Inline image

Hollanda black metalinin deneysel damarından ayrılarak daha soğuk ve kuzeyli bir estetiğe yönelen FLUISTERAARS, "Jacht der Mysteriën" ile türün tanıdık yapılarını radikal biçimde dönüştürmek yerine tekrar ve yoğun atmosfer üzerinden yeniden düzenliyor. Üç uzun parçaya yayılan albüm, kalın gitar duvarları, belirgin bas yürüyüşleri ve geri planda konumlanan davullarıyla hipnotik bir akış kurarken, psikedelik ve ambient dokuları bu yapının çevresinde tutuyor. FLUISTERAARS’ın burada asıl yüzleştigi şey, sınırlı sayıdaki müzikal fikrin ne kadar süre boyunca kompozisyonel gerilim ve atmosfer üretebileceği.

FLUISTERAARS’ın albüm üzerindeki temel kompozisyon anlayışı, riff çeşitliliğinden çok tekrarın fiziksel etkisine dayanıyor. Üç parçaya yayılan 43 dakikalık albümde gitarlar çoğunlukla orta-yüksek tempolu black metal kalıplarını büyük ölçüde değiştirmeden sürdürüyor; davullar bu hareketi destekliyor fakat miks içerisinde bilinçli biçimde geri planda kalıyor. Böylece ritmik vurgu ön plana çıkmak yerine gitarların oluşturduğu sürekli akış belirleyici hale geliyor. Hollanda black metalinin zaman zaman deneysel ve türler arası karakteri düşünüldüğünde, FLUISTERAARS’ın burada daha kuzeyli, daha soğuk ve geleneksel bir estetik tercih etmesi albümün ilk önemli ayrışma noktası.

"Grondeloos Donkere Bossen" kalın gitar tonları ve arka plandaki atmosferik katmanlarla bu yaklaşımı doğrudan kuruyor. B. Mollema’nın tiz ve boğazdan gelen vokalleri türün tanıdık ifade biçimini korurken, T. Cochrane’in bas çalışının gitar duvarının altında kaybolmaması özellikle dikkat çekiyor. Basın duyulabilirliği black metal prodüksiyonlarında her zaman öncelikli bir tercih değil; burada ise alt frekanslar yalnızca ağırlık üretmek için kullanılmıyor, rifflerin tekrarını daha belirgin hale getiriyor. Gitarların üzerinde beliren hafif psikedelik dokular da aynı nedenle önemli. Bunlar ayrı bir tür katmanı oluşturacak kadar baskın değil, fakat sürekli tekrarlanan rifflerin algılanış biçimini değiştirerek müziğin hipnotik tarafını güçlendiriyor.

Inline image

Bu hipnotik yapı "Condities der Afstraffing" ile daha da belirginleşiyor. Parça, black metalin hız ve yoğunluk beklentisini kullanıyor fakat dramatik kırılmalar ya da belirgin tempo değişimleri üzerinden ilerlemiyor. Bunun yerine aynı temel hareketin kontrollü biçimde sürdürülmesi tercih edilmiş. Beşinci dakikadan altıncı buçuk dakikaya uzanan melodik ve melankolik bölüm bu nedenle albümün en etkili anlarından biri. Buradaki fark, yeni bir müzikal dil kurulmasından çok mevcut riff mantığının kısa süreliğine farklı bir melodik ağırlık kazanmasıyla ortaya çıkıyor. FLUISTERAARS’ın kompozisyonlarının neden yalnızca "tekrarlı" olarak tanımlanamayacağını da esasen bu tür küçük iç değişimler gösteriyor.

Ancak albümün odaklanmış yapısı aynı zamanda en belirgin sınırlamasını yaratıyor. Üç parçanın da benzer ritmik ve tonal davranışlar çevresinde şekillenmesi, özellikle ikinci yarıda gelişimin kendisini tekrarın sürdürülmesine bırakmasına neden oluyor. "Zwarte Zomermaan" bu problemin en açık örneği. Parçanın uzunluğu, ana riffin tekrar tekrar kurulmasına izin veriyor ve basın belirginliği bu döngünün fiziksel ağırlığını artırıyor. Fakat tekrarın kompozisyonel bir gerilim yaratmasıyla yalnızca süreyi doldurması arasındaki çizgi her zaman korunamıyor.

