Inline image

Bazı albümler tür sınırlarını aşmaya çalışırken, bazıları bu sınırların müziği tanımlama gücünü baştan reddeder. Tor-Helge Skei’nin HOLISSSTIK projesiyle ortaya koyduğu “Chapter 1: This Endless Solitude”, black metal mirasını elektronik dokular, trip hop ritimleri, rock, ambient ve farklı vokal gelenekleriyle aynı kompozisyon alanında buluşturarak türler arası bir yapı kuruyor. Yaklaşık yirmi müzisyenin özgür katkılarını tek bir bütünün parçasına dönüştüren albüm, çeşitliliği bir süs olarak değil, doğrudan bestecilik ve düzenleme mantığının merkezine yerleştiriyor.

Albümde parçaları birbirine bağlayan şey belirli bir türün kuralları değil, Tor-Helge Skei’nin sesleri yeniden düzenleme yorumu. Başlangıçta çoğunlukla enstrümantal eskizler olarak şekillenen sekiz kompozisyon, yaklaşık yirmi konuğun müdahalesiyle genişlerken temel yapılarını kaybetmiyor; elektronik katmanlar, gitarlar, bas, davullar, farklı vokal teknikleri ve çeşitli diller aynı kompozisyon alanında birbirine eklemleniyor. Buradaki asıl mesele, farklı türleri üst üste koymak değil. Skei, birbirinden oldukça farklı malzemeleri aynı dramatik akışın parçaları hâline getirmeye çalışıyor ve albümün en güçlü tarafı da tam burada ortaya çıkıyor.

Bu yaklaşımın riskli olduğu açık. Serbest bırakılmış konuk katkıları, özellikle elektronik, trip hop, jazz, ambient, rock, metal ve pop unsurlarının aynı yapı içinde dolaştığı bir albümde kolayca eklektik bir kolaja dönüşebilirdi. “Chapter 1: This Endless Solitude” ise çoğunlukla bu tuzaktan kaçıyor. Çünkü bestecilik ve düzenleme kredilerinin tamamı Skei’ye ait olduğu gibi kayıt, prodüksiyon ve miks de onun kontrolünde. Dolayısıyla konukların kişisel dokunuşları kompozisyonun yerine geçmiyor; Skei’nin önceden oluşturduğu iskelet üzerinde yeni katmanlara dönüşüyor.

Inline image

Bu durum özellikle gitar kullanımında belirgin. Eivind Fjøseide’nin albümün büyük bölümüne yayılan gitarları, klasik bir metal albümündeki riff merkezli işlevi sürekli üstlenmiyor. Gitar daha çok elektronik dokuların ve vokal katmanlarının içinde konumlanan, kimi zaman armonik alanı genişleten, kimi zaman da parçanın gerilimini belirleyen bir unsur hâline geliyor. “Behind Me” bu açıdan daha somut bir örnek. Christophe Denhez’in gitarları ve vokalleriyle Eivind Fjøseide’nin gitarları, parçanın daha rock yönelimli yüzünü belirginleştirirken Torstein Parelius’nun bası bu malzemeyi yalnızca alttan desteklemekle kalmıyor; gitar ve vokal katmanlarının arasındaki boşlukları doldurarak parçanın gövdesini kuruyor.

“Would You Take This Heart” ise başka bir yöntem izliyor. Trond Johansen’in gitarları ile Stig Waltoft’un synth ve sesleri, parçayı doğrudan bir metal kompozisyonuna dönüştürmeden yoğunlaştırıyor. Buradaki elektronik bileşen dekoratif bir efekt olarak bırakılmıyor; gitarın taşıdığı fiziksel dokuyu daha soyut bir ses alanıyla karşı karşıya getiriyor. Kristoffer Oustad’ın synth kullanımı da “The Rhythm of Silence”, “Projections”, “Reoccuring Dreams” ve başlık parçasında benzer bir işlev görüyor. Özellikle “Reoccuring Dreams”in synth başlangıcı, Skei’nin geçmişteki black metal estetiğiyle kurduğu bağı tamamen terk etmediğini gösteriyor. Ancak bu referans, geleneksel bir black metal şarkısına dönüşmek yerine elektronik bir atmosferin içinden beliriyor.

