Inline image

ELECTRIC CALLBOY, metalcore’un sertliğini techno, pop ve dans müziğinin ritmik yapısıyla birleştirerek kendi formülünü sahnenin ötesine taşıyan gruplardan biri. “TEKKNO” ile kurdukları bu karakteristik yapı, onları yalnızca metal sahnesinde değil, farklı müzik çevrelerinde de görünür hâle getirirken beklentiyi de beraberinde getirdi. “Tanzneid” tam bu noktada, grubun artık kendini kanıtlamaktan çok kendi formülünü ne ölçüde genişletebildiğini sorgulayan bir albüm olarak karşımıza çıkıyor.

Grubun “Tanzneid” ile yaptığı temel hamle, “TEKKNO”nun formülünü terk etmek değil, onu daha geniş bir oyun alanına taşımak. Elektronik altyapılar, metalcore breakdown’ları, pop melodileri, punk-rock dokunuşları ve dans müziğinin ritmik dili hâlâ aynı kompozisyonun parçaları. Ancak bu kez mesele, bu unsurların ne kadar sıra dışı olduklarından çok, zaten tanınabilir hâle gelmiş ELECTRIC CALLBOY formülünün içinde ne kadar yeni sonuçlar üretebildikleri. “Tanzneid” tam da burada hem güçlü hem de problemli bir albüm hâline geliyor.

Dört yıllık “TEKKNO” aralığının ardından gelen albümün önemli bir bölümü aslında yeni değil. “RATATATA”, “Let The Good Times Roll”, “Still Waiting”, “The Way You Are”, “Elevator Operator” ve başlık parçası gibi şarkılar uzun süredir grubun canlı repertuvarında veya dijital dolaşımında yer alıyor. Bu nedenle “Tanzneid” klasik anlamda yeni bir albüm keşfi hissi yaratmıyor. Parçaların farklı dönemlerde yayımlanmış olması, albümün bütünlüğünü de ister istemez gevşetiyor. Ortak bir ses estetiği var, fakat bütün parçaları tek bir kompozisyonel düşünce altında birleştiren belirgin bir omurga yok.

Inline image

Bununla birlikte ELECTRIC CALLBOY’un müziği zaten böyle bir bütünlüğe ihtiyaç duymayan bir yapı üzerine kurulmuş durumda. Grubun temel kompozisyon yöntemi, farklı tür kodlarını mümkün olduğunca doğrudan karşı karşıya getirmek. “Tanzneid”de elektronik dans ritimleriyle metalcore gitarlarının çarpışması, breakdown’ların dört dörtlük dans vuruşlarıyla birlikte çalışması ve büyük clean vokal melodilerinin sert bölümlerle kesilmesi hâlâ grubun en belirgin özelliği. Başlık parçası bu yaklaşımın neredeyse şematik bir örneği: synth darbeleri, mekanik dans ritimleri ve ağır gitarların yarattığı gerilim, breakdown’ı yalnızca pit için değil dans pistine de uygun bir ritmik nesneye dönüştürüyor.

Bu noktada grubun asıl başarısı, farklı türleri yan yana koymakla yetinmemesi. Elektronik bölüm çoğu zaman gitarların üzerine sonradan eklenmiş dekoratif bir katman gibi davranmıyor; şarkıların ritmik hareketini belirliyor. Metalcore riffleri de elektronik altyapının yanında ayrı bir dünya olarak kalmıyor. İki taraf aynı vuruş mantığı üzerinde birleşiyor. ELECTRIC CALLBOY’un çağdaş metalcore içindeki konumu da tam olarak buradan kaynaklanıyor. Elektronik müzikle metalcore’u birleştiren pek çok grubun aksine burada amaç türler arasındaki mesafeyi azaltmak değil, o mesafeyi görünür tutarak bundan komik ve işlevsel bir kontrast üretmek.

