemli bir bileşen.
HE’nin vokal performansı da albümün yön değişimini destekleyen unsurlardan biri. Sert black metal vokallerini tamamen terk etmiyor, ancak bunları sürekli dominant pozisyonda kullanmak yerine dramatik vurgu işlevine indiriyor. Koro düzenlemeleri, fısıltılar ve yarı teatral vokal katmanları sıkça devreye giriyor. Bu yaklaşım kimi zaman gerçekten etkileyici sonuç veriyor; kimi zamansa grubun fazla kontrollü ve hesaplı duyulmasına neden oluyor. Özellikle bazı nakaratlarda hissedilen “büyük an yaratma” arzusu, albümü spontan bir extreme metal kaydından çok dikkatle tasarlanmış bir modern dark metal prodüksiyonuna yaklaştırıyor.
Burada asıl mesele, YOTH IRIA’nın black metal sınırlarını genişletmesi değil; bunu yaparken özgün kimliğinin ne kadarını koruyabildiği. 'Gone With The Devil' kesinlikle nostaljik bir Hellenic black metal albümü değil. Hatta yer yer modern melodik metal estetiğine fazlasıyla yaklaşarak kendi karanlığını törpülediği bile söylenebilir. Fakat grubun kompozisyon anlayışı tamamen jenerikleşmiş de değil. Özellikle gitar armonileri ve dramatik yapı kurma becerisi, albümü çağdaş melodik extreme metal üretimleri arasında kolay tüketilip unutulan işlerden ayırıyor.
Kapak görseli ve genel görsel estetik de müziğin yönünü doğru yansıtıyor: mistik ama aşırı süslü olmayan, ritüelistik fakat kitsch’e düşmeyen bir yaklaşım. YOTH IRIA artık kendisini saf black metal saflığında konumlandırmıyor; daha çok epik dark metal ile melodik extreme metal arasında hareket eden hibrit bir yapı kuruyor. “Gone With The Devil” bu dönüşümün en net ifadesi. Albüm bazen fazla güvenli tercihler yapıyor, bazen melodik ihtişam uğruna sertliğin ağırlığını azaltıyor, ancak bunu bilinçsizce değil, belirli bir estetik hedef doğrultusunda gerçekleştiriyor. Bu yüzden kayıt, black metalin sınırlarını yıkan radikal bir manifesto gibi değil; köklerini tamamen inkâr etmeden daha geniş bir dinleyici alanına açılmaya çalışan deneyimli müzisyenlerin kontrollü yön değişimi gibi çalışıyor.
OZY

