Inline image

Spirit Possession’ın üçüncü uzunçaları "Cathedral Speech", grubun ilk iki albümünde kurduğu black metal anlayışını daha ileri bir noktaya taşıyarak onu daha karmaşık bir yapının içine yerleştiriyor. Portlandlı ikilinin müziğinde ilk dönem black metalinin hamlığı, heavy metal melodileri ve speed metal keskinliği zaten birbirinden ayrılması zor unsurlardı; burada bunlara daha belirgin bir atmosferik ve psikedelik katman ekleniyor. Ve elde edilen sonuçta, türün geçmişine bağlılığını gizlemeyen fakat sıradan  bir nostalji çalışması olarak da okunamayacak kadar hareketli ve detaylı bir kayıt.

Başlangıçtaki 'Cathedral Speech', albümün temel gerilimini doğrudan ortaya koyuyor. S. Peacock’ın keskin finger-picking tekniğiyle şekillenen tremolo riffleri, A. Spungin’in stop-start karakterli davulculuğuyla sürekli yön değiştiriyor. Riffler yalnızca hız üzerinden ilerlemiyor; ani duruşlar, groove'a kayan bölümler ve melodik açılmalar parçanın saldırganlığını biçimsel bir hareketlilikle destekliyor. Uzakta ve raspa karakterli vokaller ise bu yoğun gitar dokusunun üzerine oturmak yerine onunla adeta karşılıklı çarpışıyor. Bu tercih özellikle 'The Sharpening' gibi parçalarda belirginleşiyor. Vokal çizgisi müziği açıklayan bir merkez değil, gitarların yarattığı karmaşayı daha da keskinleştiren ikinci bir katman hâline geliyor.

Albümün black metal tarafı ilk dalganın estetiğine açık biçimde bağlı. BATHORY, CELTIC FROST ve DARKTHRONE gibi isimlerle ilişkilendirilebilecek ilkel riff mantığı burada korunuyor; fakat SPIRIT POSSESSION bu mirası modern bir prodüksiyon anlayışıyla parlatmak yerine kendi düzensizliğinin içinde yeniden biçimlendiriyor. Blast beat'ler ve yüksek tempolu bölümler parçaların temel itici gücünü oluştururken, daha yavaş geçişler yalnızca nefes almak için kullanılmıyor. Riffin karakterini değiştiren bu tempo kırılmaları, müziğin yönünü tahmin etmeyi güçlendiriyor. Özellikle 'Hanged Angels as Patternwalls' bu yaklaşımın geniş ölçekli bir örneği. Uzun süresi boyunca tek bir fikri büyütmek yerine farklı riff kümeleri, hız değişimleri, groove odaklı geçişler ve melodik sapmalar arasında dolaşıyor; parçanın heavy metal tarafı black metal saldırganlığının karşısına değil, doğrudan onun içine yerleşiyor.

Inline image

Bu noktada albümün melodik anlayışı önem kazanıyor. SPIRIT POSSESSION'ın melodileri parçaları yumuşatmak için kullanılmıyor. Tersine, zaman zaman neredeyse akışkan bir karakter kazanan gitar çizgileri, daha sert bölümlerin yarattığı gerilimi başka bir biçime taşıyor. Kısa süreli daha temiz veya daha seyrek düzenlenmiş bölümlerin ardından gelen yoğun riffler bu nedenle daha etkili hissediliyor. Melodinin işlevi burada bir “güzel bölüm” yaratmak değil; müziğin yönünü değiştirmek. Bazı pasajlardaki disonanslar da aynı işlevi görüyor. Armonik olarak rahatlatmak yerine dinleyicinin zeminin kaydığı hissini koruyorlar.

Spungin’in davulculuğu bu yapının ayakta kalmasını sağlayan temel unsurlardan biri. Hızlı bölümlerde blast beat ve keskin vuruşlar öne çıkarken, daha karmaşık geçişlerde davullar yalnızca gitarları takip etmiyor. Stop-start düzenlemeler ve ritmik kırılmalar, rifflerin sürekli biçim değiştirmesine rağmen parçaların dağılmasını engelliyor. Üstelik Spungin’in sentezleyici kullanımı albümün atmosferik tarafını tamamlıyor. Label bilgisinde de belirtildiği üzere kendi hazırladığı sentezleyici kaynakları ve ses araçlarıyla oluşturulan bu katmanlar, müziğin merkezine geçmeden kayıt boyunca farklı bir uzamsallık yaratıyor. Böylece iki kişilik kadronun oluşturduğu ses, enstrüman sayısından çok düzenleme anlayışı üzerinden genişliyor.

Prodüksiyon da bu genişlemenin önemli bir parçası. Colin Marston’ın miks, mastering ve gitar re-amping süreçlerindeki katkısı, albümün hem fiziksel hem de atmosferik tarafını belirginleştiriyor. Ses temizlenerek steril hâle getirilmiyor; gitarların dokusu ve davulların hareketliliği korunurken farklı katmanların birbirini boğmasının önüne geçiliyor. Bu nedenle albümün karmaşıklığı, sürekli yüksek yoğunlukta çalışan bir miks duvarına dönüşmüyor. Daha sakin pasajlar gerçekten alan yaratıyor, ardından gelen yoğun bölümler de yalnızca ses seviyesinin artmasıyla değil, düzenlemenin sıkışmasıyla daha sert hissediliyor.