Üstelik parçanın son bölümünde müzikal malzemenin neredeyse tamamen geri çekilmesi, yaklaşık sekiz dakikalık bir boşluk yaratıyor. "Grondeloos Donkere Bossen" ve "Condities der Afstraffing" boyunca oluşturulan yoğunluk düşünüldüğünde bu tercih atmosferik bir kapanıştan çok kompozisyonel bir eksilme hissi yaratıyor. "Zwarte Zomermaan"ın yaklaşık onuncu dakikadan sonra ambient karaktere geçmesi kendi başına sorun değil; sorun, bu dönüşümün parçanın kalan süresini taşıyacak yeterli yeni malzemeyle desteklenmemesi. Aynı motifin daha fazla varyasyonla sürdürülmesi bile yapısal açıdan daha anlamlı bir çözüm olabilirdi.

Prodüksiyon bu kontrollü yaklaşımın önemli bir parçası. Albümün tek seferde, tam kadro bir performans mantığıyla kaydedilmesi ve ardından terk edilmiş bir su kulesinin silindirik yapısından yeniden amplanması, sesin varlık ve kaybolma arasında gidip gelen karakterini açıklıyor. Buradaki deneysel süreç, müziğin üzerine sonradan eklenmiş gösterişli bir efekt gibi davranmıyor; gitarların yoğunluğunu çevreleyen boşluk ve yankı hissini biçimlendiriyor. Yine de bu yaklaşımın albümün kompozisyonel sınırlarını genişlettiğini söylemek güç. T. Cochrane ve M. Koops’un miks tercihlerinin yarattığı atmosfer, mevcut riff mantığını dönüştürmekten çok onun algısal etkisini kuvvetlendiriyor.

Aynı durum albümün folklorik ve psikedelik referansları için de geçerli. FLUISTERAARS’ın kırsal çevre, yerel efsaneler ve ormandaki gizemli ışıklar üzerinden kurduğu estetik çerçeve, müzikte doğrudan folklorik melodiler kullanmak yerine atmosfer ve tekrar üzerinden karşılık buluyor. Bu nedenle albüm, çağdaş black metal içerisindeki deneysel yönelimlere yaklaşsa da onları doğrudan takip etmiyor. Psikedelik unsurlar rifflerin yapısını değiştirmiyor, atmosferik katmanlar şarkı mimarisini yeniden kurmuyor ve basın öne çıkarılması da ritmik sistemi dönüştürmüyor. Deneysel yaklaşım burada kompozisyonel bir kopuş değil, geleneksel black metal malzemesinin ses alanını genişletme yöntemi.

B. Mollema’nın hazırladığı artwork de bu tutumla uyumlu biçimde değerlendirilebilir. Görsel kimlik müziğin çevresinde bağımsız bir gösteri yaratmak yerine albümün gizem, doğa ve belirsizlik eksenini destekleyen bir çerçeve sunuyor. Bu açıdan görsel ve işitsel taraf arasında belirgin bir çelişki bulunmuyor; "Jacht der Mysteriën" kendisini hem ses hem de sunum açısından kontrollü bir atmosfer çalışması olarak kuruyor.

Sonuçta "Jacht der Mysteriën", FLUISTERAARS’ın black metalin geleneksel hız ve riff yoğunluğunu reddetmeden, tekrarın kendisini kompozisyonel araç haline getirdiği bir albüm. Ancak bu yaklaşımın etkisi, dinleyicinin tekrarı nasıl algıladığına doğrudan bağlı. Sürekli gelişim, belirgin nakaratlar veya dramatik yapısal dönüşümler arayan bir dinleyici için albümün tek yönlü karakteri ciddi bir handikap oluştururken, uzun süre aynı müzikal hareketin içerisinde kalmaya izin veren bir dinleme biçiminde gitar, bas, yankı ve küçük atmosferik değişimler daha görünür hale geliyor. FLUISTERAARS burada türün sınırlarını radikal biçimde yeniden çizmekten ziyade, black metalin mevcut araçlarını bilinçli biçimde daraltarak yoğunlaştırıyor; albümün başarısı da tam olarak bu dar alan içerisinde ne kadar süre anlamlı kalabildiğiyle ölçülüyor.

Inline image

https://fluisteraars.bandcamp.com/music

https://www.facebook.com/Fluisteraars

https://www.instagram.com/fluisteraars_bennekom