“RATATATA” ise bu yöntemin en başarılı örneklerinden biri. BABYMETAL ile kurulan ortaklık kolayca tek kullanımlık bir gösteriye dönüşebilirdi. Bunun yerine iki grubun estetik kodları birbirine doğal biçimde eklemleniyor. BABYMETAL’in parlak, melodik vokal çizgileri ile ELECTRIC CALLBOY’un ağır riffleri arasında belirgin bir karşıtlık var, fakat düzenleme bu karşıtlığı yapay hâle getirmiyor. Şarkının melodik tarafı metalcore altyapının üzerinde kaybolmadığı gibi, gitarların ağırlığı da pop karakterini bastırmıyor. Sonuç, konuk sanatçının yalnızca pazarlama değeri taşıdığı bir düet değil; iki grubun kimliğini aynı kompozisyon içerisinde görünür kılan bir parça.

Aynı yaklaşım “Let The Good Times Roll”da punk-rock yönüne çevriliyor. THE OFFSPRING’den Dexter Holland’ın katkısı, grubun elektronik-metalcore ekseninden kısa süreliğine çıkmasını sağlıyor. Şarkı, yazlık ve radyo dostu yapısına rağmen albümün genel estetiğinden kopmuyor. “Still Waiting” ise daha farklı bir bağlama sahip. SUM 41’ın eski davulcusu Frank Zummo’nun artık ELECTRIC CALLBOY kadrosunda bulunması, eski grubunun şarkısını yeni bağlama taşıyor. Fikir düzeyinde oldukça yerinde olan bu seçim, müzikal açıdan ise albümün daha sıradan bölümlerinden birini kurtarmaya yetmiyor.

Burada “Tanzneid”in temel çelişkisi ortaya çıkıyor. Albümün en iyi anları, ELECTRIC CALLBOY’un bir türü taklit ettiği bölümler değil, kendi formülünü başka bir estetikle çarpıştırdığı parçalar. Buna karşılık grup, dışarıdan belirgin bir fikir getirmediğinde elektronik metalcore kalıplarına fazla rahat biçimde geri dönüyor. “Heartclub” bunun iyi bir örneği. Şarkının sert bölümleri ve akılda kalan nakaratı işlevsel; fakat kompozisyon, grubun zaten oluşturduğu ses evreninin dışına fazla çıkmıyor. Burada dikkat çekici olan daha çok şarkının sözsel yaklaşımı.

“Heartclub”, sosyal medya çağında görünürlüğün kişisel değer ölçüsüne dönüşmesini ele alırken, ELECTRIC CALLBOY’un kendisi de bu mekanizmadan ciddi biçimde faydalanmış bir grup. Bu nedenle şarkının eleştirisi dışarıdan yöneltilmiş bir parmak sallama değil. Grubun kendi yükseliş stratejisinin içinden konuşuyor. “I was born enough” fikri, albümdeki gösterişli prodüksiyonun ve sürekli görünür olma kültürünün karşısına daha doğrudan bir tavır koyuyor. Müzikal olarak devrimci bir parça değil; fakat grubun kendi konumunu sorgulaması açısından albümün daha anlamlı fikirlerinden birini taşıyor.

“The Way You Are” ise grubun neden hâlâ güçlü bir komedi ve tür çatışması mekanizmasına sahip olduğunu hatırlatıyor. Parça önce 2000’lerin başındaki boyband estetiğine yaslanan melodik bir yapı kuruyor, ardından deathcore’a yönelerek düzenlemenin beklentisini bilinçli biçimde bozuyor. Burada Kevin Ratajczak’ın vokal performansı özellikle belirleyici. Temiz ve aşırı melodik bölümün ardından gelen sert vokaller, parçanın iki farklı estetik karakterini yalnızca söz düzeyinde değil, vokal düzenlemesi üzerinden de ayırıyor. Nico Sallach’ın clean vokalleri de aynı karşıtlığın melodik tarafını taşıyor.

Bu iki vokalistin birbirine karşı konumlandırılması aslında ELECTRIC CALLBOY’un sesinin merkezinde bulunuyor. Ratajczak’ın shout’ları parçaların ağırlık merkezini oluştururken Sallach’ın clean vokalleri büyük nakaratların erişilebilirliğini sağlıyor. Sorun, “Tanzneid” boyunca bu dağılımın artık fazlasıyla tanıdık olması. Kimin hangi noktada devreye gireceğini, sert bölümün ne zaman geleceğini ve nakaratın ne kadar büyütüleceğini tahmin etmek kolaylaşıyor. Bu, grubun kötüleşmesinden çok kendi kompozisyon dilini fazla iyi standartlaştırmasının sonucu.