Ritim bölümü de albümün türler arasındaki geçişlerinde belirleyici. Tor-Arne Helgesen’in “Behind Me” ve “This Endless Solitude” dışındaki parçalardaki davulları, malzemeyi sürekli metalik bir sertliğe çekmek yerine farklı yoğunluklar arasında hareket ettiriyor. Rune Hoemsnes’in “Behind Me”deki davulları ise parçanın daha organik ve rock odaklı yapısına uygun bir karakter taşıyor. Bu ayrım önemli; çünkü HOLISSSTIK’in ritmik mantığı, tür değiştirmekten çok her parçanın ihtiyaç duyduğu fiziksel ağırlığı yeniden tanımlıyor. Metal burada bir kimlik etiketi olmaktan ziyade Skei’nin kullandığı ses kaynaklarından biri.

Vokaller ise projenin kolektif yapısını en görünür hâle getiren katman. Martyna Halas, Marita Hellem, Anna Murphy, Gabriel Trentini, Tom Engelsøy, Nik Košar, Pierre Ripka ve Rune Folgerø aynı vokal estetiğinin farklı versiyonlarını sunmuyor. Tam tersine, performans biçimleri parçaların karakterini doğrudan değiştiriyor. Halas’ın “My Salvation”daki tek vokalist olarak parçayı taşıması ile “Would You Take This Heart” ve “This Endless Solitude”daki çok katmanlı kullanımı arasında belirgin bir fark var. Hellem’in daha berrak vokal rengi ve Murphy’nin “Obsession Six”teki kontrollü, melodik yaklaşımı ise albümün elektronik ve atmosferik yüzünü daha erişilebilir bir noktaya taşıyor.

“Obsession Six” bu vokal çeşitliliğinin en başarılı örneklerinden biri. Anna Murphy’nin vokalleri parçanın boşluk hissini melodik bir çizgiyle doldururken Tom Engelsøy’nin sesleri daha gizemli ve gerilimli bir karşılık oluşturuyor. Gabriel Trentini’nin sert vokal kullanımı ise bu katmanları yalnızca kalınlaştırmıyor; parçanın içindeki tonal ve dokusal karşıtlığı keskinleştiriyor. Trentini’nin burada temiz vokale de yönelmesi, ses karakterini tek bir ekstrem vokal rolüne hapsetmiyor. Skei’nin miks içinde bu farklı sesleri birbirine yaklaştırması, “Obsession Six”i albümün türler arası mantığını en iyi açıklayan parçalardan biri hâline getiriyor.

“The Rhythm of Silence” ise albümün söz ve ses mimarisinin birbirine nasıl bağlandığını gösteriyor. Martyna Halas ile Pierre Ripka’nın yazdığı sözler, fiziksel yakınlık ile izolasyon arasındaki gerilim üzerine kuruluyor. Halas’ın İngilizce bölümlerindeki kırılgan ve doğrudan anlatım, Ripka’nın Fransızca rap performansıyla keskin biçimde karşılaşıyor. Buradaki rap bölümü bir tür gösterisi olsun diye eklenmiş hissi vermiyor; parçanın vokal perspektifini değiştirerek anlatının ritmik yapısını da dönüştürüyor. Fransızca akışın İngilizce vokal çizgisinden ayrılması, albümün “bütün” fikrini soyut bir söylem olmaktan çıkarıp doğrudan kompozisyonun içine yerleştiriyor.

Aynı yaklaşım albümün dil kullanımında da görülüyor. İngilizce ağırlıklı yapıya Lehçe, İtalyanca, Fransızca ve Pali ekleniyor. Bu çeşitlilik, eğer yalnızca atmosfer yaratmak için kullanılsaydı kolayca egzotik bir süslemeye dönüşebilirdi. Ancak özellikle farklı vokal karakterleri ve ifade biçimleri zaten parçaların düzenlemelerine entegre edildiği için diller arasındaki değişim de kompozisyonel bir farklılık yaratıyor. “Would You Take This Heart”te Paritta rahiplerinin ilahileri bunun daha uç bir örneği. Buradaki ilahi kullanımı, metal geleneğindeki ritüel estetiğe göz kırpsa da parçanın elektronik ve vokal katmanları içinde yeni bir ritmik ve tonal renk olarak işliyor.

