ALBUM REVIEW
PARANOID REVERB - Red River Black Roots
Ağırlık ile boşluk arasında denge aranıyor

Selanik'in heavy psych ve stoner rock sahnesindeki konumu düşünüldüğünde PARANOID REVERB'ün ikinci albümü "Red River Black Roots", tanıdık bir müzikal zeminden yükseliyor. Altı yıllık aranın ardından gelen albüm, Yunan mitolojisinden beslenen ve çöküş ile yeniden doğuşu aynı döngünün parçaları olarak ele alan karanlık bir anlatı kuruyor. “Red River” aşağı doğru ilerleyen yıkımı, “Black Roots” ise bu yıkımın içinden çıkan yeni başlangıcı simgeliyor. Müziğin kendi icinde kurduğu bu hareketlilikten üzerinde yükselen karşıtlık, tematik bir çerçevenin oldukça ötesinde olduğunu rahatlıkla ortaya koyuyor.
‘Acantha’ bu dünyanın kapısını acele etmeden açıyor. Fuzz'la ağırlaşan gitarlar ve ritim bölümü, parçayı tek bir riff etrafında sabitlemek yerine farklı yoğunluklardan geçiriyor. Bu yaklaşım albümün genel karakterini de belirliyor: PARANOID REVERB, ağır riffleri yalnızca daha fazla distortion ve daha yüksek sesle büyütmek yerine, aralarına boşluk, tempo değişimi ve psikedelik geçişler yerleştiriyor. ‘0315’ ile daha sıkı ve öne doğru iten bir ritmik yapıya geçilirken bas gitarın rolü belirginleşiyor. Bas, gitarların altında kaybolan bir destek unsuru değil; parçaların fiziksel ağırlığını taşıyan ve groove'u ileriye iten temel katmanlardan biri.

Bu nedenle albümün en başarılı anları, grubun türün kalıplarını genişletmeye çalıştığı bölümlerde ortaya çıkıyor. ‘Da Capo’nun daha sakin başlayan yapısı zaman içinde yeniden yoğunlaşırken, PARANOID REVERB ağır müziğin sürekli yeni bir riff eklemek zorunda olmadığını gösteriyor. Temponun düşmesi, clean gitarların ve daha geniş atmosferlerin devreye girmesi müziğin ağırlığını azaltmıyor; tersine sonrasında gelen agresif anların etkisini artırıyor. ‘Red River’ daha doğrudan bir groove üzerine kurulurken ‘Come Undone’ alanı genişletip vokali merkeze taşıyor. Blues rock ve grunge'a yaklaşan vokal karakteri, Manos Gotsis'in daha düşük ve pürüzlü söyleyişiyle birleştiğinde grubun müziğine beklenenden daha insani bir taraf kazandırıyor. Yer yer farklı vokal yaklaşımının kullanılması da hızlı parçaları diğerlerinden ayıran işlevsel bir kontrast yaratıyor.
Bununla birlikte "Red River Black Roots" her uzunluğunu aynı ölçüde anlamlı kullanmıyor. Heavy psych'in tekrar ve atmosfer üzerinden ilerleyen yapısı bazı bölümlerde grubun elini fazla rahat bırakıyor; özellikle uzun pasajlarda aynı yoğunluğun gereğinden fazla korunması, parçaların oluşturduğu gerilimi zaman zaman gevşetiyor. Yedi dakikayı aşan ‘QuickSand’ bunun en belirgin örneği. Şarkının daha boşluklu bölümlerle yoğun nakarat arasında kurduğu karşıtlık bestecilik açısından anlamlı olsa da prodüksiyon bu farkı yeterince açamıyor. Albümün genelindeki organik ve ham karakter burada aşırı sıkıştırılmış bir mastering yaklaşımıyla çelişiyor; bas ve pes akortlu gitarların aynı frekans alanında birbirine yaklaşması da özellikle yoğun bölümlerde derinliği azaltıyor.
Bu sorun, albümün genel ses anlayışını bütünüyle zayıflatmıyor. Aksine, PARANOID REVERB'ün cilalı ve steril bir heavy psych üretmek yerine fiziksel, sıcak ve orta frekansları öne çıkaran bir ses tercih ettiği açık. Davulların doğal hissi, gitarların fuzz karakteri ve zaman zaman geri çekilen düzenlemeler bu yaklaşımı destekliyor. Sorun, hamlığın kendisinden çok bazı bölümlerde katmanların birbirine fazla yaklaşması. ‘Da Capo’ ve ‘Red River’ gibi parçalar dinamik alanı daha iyi kullandıkları için ağır bölümlerin gerçek anlamda büyümesine izin verirken, ‘QuickSand’ aynı avantajdan mahrum kalıyor.
Yine de albümün kimliği, yalnızca KYUSS, BLACK SABBATH veya çağdaş heavy psych çevresindeki benzerliklerle açıklanabilecek kadar basit değil. Bu etkiler özellikle riff ve groove dilinde duyulsa da grubun asıl ayırt edici tarafı, bu malzemeyi farklı yoğunluklarda kullanabilmesi. Doom, sludge, blues rock, grunge ve ambient/post-rock dokunuşları ayrı ayrı büyük yenilikler sunmuyor; fakat parçaların içindeki işlevleri değişiyor. Bazen groove öne çıkıyor, bazen gitar atmosfer yaratıyor, bazen de vokal bütün yapıyı başka bir renge çekiyor.
"Red River Black Roots" bu nedenle türün sınırlarını yeniden çizen bir albüm değil. Daha ilginç olan, PARANOID REVERB'ün tanıdık heavy psych malzemesini tekdüze bir fuzz gösterisine dönüştürmemesi. Albümün en güçlü tarafı yeni fikirlerin çokluğu değil, ağırlık ile boşluk arasındaki dengeyi çoğu yerde koruyabilmesi. Yer yer daha sıkı bir editoryal yaklaşım ve daha açık bir miks, özellikle uzun parçaların etkisini artırabilirdi. Buna rağmen ortaya çıkan sonuç, Selanik’in stoner geleneğini tekrar etmekle yetinmeyen; karanlık, organik ve hareketli bir heavy psych kimliği kurmayı başaran, kusurları kadar tercihleriyle de karakter kazanan bir ikinci albüm.


