Ne üç gündü ama! Millet, bizler ne yaşadık ya! Peş peşe metale doyduğumuz bir hafta sonuydu. Öncelikle davetleri için Stagepass ekibine ne kadar teşekkür etsek azdır. İzlediğim en güzel konserlerden birine onlar sayesinde gittim. Bu silsile aylar öncesinden açıklandığında kalbim çarpmaya başlamıştı zaten.

Cuma gününden başlayalım derim. Sabahın ilk uçağına biletimi alınca aksiyon başladı. Önce rötar, sonra İstanbul Havalimanı derken tam bir cenderenin içinde buldum kendimi. İlk defa İstanbul Havalimanı'nı kullandığım için mi bilmiyorum ama sevemedim arkadaş burayı. Gelmesi dert, bir yere gitmesi dert.

Neyse efendim, bir şekilde kurtuldum ve bir solukta kendimi otele attım. Attım dediğimde de saat öğleni çoktan geçmişti. Otele ayak basınca ilk iş, ekibi organize etmek ve konserde olacak kişiler listesindekileri tekrar darlamak oldu. Yaptığım ve sevdiğim en güzel şeylerden biri bu. Çünkü arkadaş, İstanbul'daki, Ankara'daki konser ortamını seviyorum. Benim hayattaki tek sosyal alanım buralar ve buradaki dostlarım. İyi ki varsınız millet, beni sizler ayakta tutuyorsunuz (önce aile tabii).

Bir şekilde organize olduktan sonra ilk iş doktorum, yeni motorcu Cihan abimle buluştuk. Güzel bir yemek yedik, otopark sorununu da cuk diye çözüp direkt alana uzadık. Uzun bir kuyruk vardı. Abartmıyorum, 1,5-2 km falandır. Konserin bu kadar kalabalık olacağını kestirememiş olacağım ki şaşırdım. Ama olurdu ya. Malum, LAMB OF GOD tam 16 yıl sonra tekrar sahne alacaktı. Onun öncesinde dönemin en büyük yükselen gruplarından ORBIT CULTURE ve tabii ki canımız, enerji kaynağımız Tuna Vural ve çetesi BLACK TOOTH vardı. Ekibe bak be, tabii kalabalık olur ulan...

Neyse, birkaç telefon konuşmasından sonra içeri geçtik. Genel alanda yer aldığımız için sahne harbiden uzakmış birader. Bayağı mesafe vardı. Sevmiyorum arkadaşım ben şu sahne önü, arkası muhabbetini. Metal müzik abi bu; sınıf, statü ayrımı mı olur?

Sahne saati geldi çattı ve BLACK TOOTH sahnedeydi millet. Tuna inanılmaz bir adam ya. Türkiye'deki belli başlı frontman'lerden biri kesinlikle. Sahneyi ve seyirciyi öyle bir eline alıyor ki mosh'lar, pit'ler gırla gidiyor. Hatta yetmiyor; hem söylüyor hem de kendisi mosh pit'e giriyor. Öyle de manyak bir adam! Sanatçı dediğin böyle olur, seyircisinden korkmaz. Malum, bu deli herif Bosphorus'ta sahneden seyirciye atlayınca elini kırmıştı. Umurunda da değil ki. Ertesi gün alçılı geldi, "Metal." dedi.

Türkiye'nin PANTERA şubesi denilse de kendilerine güzel bir kitle yaratmış bir ekip BLACK TOOTH. Her şeyden önce de samimiler. Neyseler o. Sıçarlarsa bile gizlemiyorlar; "Durun lan, sıçtık." diyebiliyorlar ve dinleyiciden geri dönüş alıp şarkıyı bile kesebiliyorlar.

Maalesef Parkorman'da da böyle bir olay yaşandı. Maalesef diyorum çünkü ses gerçekten felaket kötüydü. Yanılmıyorsam iki üç kere Tuna abi uyarıda bulundu; "Gitar yok, mikrofon yok." diye. Sahne önünde nasıldı bilmiyorum ama genel alanda felaket bir sesle dinleyebildik. Yeni şarkıları duymak için de çok heyecanlıydım ama kursağımda kaldı ne yazık ki. Ama seyirci hâkimiyetleriyle her şeyi aldı götürdüler ve sesi bile takmadan eğlenceli bir şekilde takip ettik onları. Sağ olsunlar. Seviyorum her bir elemanını.

Günün en merak ettiğim asıl grubu ORBIT CULTURE'dü aslında. Gelmeden önce de "Kimmiş bu cengâverler?" diye ufaktan dinleyip araştırdım. Evet abi, son dönemlerin en popüler gruplarından bu gençleri LAMB OF GOD'un altında çıkarmak Stagepass'e yazar, helal olsun. Adamlar bayağı bayağı top grup statüsünde geziyorlar. Güzel şarkıları da var elemanların. Tam kafa göz dağıtmalık. Hal böyle olunca tam canlı performans grubu hâline geliyorlar.

YouTube üzerinden başka performanslarına da baktım. İsveçli bu gençler ateş ediyorlar. E hâliyle burada da aynısını bekliyordum. Ama o da ne... Yine hayal kırıklığı. Abi ses niye böyle kötü ya? Sadece kick ve bas var. Genel alana sadece kaotik bir ses geliyor. Ulaş (Hacetomp) abi, Cihan abi ve Tahir'le bayağı tavaf ettik, iyi bir yerden güzel bir ses yakalayabilir miyiz diye.

