Inline image

İtalyan thrash metal sahnesinin önemli gruplarından biri MISCREANCE’ın ikinci tam zamanlı albümü "Reminiscence", uzun zamandır yüksek beklentiyle beklediğim bir albümdü ve nihayet doya doya dinledim; albüm hakkında yazmanın zamanı geldi. Grup, albümde teknik death metalin hız ve beceri gösterisini merkeze almak yerine rifflerin birbirleriyle giriştiği sürtüşmeden kaydın gücünü üretiyor. Andrea Granauro ve Tommaso Cappelletti’nin gitarları, 80’lerin sonu ile 90’ların başındaki teknik thrash/death mirasını doğrudan alıp kopyalamaktansa, bu mirasın karakteristik unsurlarını sürekli yön değiştiren yapılar içinde yeniden düzenliyor. Andrea Feltrin’in davulları ise bu karmaşık gitar hareketlerini yalnızca takip etmiyor; ani tempo değişimleri, keskin geçişler ve kontrollü düzensizliklerle parçaların mimarisini belirleyen aktif bir unsur hâline geliyor. Jean-Claude Rossignol’un belirgin bas tonu da bu yapının önemli bir parçası. Basın miks içindeki konumu, teknik pasajların yalnızca üst frekanslarda gerçekleşen bir gitar gösterisine dönüşmesini engelleyerek müziğe sürekli bir ağırlık kazandırıyor.

Bu yaklaşım albümün daha ilk dakikalarında belirginleşiyor. "Trait d'Union", doğrudan blast beat ya da standart bir death metal girişiyle açılmak yerine perküsyon ve daha deneysel dokularla alanını kuruyor. Ardından clean vokal renkleri, teknik riffler, thrash temelli ritimler ve daha ağır orta tempolar art arda devreye giriyor. Buradaki önemli nokta, bu unsurların ayrı ayrı sergilenmesi değil; parçanın sürekli biçim değiştiren kompozisyon mantığı içinde birbirine bağlanması. Bir bölümün teknik yoğunluğu diğerinin groove odaklı hareketine, ardından bir soloya veya daha serbest bir geçişe bırakıyor yerini. Bu nedenle parça, teknik death metalin virtüözitesini doğrudan hız üzerinden değil, yapısal yoğunluk üzerinden tanımlıyor.

"Vision" ise daha doğrudan bir giriş yaparak albümün thrash tarafını öne çıkarıyor. Hızlı death metal riffleri, öne çıkan bas yürüyüşleri ve staccato ritmik figürler burada daha kolay takip edilebilen bir omurga oluşturuyor. Ancak MISCREANCE, bu erişilebilirliği uzun süre korumuyor. Break'ler, disonant gitar geçişleri, ritmik kırılmalar ve ani solo bölümleri parçanın doğrusal ilerlemesini sürekli kesiyor. Sonuç, teknik death metalin geleneksel "daha hızlı ve daha karmaşık" anlayışından biraz farklı. Karmaşıklık burada nota sayısından çok, bir riffin beklenen şekilde sonuçlanmasını engelleyen düzenleme tercihinden kaynaklanıyor.

Inline image

"Scalp Ceremony" bu formülü daha kısa ve yoğun bir çerçevede kullanıyor. Thrash etkisi burada daha belirgin; orta tempodaki groove bölümleri teknik gitar pasajlarının arasında nefes alanları oluşturuyor. Andrea Feltrin'in davul yaklaşımı özellikle bu parçada önemli çünkü karmaşık ritimleri yalnızca hızlandırmak yerine farklı vuruş karakterleriyle birbirinden ayırıyor. Böylece tekniklik, parçanın death metal kimliğini ortadan kaldırmıyor. MISCREANCE'ın albüm boyunca koruduğu temel denge de tam olarak burada yatıyor: grup ne kadar ileri düzeyde riff yazarsa yazsın, müziğin fiziksel ağırlığını kaybetmesine izin vermiyor.

Bu ağırlığın önemli bir kısmı Rossignol'un bas çalışmalarından geliyor. "Reminiscence"ın bas gitarı, birçok modern teknik death metal prodüksiyonunda olduğu gibi gitarların altında neredeyse görünmez bir destek rolüne çekilmiyor. Aksine belirli anlarda riffin önüne çıkıyor, kimi geçişlerde bağımsız hareket ediyor ve gitarların yoğun üst frekanslarını daha koyu bir alt katmanla dengeliyor. Marino De Angeli'nin prodüksiyonu da burada kritik. Bridge Produzioni Audio'daki kayıtların ardından Majestic Studio'da gerçekleştirilen miks ve mastering, enstrümanları birbirine ezdirmeden aynı fiziksel alan içerisinde tutuyor. Teknik death metal için kolay olmayan bu denge sayesinde gitarların keskinliği, davulların saldırganlığı ve basın düşük frekans ağırlığı aynı anda duyulabiliyor.