HOLISSSTIK’in tür konusundaki tavrı da bu nedenle basit bir “genreless” iddiasından daha ilginç. Albümde black metalin atmosferik mirası, trip hop’ın ritmik mesafesi, ambient’in alan kullanımı, jazz’ın esnekliği, rock’ın doğrudanlığı ve elektronik müziğin programlanmış dokuları aynı düzlemde bulunuyor. Fakat bunların hiçbiri albümün ana kimliğini tek başına belirlemiyor. Skei’nin daha önce MANES ile “Vilosophe” döneminde geliştirdiği türler arası yaklaşım burada daha kolektif ve daha açık uçlu bir yapıya dönüşüyor. Bu açıdan HOLISSSTIK, ekstrem metalin tür sınırlarını genişletmesinden çok, bu sınırların bestecilik açısından ne kadar gereksiz hâle gelebileceğini gösteren bir proje.

Yine de albümün bütün deneysel kararları aynı ölçüde dönüştürücü değil. Bazı synth, ses efekti ve vokal katmanları doğrudan kompozisyonun yönünü değiştirirken bazıları esas olarak atmosferi koyulaştırıyor. Bu ayrım önemli; çünkü “Chapter 1: This Endless Solitude”un başarısı kullandığı malzemenin çeşitliliğinde değil, çeşitliliğin ne kadarının yapısal sonuç doğurduğunda yatıyor. Neyse ki albümün temel düzenleme mantığı, yüzeydeki farklılıkların altında yeterince güçlü olduğu için dekoratif kalan unsurlar bile genel mimariyi bozacak ağırlığa ulaşmıyor.

Prodüksiyon bu mimarinin ikinci temel ayağı. Skei’nin kaydettiği, prodüktörlüğünü ve miksini yaptığı albüm, katman sayısını artırırken frekans alanını sürekli doldurma yoluna gitmiyor. Aksine, ayrıntıların bir bölümünü geri plana çekerek bazı seslerin algılanmasını geciktiriyor. Bu yaklaşım özellikle vokal efektlerinde ve elektronik katmanlarda belirgin. Seslerin hepsini ilk dinleyişte açıklamak yerine bazılarını miksin içinde saklamak, albümün tekrar dinlemeye dayalı yapısını destekliyor. Knut V. Prytz’in mastering çalışması da bu katmanlı yapının son aşamada tek bir yoğun blok hâline gelmesini engelleyen genel dengeyi koruyor.

Burada prodüksiyonun “büyük” duyulmasından daha önemli olan şey, açık ve kapalı alanlar arasındaki ilişki. Albümün bazı bölümleri ses kaynaklarının arasındaki boşluğu özellikle korurken, bazı anlarda vokaller, synth’ler, gitarlar ve ritmik unsurlar aynı alana üst üste bindiriliyor. Bu yoğunluk değişimi, şarkıların dramatik hareketini yalnızca tempo veya riff değişimleri üzerinden kurmuyor. Dolayısıyla albümün ritmik ya da melodik olarak büyük dönüşümler yaşamadan da yön değiştirebilmesinin temelinde miks ve düzenleme arasındaki bu ortaklık bulunuyor.

“The Rhythm of Silence”ın farklı vokal katmanlarını, “Obsession Six”in karşıt vokal karakterlerini ve başlık parçasının çoklu vokal düzenlemesini düşününce Skei’nin asıl bestecilik başarısı daha net ortaya çıkıyor. Yaklaşık yirmi kişinin özgürce katkıda bulunduğu bir projede ortaya çıkan sonuç, konukların kişiliklerini törpüleyerek elde edilmiş steril bir bütünlük değil. Tam tersine, farklı katkılar duyulabiliyor; fakat bunların hiçbiri albümün genel akışını ele geçiremiyor. Kolektif üretimin asıl sınavı burada veriliyor.

