ALBUM REVIEW
Tony Iommi – From The Dark
Karanlık riff'ler, güçlü vokaller, etkileyici sololar.

Naber millet, nasıl gidiyor? Son bir aydır benim işler biraz yokuş aşağı, aslına bakarsanız. Sanırım bazı şeyleri fazla kişiselleştirdiğim ve biraz da mızmızlandığım bir dönemden geçiyorum. 36 yıllık hayatım (evet, bazılarına göre henüz yolun başı sayılabilir) boyunca pek çok şeyi kendi başıma halletmenin verdiği güven ve güvensizlik arasında gidip gelerek ayakta kalmaya çalıştığım zamanlar oldu. Bu süreçte hayatıma binlerce insan girdi, çıktı ama hiçbiri bana müziğin sunduğu o güvenli bölge hissini veremedi. Yaşadığım talihsizliklerin ardından elimde kalan tek şeyin müzik dinlemek olduğunu düşünürsek hayatım boyunca en çok işittiğim seslerin vokal, gitar ve davul olması pek şaşırtıcı değil. Evet, biraz kişisel bir giriş olduğunun farkındayım ama bugün bahsedeceğim adamın dokunuşları, işitsel zevkimin en hassas noktalarına fazlasıyla hitap ediyor. 56 yıllık müzikal yolculuğunun en azından 25 yılında bana eşlik ettiği için kendisine ne kadar şükran borçlu olduğumu anlatmam zor.
Tony Iommi'nin 2005 tarihli Fused albümünden 21 yıl sonra gelen From The Dark, aynı zamanda Black Sabbath'ın 2013 tarihli 13 albümünden bu yana imza attığı en kapsamlı uzunçalar projelerinden biri. BMG etiketiyle yayımlanan bu solo çalışma, Iommi'nin kariyerinde önemli bir geri dönüş niteliği taşıyor. Velhasıl, 56 yıldır müzik yapan, bugün 78 yaşına gelmiş bir adamın yayımladığı albüme eleştirel bir gözle yaklaşırken kendi duygularımı işin dışında tutabileceğimi sanmıyorum. Zaten hayatımın böylesine kötü bir döneminde beni derinden yakalamış bir albüm hakkında iki kelam etmeyeceksek ne zaman edeceğiz?

Iommi, albümün hazırlık süreci hakkında şöyle diyor: “Yaparken gerçekten keyif aldığımız bir albüm oldu. Kimseye bir şey kanıtlamaya çalışmıyoruz; sadece harika, katıksız bir rock albümü ortaya koyduk!” Buna kesinlikle katılıyorum. Bu yaklaşım, gerek şarkıların genel karakterinde gerekse müzisyenlerin icrasında albümün tamamına yayılmış durumda. Iommi, kendine özgü ağır, karanlık ve ezici gitar riff'lerini modern tonlar ve prodüksiyon olanaklarıyla buluştururken kendi müzikal kimliğinden bir gram bile ödün vermiyor. Jørn Lande'nin geniş ses aralığı ve klasik rock ile heavy metal arasında gidip gelen güçlü vokal karakteri ise şarkıların karanlık atmosferine hem yırtıcı hem de son derece akıcı bir hava katıyor.
Burada ufak bir parantez açacağım. Yazının bundan sonraki bölümünde Iommi'den kısaca baba diye bahsedeceğim. Zaten kendisini başka türlü anmak da bana pek mümkün görünmüyor. Neyse, babanın bu albüm için ilk aşamalarda Jørn Lande yerine eski Black Sabbath vokalisti Tony Martin ile çalışmayı düşündüğünü öğreniyoruz. Martin'in kendi açıklamalarına göre Iommi, hazırladığı yeni şarkı fikirlerini ve demo materyallerini kendisine gönderiyor; Martin de bu taslaklar üzerinde çalışarak vokallerini kaydediyor. Ancak demolar tamamlandıktan sonra baba, albümün genel müzikal vizyonu ve hedeflediği vokal karakteri doğrultusunda Martin yerine Lande ile devam etme kararı alıyor.
Albümü dinledikten sonra bu kararın müzikal açıdan oldukça isabetli olduğunu düşünüyorum. Lande, metal dünyasında son derece özel bir yere koyduğum, bugüne kadar birbirinden güçlü işlere imza atmış bir vokalist. From The Dark boyunca da şapka çıkardığım pek çok an var. Bununla birlikte Tony Martin'in Black Sabbath dönemine duyduğum sevgiyi de bir kenara bırakamam. En sevdiğim Sabbath albümlerinin başında gelen Headless Cross ve Tyr üzerindeki performansı, adamın ne kadar özel bir vokalist olduğunu zaten kanıtlıyor. Martin'in kendine has yorumu, gruba okült ve epik bir atmosfer kazandırırken özellikle Tyr albümündeki İskandinav mitolojisi teması, klavye düzenlemeleri ve ağır gitar tonları, Black Sabbath'ın müzikal açıdan en olgun dönemlerinden birini temsil ediyor.