Albümün en değerli küçük sapmalarından biri “The Savior”. 80’ler popu, synthwave ve klasik/stadyum rock etkileri burada grubun bilinen elektronik metalcore çerçevesini hafifçe esnetiyor. Özellikle bridge bölümündeki daha wave odaklı atmosfer ve davulların farklı estetikte kullanılması, parçanın yalnızca başka bir ELECTRIC CALLBOY şablonu olmadığını hissettiriyor. Benzer biçimde “Revery” de grubun mevcut ses paleti içerisinde daha farklı bir yön açıyor. Bu parçalar grubun kimliğini değiştirmiyor; fakat kimliğin sınırlarının düşünüldüğünden daha geniş olduğunu gösteriyor.

Tam da bu nedenle “Tanzneid”in sorunu çeşitlilik eksikliği değil. Albümde yeterince farklı ses bulunuyor. Punk-rock, elektronik müzik, pop, synthwave, deathcore, rap-metal ve çeşitli konuk sanatçılar aynı yapı içerisinde yer alıyor. Fakat bu çeşitlilik her zaman kompozisyonel çeşitliliğe dönüşmüyor. Malzeme değişiyor, ancak parçaların nasıl inşa edildiğine dair temel refleksler daha az değişiyor. ELECTRIC CALLBOY’un formülü artık o kadar tanınabilir ki, türler arasındaki geçişlerin kendisi bile bir süre sonra beklenebilir hâle geliyor.

Bu durum “TEKKNO” ile yapılan karşılaştırmayı da kaçınılmaz kılıyor. Ancak karşılaştırmanın kendisi belirli ölçüde adaletsiz. “We Got The Moves” veya “Pump It” gibi parçaların hem müzikal hem de kültürel etkisini yeniden üretmek kolay değil. “TEKKNO”, grubun yeni kadroyla kurduğu sesin tam anlamıyla oturduğu ve pandemi sonrası dönemin kolektif eğlence ihtiyacıyla çakıştığı özel bir ana denk gelmişti. “Tanzneid” ise artık keşfedilmeyi bekleyen bir grubun albümü değil. ELECTRIC CALLBOY’un ne yapabileceği konusunda dinleyicinin beklentisi zaten oluşmuş durumda.

Üstelik grubun başarısı bu beklentiyi daha da büyütüyor. “TEKKNO” sonrasında ELECTRIC CALLBOY artık yalnızca metalcore sahnesinin içinde hareket eden bir grup değil. BABYMETAL ve THE OFFSPRING gibi farklı kuşak ve sahnelerden isimlerle kurulan bağlantılar, grubun müzikal sınırlarının yanı sıra kültürel erişimini de genişletiyor. Albümün sonundaki remiksler de bu genişlemenin devamı niteliğinde. Sullivan King, Paul Elstak ve Paolo Ferrara gibi isimlerin farklı elektronik çevrelerden gelmesi, grubun metal dışındaki dinleyici alanlarına ulaşma stratejisini görünür kılıyor.

Bu remiksler müzikal olarak albümün ana gövdesine doğrudan katkıda bulunmaktan çok ELECTRIC CALLBOY markasının farklı sahnelere uyarlanabilirliğini gösteriyor. Aynı durum grubun ELECTRIC BASSBOY projesi için de geçerli. Burada önemli olan tek tek elektronik düzenlemelerin niteliğinden ziyade grubun artık metalcore dışındaki etkinlik ve dinleyici alanlarında da kendi kimliğini koruyarak hareket edebilmesi. Bu açıdan “Tanzneid”, yalnızca bir albüm değil, grubun giderek genişleyen müzikal ekosisteminin bir parçası gibi çalışıyor.

