Inline image

Selam gençler, nasıl gidiyor? Malum, Antalya sıcaklara hapsolmuş durumda ve bu durum beni yine sinir krizlerine gark eder hâle getirdi. Güneş yasaklanmalı!

Yine hardcore sularından yolumuza devam edeceğimiz bir yazı var karşınızda. Manchester çıkışlı ve 2015 yılında kurulmuş olan GUILT TRIP, ilk albümlerini 2016’da yayınladı. O zamandan beridir de radarımda gezmeye devam ediyorlar. Gerek artwork çalışmaları olsun gerekse canlı performansları olsun, günümüz hardcore camiasında iyi bir yere sahipler bence. Turnstile, Knocked Loose gibi günümüz modern dünyasında bol bol konserlerinde eğlenebileceğiniz, sinir stres atabileceğiniz bir ortam arıyorsanız doğru adrestesiniz. Türkiye’de ne yazık ki hardcore ortamı çok olmadığı için izleme şansını düşük görüyorum ama yurt dışı fırsatınız varsa muhakkak bu elemanların konserine gidin ve ortamın havasını ciğerlerinize kadar çekin. Kan, ter, mosh, uçmalı kaçmalı bir dünya sizi bekliyor olacak.

Efenim, gelelim bu Manchester’lı gencoğlanların bu yıl taze yayınladıkları Armour of Angels albümüne. Albümün ilk dikkat çeken noktası, sertlikten taviz vermeden daha büyük ve daha olgun duyulması. Guilt Trip müziğinde zaten Hardcore’un o saldırganlığı, groove metal’in riffleri, crossover thrash’in enerjisi, yer yer nu-metal’e kaçan etkileşimi hep vardı. Armour of Angels bunların hepsini daha rafine bir prodüksiyonla sunuyor. Özellikle gitar tonları ve ritim bölümü "yumruk gibi" geliyor. Armour of Angels sizlere sürprizler değil, güç, ritim ve hareket hissiyle kazandırıyor kendisini.

Inline image

Albüme baktığımız zaman öne çıkan bazı parçalar var. One By One: Açılış için çok güçlü bir tercih. Grubun tüm karakterini birkaç dakika içinde özetliyor. No Love Lost: Muhtemelen albümün en direkt ve konserlerde ortalığı karıştıracak şarkılarından biri. Resurrected: Sonny Sandoval konuk vokaliyle albümün en dikkat çeken anlarından biri. The Banner of Heaven: Kapanışta albümün epik ve karanlık atmosferini iyi topluyor.

Guilt Trip'in gücü; akılda kalıcı groove'lar, sert breakdown'lar ve pit'i harekete geçiren rifler yazmak. Bu açıdan bakınca Armour of Angels hedefini büyük ölçüde tutturmuş görünüyor. Albümün genel havasına baktığımızda şarkılar birbirine benzer şekilde gelebilir lakin 2-3 tur döndürdüğünüz zaman bunların birbirlerinden ayrıştığını hissedeceksiniz. Albümün temposu hiç düşmüyor, hatta neredeyse hiç nefes aldırmıyor.

Eğer ki Malevolence, Hatebreed, Kublai Khan TX veya eski dönem Machine Head damarını seviyorsanız, "Veins" ve "The Banner of Heaven" gibi şarkıların zamanla daha da büyüyeceğini düşünüyorum. Özellikle "Veins"de 90'lar/2000'ler nu-metal etkilerini hissedeceksinizdir.

Armour of Angels'ı dinlerken aklıma sık sık Hatebreed, Merauder ve yer yer All Out War gibi eski ekol grupların yaklaşımı geliyor. Buradaki "old school" hissi sadece riflerde değil, şarkı yazım mantığında da var. Modern hardcore gruplarının bir kısmı; sürekli tempo değiştirir, djent etkileri kullanır, teknik gösterişe yönelir ya da şarkıları çok katmanlı hâle getirir. Guilt Trip ise bu albümde daha çok şu mantıkla ilerliyor gibi: "Bir rif öldürüyorsa, onu sonuna kadar kullanalım." Bu aslında 90'ların ve 2000'lerin başındaki hardcore/metalcore anlayışına çok yakın. Özellikle Hatebreed'in klasik döneminde de şarkıların gücü teknik karmaşıklıktan değil, tekrar tekrar vurulan güçlü riflerden ve slogan gibi akılda kalan vokal pasajlarından geliyordu.

