Album Review
Sanctvs - De l’Abîme au Plérôme

Montréal çıkışlı Sanctvs, Xavier Berthiaume’un solo projesi olarak şekillenen ve black metalin özellikle melodik ve ritmik yoğunluk ekseninde ilerleyen bir yorumunu temsil ediyor. Atramentus ve Oriflamme gibi projelerde davulcu olarak, Gevurah’da ise daha okült bir çerçevede aktif olan Berthiaume, bu birikimi Sanctvs’ta doğrudan kompozisyonel bir mimariye dönüştürüyor. Proje, atmosfer inşasından çok sürekli hareket halinde kalan riff ve davul etkileşimine odaklanan, reverb’den büyük ölçüde arındırılmış bir gitar estetiği üzerine kurulu. Bu yaklaşım, Sanctvs’u çağdaş Québec black metal sahnesinde daha “ileri itişli” ve ritmik olarak belirleyici bir konuma yerleştiriyor. "De l’Abîme au Plérôme" ise bu çizginin hem devamı hem de daha rafine bir ifadesi olarak okunabilir.

"De l’Abîme au Plérôme" ile Sanctvs, ilk andan itibaren riff organizasyonunu atmosfer üretmekten çok sürekli ileri iten bir motor olarak konumlandırıyor. Gitarlar belirgin bir reverb ya da genişleme hissinden büyük ölçüde arındırılmış; tremolo yürüyüşleri ve hızlı ardışık akor tekrarları, “alan açan” değil “alan daraltan” bir karakter taşıyor. Bu tercih, melodik black metalin geleneksel geniş atmosfer inşasından ziyade, sürekli hareket eden, neredeyse kesintisiz bir akış hissi üretmeye odaklanıyor. Davullar bu yapının merkezinde konumlanıyor: blast tabanlı itişler, d-beat varyasyonları ve zaman zaman off-beat aksanlarla kırılan düzen, gitar rifflerinin tekdüzeleşmesini engelleyen ana dinamik katman olarak çalışıyor.
Albümün açılışı 'Rex Hominem', bu yaklaşımı net biçimde kuruyor. Riffler tek bir tematik çekirdek etrafında dönerken küçük varyasyonlarla genişletiliyor; bu da kompozisyonu lineer bir gelişimden çok döngüsel bir yoğunlaşma modeline yaklaştırıyor. Davul tarafında ise sürekli aynı hızda ilerleyen bir blast kalıbı yerine, ölçü içi mikro kaydırmalar ve vuruş yoğunluğu değişimleriyle hareketli bir yüzey yaratılıyor. Bu noktada gitar-davul ilişkisi eşitlenmiş bir “sürükleyici momentum” üretirken vokaller, bu akışın üzerine bindirilmiş ikinci bir ritmik katman gibi çalışıyor: yüksek perdeli, zaman zaman çatlayan çığlık formu, enstrümantal düzlemin monotonlaşmasını kıran bir artikülasyon görevi görüyor.
'Sacrifié sur l’autel de la rédemption' ve 'Tabula Rasa' gibi parçalar, bu yapının daha agresif uçlarını temsil ediyor. Burada riff yazımı daha keskin ve saldırgan, ancak yine de harmonik çeşitlilikten çok artikülasyon değişimlerine dayanıyor. Gitarların tonal paleti özellikle orta frekanslarda sıkışmış; bu da rifflerin “net melodik cümleler” olarak değil, sürekli tekrar eden hareket blokları olarak algılanmasına yol açıyor. Bu tercihin sonucu olarak müzik, melodik black metalde sık görülen epik genişleme anlarından ziyade, sürekli sıkışmış bir enerji alanı yaratıyor. Davullar bu sıkışmayı açmak yerine yönlendiriyor: fill kullanımı ve geçişlerdeki kısa kırılmalar, parçaların düz çizgide ilerlemesini engelliyor ama onları belirgin zirvelere de taşımıyor.
Albümün daha belirgin melodik kırılma noktası 'Thrène pour un monde révolu'. Burada gitarlar daha tanımlı melodik hatlar kuruyor ve tremolo dokusu içinde nispeten daha okunabilir bir tematik yapı oluşuyor. Ancak bu açıklık bile kompozisyonun genel akış mantığını değiştirmiyor; parça yine aynı sürekli ilerleyen ritmik motorun içine gömülü kalıyor. Vokaller burada daha geniş dinamik aralığa yayılıyor, çığlıkların içine yerleşen kırılgan wail karakteri, enstrümantal stabilitenin üstünde kontrast yaratıyor. Fakat bu kontrast, yapıyı dönüştürmekten çok renklendiriyor.
