Inline image

GRINDCORE'un temel refleksi çoğu zaman hızla ölçülür; Suffering Quota ise hızı girdaba dönüştürerek dinleyiciyi içine çeken saldırgan bir yapı olarak kullanıyor. Groningen çıkışlı grubun dördüncü full-length çalışması "Sisyphean Life", adını aldığı Sisyphus mitini modern hayatın depresyon, monotonluk ve sürekli yinelenen gündelik döngüleriyle ilişkilendirirken, bunu sözlerle sınırlı bırakmıyor. Albümün müzikal dili de aynı döngüsel baskıyı hız, tekrar ve giderek ağırlaşan bölümler üzerinden kuruyor.

"Strain" ile başlayan kayıt, daha ilk dakikada Suffering Quota'nun temel yöntemini ortaya koyuyor. Blast beat'ler, keskin gitar riffleri ve Gerald Timmermans'ın farklı perdelerde katmanlanan çığlıkları birbirine eklenirken parçalar tek bir hız çizgisinde ilerlemiyor. Grup kısa bölümler arasında sert geçişler yapıyor, ritmi aniden kesiyor ve death metal, crust hardcore, powerviolence ile sludge etkilerini grindcore omurgasına yerleştiriyor. "Cruel Rock", bu yapının daha doğrudan örneklerinden biri olurken "Overpowering Weight" death metal ağırlığını artırıp gitarların daha sürtünmeli ve köşeli bir karakter kazanmasını sağlıyor. Buradaki çeşitlilik, türün yüksek temposunu terk etmekten değil, aynı yoğunluğu farklı ritmik biçimlerde yeniden kurmaktan geliyor.

Albümün özellikle dikkat çeken taraflarından biri, gitar ve davulun yalnızca hız üretmek için kullanılmaması. "Change Course" kısa sürede patlayıcı bir bölüme geçtikten sonra daha yavaş bir riff üzerine oturuyor ve ardından orta tempolu bir bölümle yeniden ivme kazanıyor. "Striving" ise stop-start ritimleriyle bu hareketliliği daha keskin hâle getiriyor. "Slope"un tekrarlanan, ağır ilerleyen riffi ve "Overpowering Weight"in sona doğru giderek yavaşlayan 7/8 bölümü ise albümün konseptini müziğin fiziksel hissine dönüştürüyor. Burada tekrar yalnızca bir bestecilik tercihi değil; ilerlemeye çalışırken aynı noktaya geri dönme fikrinin ritmik karşılığı.

Inline image

Bu yaklaşım albümün en ilginç gerilimini de yaratıyor. Suffering Quota çok sayıda riff, tempo ve geçiş kullanmasına rağmen yazım dili temelde kontrollü ve ekonomik. Kaynaklardaki karşılaştırmaların işaret ettiği Nasum, Magrudergrind, Discordance Axis veya Pig Destroyer çizgisindeki modern grindcore dinamizmi hissediliyor; fakat grup bu etkileri doğrudan taklit etmek yerine death metal ve hardcore bölümlerini aynı kısa süre içinde birbirine bağlayan bir yapı kuruyor. Sonuç, teknik açıdan yoğun olmasına rağmen steril duyulmayan bir kayıt. Ham gitar tonu, sert davul vuruşları ve Timmermans'ın boğucu vokalleri prodüksiyona kontrollü bir pürüzlülük kazandırıyor. Enstrümanların ayrışabilir olması ise bu yoğunluğun tamamen bulanıklaşmasını engelliyor.

Vokaller albümün tematik tarafıyla özellikle iyi örtüşüyor. Timmermans'ın daha tiz çığlıklarıyla alçak ve daha boğuk vokal katmanları arasındaki geçişler, sözlerdeki sıkışmışlık hissini doğrudan açıklamaktan çok onu sesin fiziksel karakterine taşıyor. "Dust"ta vokalin gitar riffini takip eden katmanlı kullanımı ve "Strain Once More" ile birlikte beliren kısa melodik anlar bu açıdan önemli. Çünkü albümün bütününü kaplayan agresyon içinde bu küçük açılmalar, müziğin neden yalnızca yüksek hızdan ibaret olmadığını gösteriyor.

Yine de "Sisyphean Life"ın yoğunluğu zaman zaman kendi üzerine kapanıyor. Grup kendi ifadesiyle yoğunluk ve tekrarı merkeze alırken, bazı parçalar arasında tempo, riff yaklaşımı ve genel atmosfer bakımından belirgin ayrımlar yaratmak zorlaşabiliyor. Bu durum özellikle ilk dinleyişte albümün ayrıntılarını tek bir yüksek basınçlı blok içinde topluyor. Ancak tekrar dinledikçe farklı bölümlerin işlevleri daha görünür hâle geliyor; yani burada mesele fikir eksikliğinden çok, fikirlerin aynı estetik baskı altında sunulması. Grindcore'un kısa ve yoğun formu düşünüldüğünde bu tercih anlaşılır, fakat albümün bütününü kavramak için dikkat isteyen bir yapı oluşturuyor.

"Sisyphean Life"ın konsepti de tam burada anlam kazanıyor. Sisyphus'un kayayı tekrar tekrar yukarı taşıması, albümde yalnızca bir anlatı fikri olarak kullanılmıyor; rifflerin yinelenmesi, tempoların yeniden kurulması ve bazı bölümlerin ağırlaşarak ilerlemeyi neredeyse imkânsız hâle getirmesiyle müzikal bir yönteme dönüşüyor. Buna rağmen albüm tamamen tekdüze değil. "Change Course"taki kısa nefes alanı, "Torment"ın hardcore yönü ve "Dust"taki melodik kırılmalar, bu kapalı döngünün içinde küçük hareket alanları yaratıyor. Tam da bu nedenle albümün öfkesi sürekli aynı biçimde patlamıyor; bazen hızlanıyor, bazen sürünüyor, bazen de birkaç saniyeliğine geri çekiliyor.

Suffering Quota'nun yaklaşık on beş yıllık üretim çizgisinden sonra hâlâ grindcore'un yeraltındaki konumuna uygun biçimde ısrarcı bir dil kurması, "Sisyphean Life"ın temasıyla da ilginç bir karşıtlık oluşturuyor. Albüm modern hayatın tekrarına teslimiyet duygusunu işlerken, grubun kendi müzikal ısrarı bunun karşısında duran başka bir hareket yaratıyor. Buradaki çelişki albümün en değerli taraflarından biri: aynı riffin, aynı ritmik baskının ve aynı gündelik sıkışmışlığın tekrarını anlatan müzik, kendi içinde sürekli yeni bir çıkış noktası arıyor.

"Sisyphean Life" bu nedenle yeniliğini türün sınırlarını zorlamaktan öte, grindcore'un zaten sahip olduğu hız, tekrar ve fiziksel yoğunluğu belirli bir düşünce etrafında daha tutarlı biçimde örgütlemesinden alıyor. Suffering Quota burada türün alışılmış araçlarını terk etmiyor; onları death metalin ağırlığı, crust ve hardcore'un ritmik sertliği, kısa melodik açılmalar ve giderek ağırlaşan bölümlerle yeniden düzenliyor. Albümün asıl başarısı da bu kontrollü yoğunlukta yatıyor: Sisyphus'un kayası her seferinde aşağı düşüyor, fakat Suffering Quota aynı hareketi tekrar ederken müzikal ayrıntıları tamamen kaybetmiyor.

Inline image

https://www.facebook.com/suffferingquota
https://www.instagram.com/sufferingquota
https://sufferingquota.bandcamp.com