Fakat bu genişleme, albümün temel açmazını da çözmüyor. ELECTRIC CALLBOY artık istedikleri kadar farklı kapıyı açabilecek konumda. Buna rağmen “Tanzneid”in en güçlü anları çoğunlukla grubun zaten kanıtladığı mekanizmaların yeniden düzenlenmesinden doğuyor. En zayıf anlarında ise bu mekanizmalar kendi kendini tekrar ediyor. Özellikle albümün ikinci yarısında, belirgin bir fikir veya güçlü bir tür çatışması bulunmayan parçalar grubun daha genel elektronik metalcore çizgisine yaklaşıyor ve bu da onları daha kolay tüketilebilir hâle getiriyor.

Burada grubun “satirik metalcore” yaklaşımının ilginç bir paradoksu var. ELECTRIC CALLBOY için absürt fikirler yalnızca mizah unsuru değil, kompozisyonel yakıt işlevi görüyor. Bir boyband parodisini deathcore’a çevirmek, Eurodance ritmini breakdown ile birleştirmek veya BABYMETAL ile ortak bir parça yazmak, grubun müzikal enerjisini de yükseltiyor. Dolayısıyla absürtlük ortadan kalktığında geriye yalnızca iyi icra edilmiş, iyi prodükte edilmiş bir elektronik metalcore şarkısı kalabiliyor. “Tanzneid”in bazı parçalarında hissedilen sıradanlık tam olarak buradan doğuyor.

Prodüksiyon da bu formülü destekliyor. Elektronik unsurların parlaklığı, gitarların düşük frekans ağırlığı ve vokallerin merkezde konumlandırılması, müziği kulüp ve festival ölçeğinde çalışacak biçimde tasarlıyor. Breakdown’ların ritmik açıklığı ve nakaratların genişliği, canlı performansın stüdyo kaydına aktarılmasını kolaylaştırıyor. Bu açıdan albümün gösterişli yapısı rastlantısal değil. Ancak yüksek enerjili prodüksiyonun sürekli aynı dramatik yükselişleri desteklemesi, zamanla kontrast sorununa da yol açıyor. Her şey büyük olduğunda, gerçekten büyük anların ayırt edilmesi zorlaşıyor.

Bu nedenle “Tanzneid” için asıl mesele grubun daha sert, daha elektronik veya daha komik olması değil. Mesele, kendi oluşturduğu standartların dışına ne kadar çıkmak istediği. “The Savior”, “The Way You Are” ve “RATATATA” gibi parçalar, ELECTRIC CALLBOY’un hâlâ farklı fikirleri aynı şarkıda birbirine bağlayabildiğini gösteriyor. Ancak albümün geri kalanında bu cesaretin daha tutarlı biçimde sürdürülmemesi, grubun sahip olduğu yaratıcı özgürlüğün tamamıyla kullanılmadığını düşündürüyor.

“Tanzneid”, ELECTRIC CALLBOY’un kimlik krizine girdiği bir albüm değil; tersine, kimliğini fazlasıyla netleştirmiş bir grubun karşılaştığı konfor sorununu ortaya koyuyor. Artık mesele kendi seslerini bulmak değil, o sesin sınırlarını ne kadar zorlayabilecekleri. Bu nedenle albüm, geleneksel bir bütünlük arayışından çok parçaların kendi bağlamları içerisinde ne kadar etkili olduklarına göre değerlendirilmeyi gerektiriyor. Dinleyici burada yeni bir ELECTRIC CALLBOY keşfetmekten ziyade, grubun zaten kurulmuş sisteminin hangi noktalarda hâlâ esneyebildiğini takip ediyor.

Ve sonuçta “Tanzneid”in en ilginç tarafı, grubun artık kendisini yeniden icat etmek zorunda olmaması. Tam tersine, böyle bir zorunluluk olmadığı için daha ileri gitme özgürlüğüne sahip olması. Albüm bu özgürlüğün bazı güçlü örneklerini sunuyor, fakat onu her fırsatta kullanmıyor. ELECTRIC CALLBOY’un günümüzdeki asıl yaratıcı sınırı metalcore, techno veya pop değil; kendi formülünün ne kadar öngörülebilir hâle geldiği. “Tanzneid” bu sınırı aşmaktan çok, sınırın nerede olduğunu oldukça net biçimde gösteren bir kayıt.

Inline image