Elbette bu albüm başka bir evrende Tony Martin ile kaydedilip yayımlanmış olsaydı nasıl bir sonuç ortaya çıkardı, merak etmiyor değilim. Keşke o demoları bir gün dinleme fırsatımız olsa. Fakat elimizdeki albümün hakkını teslim etmek gerek. Lande, projeyi öylesine sahiplenmiş ki kimi anlarda DIO'yu hatırlatan ses rengiyle Dehumanizer ve Mob Rules dönemlerinin o görkemli, karanlık havasına yaklaşan bir performans sergiliyor. Üstelik bunu geçmişin gölgesinde kalmadan, kendi karakterini de koruyarak yapıyor.
Gelelim babaya. From The Dark boyunca karşımıza çıkan heybetli riff'lerde de akıcı, ipeksi sololarda da boşa harcanmış tek bir nota bulmak zor. İster doom atmosferinin ağır bastığı “Black Times” ve “Beyond The Dead” gibi parçalarda olsun ister doğrudan rock damarına yaslanan “World Alone” ve “Return of the Arbalist” gibi şarkılarda, Iommi hem kendi tonunun hem de albümün genel atmosferinin kontrolünü elinde tutuyor. Gösteriş yapmak için çalınmış notalar, gereksiz yere uzatılmış pasajlar ya da sırf virtüözlük sergilemek adına araya sıkıştırılmış numaralar beklemeyin. Baba, tek bir riff ile koca bir atmosfer kurabileceğini yarım asrı çoktan geride bırakan kariyerinde defalarca kanıtladı. Burada da aynı hikâye devam ediyor.
“Over The Violent Sun”ın devasa açılışından itibaren o gitarın sesini duyup gülümsememek mümkün değil. Metal müzikle ilk karşılaştığımızda içimize yerleşen o tarif edilmesi zor, içgüdüsel heyecanı yeniden hissettiriyor. Bazen bir gitar tonunun insanın hayatında ne kadar büyük bir yer kaplayabileceğini anlatmak için sayfalarca yazmaya gerek yok; birkaç nota yeterli. “Beyond The Dead”deki epik ve gotik dokunuşlar da Black Sabbath'ın en başından beri müziğinin temelini oluşturan o karanlık atmosferi başarıyla yakalıyor. Iommi'nin riff'leri burada yalnızca şarkıları taşıyan bir unsur değil, bütün albümün karakterini belirleyen asıl güç.
Albümün kapanışındaki “Legacy” ise babanın köklü kariyeri boyunca ortaya koyduğu en iyi işlerden bazılarıyla aynı masaya oturabilecek kadar güçlü bir parça. Tam anlamıyla bir canavar! Şarkının bende yarattığı etkiyi yalnızca müzikal açıdan açıklayamıyorum. Belki içinde bulunduğum dönemle ilgilidir, belki de bir süredir unuttuğum bazı duyguları yeniden hatırlatmıştır. Bildiğim tek şey, bu kadar derinden dokunan bir albümü en son At The Gates'in The Ghost of a Future Dead çalışmasında hissettiğim. Tomas “Tompa” Lindberg'in sesini hayatım boyunca belki de kendi öz babamın sesinden daha fazla duydum. Galiba bu listenin ikinci sırasında da Tony babanın gitarları yer alacak.
İnsan bazen kendisini en yakın hissettiği kişileri bile yanında bulamıyor. Aileniz, arkadaşlarınız, hayatınıza girip çıkan insanlar… Herkesin kendi yolu, kendi derdi var. Ama müzik orada duruyor. Ne yaşadığınızı sormuyor, neden böyle hissettiğinizi anlamanızı beklemiyor. Bir riff giriyor, davullar başlıyor ve bir bakmışsınız, uzun zamandır içinizde biriken şeyler biraz olsun anlam kazanmış. Belki de müziğin güvenli bir bölge olmasının nedeni tam olarak budur.
Baba, 78 yaşında hâlâ gitarını eline alıp bize bunları hissettirebiliyorsa söylenecek fazla bir şey kalmıyor. From The Dark, benim için yalnızca güçlü bir rock albümü değil; müziğin insanın hayatında nasıl kalıcı bir yer edinebildiğinin de bir başka kanıtı. Bize bu müziği bahşeden adamlara ne kadar teşekkür etsek azdır, öyle değil mi?