Albümün genel üretim yaklaşımı, gitar, davul ve vokalin benzer ön planda tutulduğu bir miks tercihine dayanıyor. Bu durum, black metalde sık görülen “lead gitar vs. atmosferik arka plan” hiyerarşisini ortadan kaldırıyor; ancak aynı zamanda kompozisyonların belirli bir odak noktası etrafında derinleşmesini de sınırlıyor. Özellikle 'Tour d’Ivoire' ve 'La Lumière de l’infini' gibi kapanışa yaklaşan parçalarda bu durum daha belirgin: ritmik yoğunluk ve melodik tekrar devam ederken, parçalar yeni yapısal fikirler üretmek yerine mevcut malzemeyi varyasyonlarla sürdürmeye dayanıyor.
Albümdeki en kritik denge noktası davulların rolü. Xavier Berthiaume’un geçmiş projelerindeki teknik hakimiyet burada doğrudan hissediliyor: ritmik yapı yalnızca tempo taşıyıcısı değil, kompozisyonun formunu belirleyen ana iskelet. Özellikle ölçü içi kaymalar, kırık aksanlar ve kısa geçiş fill’leri, gitar rifflerinin lineerleşmesini sürekli bozuyor. Bu sayede albüm, teknik olarak basit sayılabilecek riff materyaline rağmen dinamik bir akış hissini koruyabiliyor.
Bununla birlikte, bu sistem aynı zamanda yapısal bir sınır da yaratıyor. Riff yazımı büyük ölçüde aynı tür armonik hareketler etrafında döndüğü için, albümün uzun vadeli dinleme deneyimi belirli bir homojenlik hissine yaslanıyor. Davullar bu homojenliği kırsa da gitar tarafında gerçek anlamda yön değiştiren ya da kompozisyonu yeniden tanımlayan anlar sınırlı kalıyor. Bu nedenle albüm, sürekli hareket eden ama nadiren yön değiştiren bir akış mantığına sahip.
Ayrıca prodüksiyonun “temiz ama steril olmayan” dengesi de önemli: gitarların kuruya yakın tonu ile davulların doğal yayılımı arasında kontrollü bir mesafe var. Bu, black metalin lo-fi geleneğinden uzak ama tamamen modern parlatılmış bir sound’a da kaymayan orta bir alan yaratıyor. Ancak bu denge, bazı bölümlerde özellikle rifflerin karakterini düzleştirerek tonal çeşitliliği daraltıyor.
Genel olarak "De l’Abîme au Plérôme", melodik black metalin klasik ileri itiş estetiğini, sürekli döngüsel riff yapısı ve yüksek yoğunluklu davul motoru üzerinden yeniden kuruyor. Albüm, atmosfer yaratmaktan çok hareket sürekliliğine odaklanıyor; ancak bu süreklilik çoğu zaman yapısal çeşitliliğe dönüşmek yerine tek tip bir yoğunluk içinde kalıyor. Yine de Berthiaume’un ritmik mimariyi yönetme biçimi, bu malzemenin sıradanlaşmasını engelleyen ana unsur olarak öne çıkıyor.
Albüm, dinleyiciden belirli bir dinleme modu talep ediyor: büyük melodik dönüşler ya da dramatik zirveler bekleyen bir yaklaşım yerine, mikro varyasyonlar ve ritmik kaymalar üzerinden ilerleyen sürekli bir akışın takip edilmesi gerekiyor. Bu çerçevede Sanctvs, kendi sahnesinde kompozisyonel enerji açısından güçlü bir çizgi kurarken, melodik ve yapısal çeşitliliği bilinçli biçimde sınırlı tutan bir estetik tercihle hareket ediyor; bu tercih ise albümün kimliğini güçlendirmekten çok sabitleyen bir etki yaratıyor.
OZY
https://osmoseproductions-label.com/sanctvs-de-labime-au-plerome-cd-lp-mc-digital/
https://tinyurl.com/SANCTVS-store
https://osmoseproductions.bandcamp.com/album/de-lab-me-au-pl-r-me