"Cathedral Speech" için asıl ayrım noktası ise ikinci yarıda belirginleşiyor. 'First Levitation', 'Second Liturgy' ve 'Trinity Possessor' üçlemesi, albümün son bölümünü tek bir uzun kompozisyon fikrine yaklaştırıyor. Burada SPIRIT POSSESSION'ın ilk dönem black metal kökleri daha progresif bir form anlayışıyla karşılaşıyor. Riffler uzuyor, melodiler daha fazla alan kazanıyor ve parçaların yönü daha az öngörülebilir hâle geliyor. 'Second Liturgy'de giderek yoğunlaşan yapı bunun iyi bir örneği; başlangıçtaki hipnotik hareket, beklenen bir patlamayı sürekli erteleyerek sonunda heavy metal karakterinin daha belirgin olduğu bir hızlanmaya dönüşüyor.

Bu üç parçalık finalin başarısı yalnızca daha uzun veya daha karmaşık olmasından kaynaklanmıyor. İlk dört parçanın oluşturduğu daha doğrudan saldırganlığın ardından burada müzikal fikirlerin birbirine bağlanma biçimi değişiyor. Gitarlar daha fazla dönüşüm geçiriyor, ritimler daha geniş bir hareket alanı kazanıyor ve sentezleyici/atmosferik unsurlar müziğin psikolojik alanını büyütüyor. Böylece albümün ikinci tarafı, ilk yarının devamı olmaktan çıkıp onun üzerine kurulan ayrı bir anlatı gibi çalışıyor. Kaynaklarda bu bölümün “entrances”, “exits” ve “hells” ekseninde üçlü bir yapı oluşturduğu vurgulanıyor; müziğin kendi içindeki yükselme, belirsizlik ve sonuçlanma hissi de bu okumayı destekliyor.

Burada SPIRIT POSSESSION'ın etkilenimlerini nasıl kullandığı da önem taşıyor. BATHORY ve CELTIC FROST gibi ilk dönem ekstrem metal öncüllerinin kaba kuvveti, grubun elinde yalnızca dönemsel bir estetik işaret olarak kalmıyor. Heavy metalin riff ve solo geleneği, black metalin ilkel saldırganlığıyla birlikte çalışıyor; daha progresif ve psikedelik fikirler ise bu malzemeyi genişletiyor. Özellikle ikinci yarıda KING CRIMSON benzeri daha tekinsiz ve yön değiştiren kompozisyon anlayışını hatırlatan bölümler, grubun “old school” kimliğini terk etmeden onun sınırlarını esnetmesini sağlıyor. Önemli olan bu etkilerin sayısı değil, birbirlerine eklenme biçimleri.

"Cathedral Speech" bu nedenle SPIRIT POSSESSION'ın önceki çalışmalarını yalnızca tekrar etmiyor. İlk iki albümde belirginleşen finger-picked riffler, vahşi davulculuk, ilk dalga black metal kökleri ve heavy metal melodileri hâlâ merkezde; fakat bu kez besteler daha uzun nefes alıyor ve daha fazla biçimsel dönüşüm içeriyor. Yine de albümün karmaşıklığı kimliğini gölgelemiyor. Aksine, en deneysel bölümlerde bile riff yazımındaki keskinlik korunuyor. 'Hanged Angels as Patternwalls' ve 'The Sharpening' gibi parçaların akılda kalıcı gitar fikirleri, albümün kaotik karakterinin altında güçlü bir bestecilik disiplini bulunduğunu gösteriyor.

Sonuç olarak "Cathedral Speech", SPIRIT POSSESSION'ın eski black metal mirasını yeniden üretmekle yetinmediği bir aşamayı temsil ediyor. Albümün şiddeti hâlâ ilk dalganın kaba ve doğrudan diliyle bağlantılı; fakat bunu taşıyan besteler artık daha geniş, daha dolambaçlı ve atmosfer açısından daha bilinçli. İkilinin en önemli kazanımı da burada ortaya çıkıyor: karmaşıklığı müziğin üzerine sonradan eklenmiş bir süs hâline getirmeden, rifflerin ve ritimlerin doğal gelişiminin parçasına dönüştürmek. Bu yaklaşım "Cathedral Speech"i yalnızca iyi icra edilmiş bir black metal albümü olmaktan çıkarıp, SPIRIT POSSESSION'ın kendi kurduğu estetik alanı gerçekten genişlettiği bir kayıt hâline getiriyor.

Inline image

http://www.sepulchralvoice.de

https://www.facebook.com/SepulchralVoiceRecords

https://www.instagram.com/sepulchral.voice.records

https://sepulchralvoicerecords.bandcamp.com

https://www.hrrecords.de/SEPULCHRAL-VOICE

https://www.instagram.com/spirit.possession