Bir de prodüksiyonda dikkatimi çeken bir şey var. 2023 çıkışlı Severance albümleri daha modern ve daha "cilalı" hissediyordu. Armour of Angels ise bana biraz daha organik ve kaba kuvvet odaklı geliyor. Sanki stüdyoda "en ağır tonu nasıl alırız?" sorusundan çok, "bu parça canlı çalındığında insanları nasıl hareket ettirir?" sorusu sorulmuş. Bu yüzden albümü dinlerken aklıma "hardcore kökenli bir grubun metalleşmesinden çok, metal etkilerini içine almış bir hardcore grubunun köklerine dönmesi" fikri geliyor.

Albümdeki davul tonlarında kick ve trampet çok steril değil; biraz eski dönem hardcore kayıtlarının fiziksel hissini taşıyorlar. Bu da albümün modern metalcore'dan ayrılmasını ve daha old school havada olmasını sağlıyor. Günümüz metalcore ve hardcore prodüksiyonlarında davullar çoğu zaman miksin merkezine oturur. Kick davul adeta makineli tüfek gibi öne çıkarılır, trampet de her vuruşta duvara çarpıyormuş hissi yaratır. Bu yaklaşım etkileyici olabiliyor ama bazen gitarların ve şarkının doğal akışının önüne geçiyor.

Armour of Angels'ta ise benim de duyduğum şey, davulların çok iyi çalınmasına rağmen "bakın ne kadar güçlü davul sesi aldık" diye bağırmaması. Daha çok rifleri taşıyan ve groove'u destekleyen bir rol üstleniyorlar. Bu da albümün eski hardcore kayıtlarına yakın hissettirmesinin nedenlerinden biri olabilir. Özellikle Hatebreed'in klasik albümlerinde ya da Terror kayıtlarında da benzer bir durum vardır. Dinleyici ilk olarak gitarı ve vokali işitir; davul ise şarkının omurgası gibi çalışır. Bu durum eksik olsa hissedersin ama sürekli dikkatinizi çekmez.

Bir de bunun ilginç bir yan etkisi var: Davullar biraz geride olduğunda gitarların "ağırlığı" daha fazla hissediliyor. Guilt Trip'in bu albümdeki gitar tonları zaten oldukça kalın ve tok. Davulların miks içinde biraz geri çekilmesi, rifflerin göğse vurma etkisini artırıyor gibi geliyor bana.

Albümde en çok hoşuma giden şey gitar tonları ve riffler. Groove ve riff yazımı, albümün asıl gücünün tekniklikten değil de sürekli kafa sallatan ritmik akışında yatıyor olması. Guilt Trip'in gitar tarafında da hoşuma giden şey, melodileri kullanırken hardcore sertliğini sulandırmamaları. Birçok grup melodi eklediğinde agresiflik azalıyor ya da şarkı daha "arena metal" havasına kayıyor. Guilt Trip ise melodileri daha çok atmosfer ve duygu katmak için kullanıyor. Özellikle Armour of Angels'ta ana riffler hâlâ sert ve groove odaklı. Melodik gitarlar şarkının üzerine katman gibi ekleniyor. Melodiler bazen İsveç etkili eski metalcore'u hatırlatıyor ancak omurganın hâlâ hardcore olması şahane bir şey.

Velhasıl Armour of Angels, modern kayıtlardansa old school hava içerisinde özellikle Madball gibi riff odaklı 90’lar NYHC'yi hatırlatıyor ve bizleri eski dünyaya geri sürüklüyor. Özetle, “geçmişe öykünen değil, geçmişten güç alan bir hardcore” albümü karşımızda. 90’lar ruhunu, Madball ve Hatebreed sertliğini ve modern kayıt kalitesini aynı potada görmek istiyorsanız Armour of Angels tam size göre bir albüm.

HÜS