ALBUM REVIEW
RAZORVOID – Into the Void
Hız, şiddet, punk ve metal birleşimi.

RAZORVOID'un Into the Void albümünü dinlerken ilk hissettiğim şey şu oldu: Bu albüm agresif ve resmen testosteron kokuyor. Hızlı gitarlar, saldırgan vokaller ve sürekli ileri doğru iten davullar öyle bir geliyor ki sanki birazdan bütün şiddetini üzerinize kusacak. Burada nazik davranmaya niyetleri yok. Zaten grubun derdi de pek öyle görünmüyor.
RAZORVOID 2021'de kurulmuş ve old-school death metal, thrash, d-beat punk ve traditional heavy metal sevgisini aynı potada eritmeye başlamış. Grubun kendi verdiği Motörhead, Anti-Cimex ve Repugnant referansları albümü dinledikçe fazlasıyla anlam kazanıyor. Fakat benim kulağımda mesele bu üç isimle sınırlı kalmıyor. Hellripper, Hellbutcher, Nifelheim ve Midnight etkisi de bariz biçimde hissediliyor. Özellikle blackened heavy metal tarafı albümün karanlık yüzünü oluştururken, speed metal damarına kayan gitarlar tempoyu sürekli yukarıda tutuyor.
Davullar ise albümün canlılığında önemli bir rol oynuyor. Punk yürüyüşlü vuruşlar şarkıları sadece hızlandırmakla kalmıyor, onlara sürekli hareket hâlinde bir hava katıyor. Gitarlar ise başlı başına birer jilet. Keskin, saldırgan ve hiç gereksiz yere yumuşamıyorlar. Üstelik iş sadece death metal rifflerine geldiğinde de kalmıyor. Zaman zaman erken dönem RAZOR'ın speed/thrash saldırganlığını hatırlatan bölümler giriyor ve albümün tadını biraz daha artırıyor.

Photo by: Max Ljungberg
Sololar ise benim özellikle sevdiğim taraflardan biri oldu. Çünkü burada gitarlar sadece eşlik etmiyor; bildiğin heavy metal çığlıkları atıyor. O eski okul solo anlayışı, albümün blackened ve death metal tarafıyla birleşince ortaya oldukça pis ama bir o kadar da havalı bir sonuç çıkıyor. Blasphemic Assault ise ayrı bir yerde duruyor. Bazı bölümlerinde sanki şarkı RAZORVOID'un değil de eski dönem METALLICA'nın elinden çıkmış gibi bir his yakaladım. İşte bu tür küçük dokunuşlar albümü sadece hızlı ve agresif bir kayıt olmaktan çıkarıyor.
Motörhead referansı da kesinlikle doğru. Hatta bence grubun beslendiği kökleri anlamak açısından önemli bir referans. Çünkü burada sadece metal çalmak yok; hızın, punk'ın, rock'n'roll tavrının ve pisliğin aynı yerde buluştuğu bir anlayış var. RAZORVOID'un yaptığı şey aslında son yıllarda speed, blackened heavy metal ve benzeri damarları aynı potada eriten birçok grubun yaptığı şeye benziyor. Sevdikleri eski soundları alıyor, birbirine karıştırıyor ve yeniden önümüze koyuyorlar.
Ama bunda kötü bir şey görmüyorum. Tam tersine, Into the Void bana göre geçmişin mirasını yeniden kayıt altına alan bir albüm. Yenilik peşinde koşmuyorlar. Yeni bir tür icat etmeye çalışmıyorlar. Eskilerin bıraktığı mirası alıp kendi enerjileriyle yeniden ateşliyorlar. Bazen yapılması gereken şey de tam olarak bu zaten. Sevdiğin müziği al, içine kendi ruhunu koy ve sonuna kadar çal.
Albümün sonlarına geldiğimizde enerjinin düşmesini bekliyorsunuz ama öyle bir şey olmuyor. White Death ve Jaws of Perdition albümü aynı saldırganlıkla kapatıyor. RAZORVOID son düdüğü çalana kadar gazı kesmiyor. 35 dakikayı biraz aşan süresi de bu açıdan albüme cuk oturmuş. Ne gereksiz yere uzuyor ne de "biraz daha sürseydi" dedirtiyor.
Kısacası burada yenilik aramayın. Into the Void size yeni bir müzik dili öğretmeye gelmemiş. Zaten bildiğiniz, sevdiğiniz o eski ruhu alıp suratınıza çarpıyor. Hız var, şiddet var, punk var, speed metal var, blackened heavy metal var, eski okul death metal var. Üzerine de jilet gibi gitarlar ve bağıra çağıra atılan sololar geliyor.
Bol bira tüketerek dinleyiniz. Sizi canlandıracak ne varsa bu albümde var. Anın tadını çıkarın, sesi açın ve gerisini RAZORVOID'a bırakın.
Mosh'ta görüşmek üzere.

https://jawbreakerrecords.bandcamp.com
https://www.facebook.com/JawbreakerRecords
https://www.instagram.com/jawbreaker.se