Başlık parçası bu yöntemin en yoğun örneği. Martyna Halas, Marita Hellem ve Rune Folgerø’nun vokalleri Skei tarafından üst üste yerleştirilirken Torstein Parelius’nun bası ve söz katkısı kompozisyonun daha somut bir zemine oturmasını sağlıyor. Halas’ın sözleri ile Parelius’nun katkılarının aynı metinsel yapı içinde birbirine cevap verecek şekilde düzenlenmesi, albümün merkezindeki “parçaların bütünden ayrı düşünülememesi” fikrini doğrudan biçimsel bir karara dönüştürüyor. Burada vokaller yalnızca melodiyi taşımıyor; parçanın anlatı yapısını da yeniden düzenliyor.

Kapak çalışması Adrien Bousson’a ait. Albümün görsel kimliği hakkında kaynaklarda ayrıntılı bir açıklama bulunmadığından, görseli müziğin belirli temalarını birebir temsil eden bir anlatı olarak okumak yerine HOLISSSTIK’in genel sanat anlayışının tamamlayıcı parçası olarak değerlendirmek daha doğru. Zaten bu projenin gücü, tek bir sembol veya görsel estetik üzerinden kimlik kurmak yerine sesin kendisinde çok katmanlı bir yapı oluşturmasından geliyor.

“Chapter 1: This Endless Solitude”u yalnızca deneysel elektronik müzik, avant-garde metal ya da post-black metal gibi etiketlerden biriyle açıklamak, albümün çalışma biçimini gereksiz yere daraltır. Daha anlamlı olan, Skei’nin ekstrem metalden öğrendiği atmosfer ve yoğunluk kontrolünü elektronik prodüksiyon, farklı vokal gelenekleri ve özgür işbirliği modeliyle birleştirmesine bakmak. Burada deney, ses kaynaklarının sayısından değil, bu kaynakların hiyerarşik olmayan bir kompozisyon içinde birbirleriyle nasıl ilişkilendirildiğinden doğuyor.

Bu nedenle albüm, kolay tüketilecek bir tür egzersizi gibi davranmıyor. Dinleyiciye parçaları tek tek “çözmekten” ziyade katmanlar arasındaki ilişkileri takip eden bir dinleme biçimi öneriyor. Özellikle vokal performansların, elektronik dokuların ve gitarların birbirine yaklaşma-uzaklaşma biçimleri, ilk dinleyişte fark edilmeyen ayrıntıları sonradan öne çıkarıyor. Ancak bu yaklaşımın önemli bir sonucu da var: Albümün erişilebilir tarafları bulunsa bile, asıl karakterini yüzeydeki melodilerden çok düzenleme ve prodüksiyon katmanları belirliyor.

HOLISSSTIK’in ilk bölümü böylece Skei’nin geçmişindeki türler arası arayışları tekrar etmekle yetinmiyor; onları daha gevşek bir kolektif üretim modeli içine taşıyor. Konukların özgürlüğü albümü parçalamak yerine kompozisyonların içindeki gerilim noktalarını artırıyor. Elektronik ve organik sesler birbirini nötralize etmiyor; gitarlar metal kimliğini tamamen terk etmeden farklı bir bağlama taşınıyor; vokaller ise albümün en belirgin biçimsel değişkenine dönüşüyor. “Chapter 1: This Endless Solitude”un asıl iddiası tam burada yatıyor: farklı parçaları aynılaştırmadan bir arada tutmak. Skei’nin başarısı da sınırları ortadan kaldırmasından çok, sınırların müziğin yapısını belirlemesine izin vermemesinde.

Inline image

Official website: https://www.holissstik.com/

Spotify: https://open.spotify.com/artist/2kUEjjZJGqkwgszR0HQ8IK

Apple Music: https://music.apple.com/artist/holissstik/1895853949

Bandcamp: https://holissstik.bandcamp.com/

YouTube: https://www.youtube.com/channel/UCzTKclWOedWL9-sznSesabA

Facebook: https://www.facebook.com/holissstik

Instagram: https://www.instagram.com/holissstik/

Discord: https://discord.gg/rmfY8Jd8ww