"Synaptic Cortex Dissection" albümün daha progresif yüzünü ortaya çıkaran temel parçalardan biri. Buradaki riff zincirleri, geleneksel verse/chorus mantığından çok birbirini takip eden müzikal olaylar üzerinden ilerliyor. Bir fikir tam olarak yerleşmeden başka bir ritmik yapıya geçiliyor; disonant armoniler ve ani tempo değişimleri parçanın merkezine yerleşiyor. Fakat MISCREANCE'ın başarısı, bu geçişleri tamamen rastlantısal hissettirmemesinde. Dışarıdan bakıldığında parçanın yapısı parçalı görünse de davul ve basın sürekli yeniden kurduğu ritmik bağlantılar, bölümler arasındaki kopuşları kontrol altında tutuyor.

Albümün en ilginç taraflarından biri ise bu teknik altyapının dışına çıkan enstrümanların kullanımı. Leo Di Angilla'nın perküsyon, didgeridoo, flüt ve berimbau katkıları özellikle "Scalp Ceremony", "Symbiosis" ve geçiş bölümlerinde duyuluyor. Burada önemli olan, grubun bu enstrümanları yalnızca egzotik bir süs olarak kullanıp kullanmadığı. "Reminiscence" çoğu noktada onları ana riff sisteminin yerine koymuyor; daha ziyade parçaların ritmik ve atmosferik sınırlarını genişleten araçlar olarak kullanıyor. Dolayısıyla bu deneyler albümü teknik death metalden koparmıyor. Yine de her kullanım aynı ölçüde yapısal önem taşımıyor. Özellikle bazı geçişlerde perküsyon ve dünya müziği dokuları daha çok konsepti birbirine bağlayan ara katmanlar gibi davranırken, "Symbiosis"te bu yaklaşım müziğin kendisine daha organik biçimde entegre oluyor.

"Symbiosis" bu açıdan "Reminiscence"ın merkez parçalarından biri. Geleneksel teknik death/thrash riffleri, daha gevşek progresif pasajlar ve tribal perküsyon aynı kompozisyon içerisinde karşılaşıyor. Burada deneysel unsurun değeri, parçaya yalnızca farklı bir tını kazandırmasından gelmiyor; ritmik algıyı da değiştiriyor. Metal grubunun standart davul-gitar-bass üçgeninin dışına çıkan perküsyon, rifflerin vurgularını farklı bir zemine taşıyor. Bu nedenle "Symbiosis", albümün konseptini müziğin yapısına en fazla bağlayan örneklerden biri hâline geliyor.

"Oracle's Rift" ve "The Moaning Hill" çevresinde ise albümün yoğunluğu bir miktar değişiyor. Özellikle "Oracle's Rift", MISCREANCE'ın sürekli yön değiştiren yazım anlayışının avantajlarını ve sınırlarını aynı anda gösteriyor. Bölümler arasındaki keskin geçişler teknik açıdan etkileyici olsa da parçanın momentumunu korumak her zaman kolay olmuyor. Buradaki sorun teknik kapasitenin yetersizliği değil; tam tersine, çok sayıda fikrin aynı kompozisyon içerisinde birbirine alan bırakmadan sıralanması. Bu nedenle "Reminiscence", tek tek parçaların performansından ziyade albümün bütünü içinde değerlendirildiğinde daha tutarlı bir karakter kazanıyor.

Bu durum albümün dinleme biçimini de belirliyor. Dokuz parçalık ve yaklaşık 39 dakikalık yapı, yüzeysel bir dinlemede birbirine benzeyen yoğun bir teknik death/thrash akışı izlenimi yaratabilir. Ancak bu benzerlik monotonluktan kaynaklanmıyor. Rifflerin sürekli değişmesi, tempoların kırılması ve soloların farklı noktalara yerleştirilmesi nedeniyle albümde fikir eksikliği yok. Sorun, bu fikirlerin ilk dinleyişte yeterince hiyerarşik görünmemesi. Dikkatli dinlendiğinde ise hangi bölümün ritmik bir geçiş, hangisinin ana motif, hangisinin atmosferik bağlantı görevi gördüğü daha net ortaya çıkıyor. Bu nedenle "Reminiscence"ın kompozisyon mantığı tekil şarkılardan çok albüm sıralaması içerisinde daha iyi çalışıyor.