Ahaha, asıl bomba şimdi geliyor. Parkorman toprak bir alanda. Biz de Tahir "Abi orta kısımda ses güzel, gelin." deyince yanına gittik. O da ne... Seyirci sayısı ciddi manada artmıştı zaten ama gençler üç dört farklı alanda pit dönmeye başlamıştı ve biz kendimizi pit'in tam önünde bulduk. Videolardan da göreceksiniz; öyle bir toz kalkıyordu ki video çekerken bile sadece toz bulutu vardı. Elimdeki telefonun ekranı tozdan rezalet bir hâl aldı. Nefes alamaz hâle geldik.

Gençler eğlenmeli. Böyle dostluk ve konser ortamında birbirine sırt vererek eğlenmeli. Onları böyle mutlu görünce inanın ben de çok mutlu oluyorum. Ama daha fazla durulacak hâl yoktu ve uzadık. Sonra Tahir, "While We Serve" şarkısına dikkat etmemizi söyledi. Dediği kadar da varmış. Milletin en çok eğlendiği şarkı oymuş meğerse. İyisiyle kötüsüyle performanslarını sergilediler. Pek benlik bir olayları yoktu ama onları daha güzel bir ortamda izlemeyi kendime salık verdim.

Gelelim günün bombasına; tabii ki LAMB OF GOD! Tam 16 yıl sonra geri döndüler. Pek tarzım olmasa da LAMB OF GOD benim en sevdiğim gruplar arasında. Groove riff'ler, Chris'in enfes davul çalımı, Randy'nin enfes vokalleriyle ilk çıktıkları gün beni yakalamışlardı. Yani bu konseri kaçırırsam derin bir üzüntü yaşayacaktım. Güzel bir fırsat yakaladım ve yerimi Stagepass sayesinde aldım.

Setlist elime ulaştığında biraz burukluk olsa da "Ruin" ile girince bende yelkenler aşağı indi. Ama o da ne... Abi ses... Cidden felaket kötü bir ses yüzünden tüm şarkıları sadece zihnimden çalarak eşlik ettim. "Laid to Rest", "Omerta", "Memento Mori", son albümden "Into Oblivion"... Hepsi zihnimde çaldı ve ben öyle kudurdum.

Bir de Cruz'a değinmeden edemeyeceğim. Ben onu ilk kez izliyorum ama yok abi, bir eksiklik var yani. Belki benim bulunduğum yerle alakalıydı, belki de onun çalımıyla. Bir türlü LAMB OF GOD'a oturtamadım. Abi önünde Randy, Willie falan var ya... Neyse, kötü bir gündü deyip geçiyorum.

Tam 15 parça icra ettiler ama sesten dolayı çok üzgün ayrıldım ne yazık ki. Günün tek tesellisi, dünya gözüyle bu insanları tekrar görebilmek oldu. 16 yıl önce tabii ülke daha güzeldi, ekipte de Chris Adler gibi bir davulcu vardı. O performansın üzerine çıkamadılar gözümde.

Bir sözüm de Parkorman'a... Abi siz organizasyon yönetmeyi bilmiyor musunuz, yoksa bana mı çok battı bir sürü şey? Kötü bir yönetim vardı ne yazık ki. Tuvaletlerin rezilliğine diyecek laf bulamıyorum. İçeceklerin ücretine diyecek laf bulamıyorum. Abi, bir su 100 TL olamaz ya. Havalimanı bile bu kadar vurguncu değil.

Neyse, gelelim özete ve sadede... BLACK TOOTH bildiğimiz gibi tam bir enerjik sahne grubu ve kendilerinden sonra çıkacak grup için seyirciyi ateşlemeyi çok iyi beceriyor. ORBIT CULTURE'u ise kesinlikle radarıma aldım, takipteyim. LAMB OF GOD için ise ne diyeyim ki... Kötü bir ses deneyimiyle eski bir dostu yeniden görmüş oldum. Canları sağ olsun, yine göreceğimize inanıyorum.

Parkorman'a bir daha gider miyim bilemiyorum. Günün en güzel olayı ise Tahir'den geldi tabii. Ulan, bir tane anası babası hariç eşek sıpası iki bardak birayı kafamdan aşağı devirdi. Ben tabii 44 dereceden gelince don atlet gelmiştim. Alanda ıslanınca da totom hafiften üşüdü. Tahir ise Hızır gibi gelip ceketini verdi. Unutulmayacak bir iyilikti.

Ulaş abi, Cihan abi ve Emrah (PBP) abilerle ORBIT CULTURE ve LAMB OF GOD izlemek acayip keyifliydi. Dönüş yolunda yaptığımız sohbet ise günüme gün kattı resmen.

İyisiyle kötüsüyle hem ekip olarak hem de kişisel anlamda güzel çıkarımlar elde ettiğim bir konser günüydü.

Tekrar etmekte fayda var; destek olan başta Stagepass'e ve tüm dostlara selam olsun.

HÜS