MISCREANCE'ın tür içindeki konumu da burada netleşiyor. Death, Atheist, Pestilence, Sadus, Coroner ve erken dönem teknik death metalin diğer temel taşlarından gelen etkiler açıkça hissediliyor; fakat grup bunları yalnızca nostaljik bir yeniden canlandırma projesine dönüştürmüyor. Özellikle modern teknik death metalin BPM ve mekanik virtüözite odaklı yöneliminin aksine, MISCREANCE eski okul riff mantığını korurken kompozisyonu daha karmaşık hâle getiriyor. Bu nedenle "Reminiscence", 1990'ların başındaki teknik death metal ile günümüzün daha ileri düzeyde icra edilen teknik yaklaşımı arasında bir köprü gibi çalışıyor. Yeniliği, daha önce duyulmamış teknikler icat etmesinde değil; eski bir müzikal sözlüğü güncel bir düzenleme anlayışıyla yeniden kurmasında.

Andrea Feltrin'in vokalleri de bu bağlamda önemli. Vokal tonu belirgin biçimde hırıltılı, sert ve yer yer Martin van Drunen geleneğine yaklaşan bir karakter taşıyor. Bu tercih, gitarların teknik yoğunluğunu insan sesinin daha kaba ve fiziksel karakteriyle karşı karşıya getiriyor. Bazı bölümlerde spoken-word ve efektlenmiş vokallerin kullanılması ise standart death metal vokal yaklaşımını kırıyor. Özellikle konseptin telepatik, ilkel ve doğaüstü unsurlarını anlatan bölümlerde bu vokal çeşitliliği yalnızca atmosfer yaratmakla kalmıyor; anlatının müzikal sunum biçimini de değiştiriyor. Clean ve törensel vokal dokuların teknik rifflerin arasına yerleştirilmesi bu yüzden albümün dekoratif değil, düzenleme açısından işlevsel deneylerinden biri.

Görsel tarafta Mona Shiraz'ın kapak çalışması da bu yaklaşımı destekliyor. Nöral bağlantıları, organik formları ve ilkel/fütüristik çağrışımları bir araya getiren görüntü, grubun müziğinde kurduğu eski okul teknik death metal ile spekülatif bilimkurgu arasındaki bağlantıyı görsel olarak tamamlıyor. Kapak, türün alışılmış grotesk veya doğrudan şiddet merkezli ikonografisine yaslanmak yerine albümün "kayıp albüm" fikrini daha soyut bir biçimde temsil ediyor. Bu nedenle görsel kimlik müziğin gerisinde kalmıyor; özellikle yapay ve aşırı steril dijital estetiklerin çoğaldığı güncel metal ortamında daha organik bir karşılık sunuyor.

"Reminiscence"ın asıl başarısı da burada aranmalı. MISCREANCE, eski okul teknik death/thrash'ın temel prensiplerini korurken bunları yalnızca daha fazla teknik pasaj ekleyerek genişletmiyor. Basın miks içindeki ağırlığı, davulların yapısal rolü, disonant gitar geçişleri, tribal perküsyon ve vokal çeşitliliği albümün ses dünyasını birkaç farklı yönden açıyor. Ancak bu unsurların hepsi aynı ölçüde dönüştürücü değil; bazı deneysel dokular konsepti destekleyen ara renkler olarak kalırken, "Symbiosis" gibi parçalarda doğrudan kompozisyonun parçasına dönüşüyor.

Bu nedenle "Reminiscence", teknik death metalin güncel gösteriş anlayışına karşı eski okul bir refleks sunarken geçmişe saplantili bir tutumdan kaçınıyor. MISCREANCE'ın yaptığı şey, Death, Atheist, Pestilence ve Coroner gibi grupların oluşturduğu dilin üzerine yeni bir yorum üretmekten çok, o dilin hâlâ ne kadar esnek olduğunu göstermek. Albüm, ilk dinleyişte tüm ayrıntılarını teslim etmeyen; rifflerin işlevini, ritmik bağlantıları ve deneysel dokuların neden orada bulunduğunu çözmek için dikkat isteyen bir çalışma. Bu yönüyle grubun kimliği artık yalnızca "90'ların teknik death metalini iyi oynayan genç bir grup" tanımına sığmıyor. MISCREANCE, eski okulun biçimsel mirasını koruyarak kendi kompozisyon mantığını belirginleştirmeye başlayan bir noktaya yerleşiyor.

Inline image

Apple Music: https://music.apple.com/artist/miscreance/1502815524

Spotify: https://open.spotify.com/artist/2v4mzDLx1JSnxzq8CsYDzD

Bandcamp: https://miscreance.bandcamp.com/music

YouTube: https://www.youtube.com/channel/UC09Rq5Qo2p914wCf7PVFjqQ

Facebook: https://www.facebook.com/Miscreance/

Instagram: https://www.instagram.com/miscreance_official/