Inline image

İngiltere doom metal sahnesinin karanlık ve tavizsiz temsilcilerinden Witchsorrow, yaklaşık yirmi yıllık kariyeri boyunca ağır riffler, okült atmosferler ve geleneksel doom anlayışı üzerine kurulu özgün bir çizgi geliştirdi. Grup, Black Sabbath’tan miras kalan yavaşlık ve ağırlık duygusunu 90’lar doom estetiğinin kirli dokusuyla birleştirerek underground sahnede kendine sağlam bir yer edindi. "The Devil And All His Works" ise Witchsorrow’un bu uzun soluklu yaklaşımını korurken, bestecilik gücünü ve tür içindeki konumunu yeniden ortaya koyduğu bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor.

Doom metalin temel yapı taşlarından biri olan riff merkezli anlatım, albümde hâlâ türün en eski refleksleriyle hareket ediyor: ağırlaşan gitar tonları, tekrar üzerine kurulu hipnotik yapılar ve ritmik ağırlığın yarattığı fiziksel baskı. Ancak İngiliz üçlünün yaklaşımı yalnızca geçmişe dönük bir Sabbath hayranlığıyla sınırlı değil. Grup, yaklaşık yirmi yıllık kariyerinin getirdiği deneyimi kullanarak geleneksel doom kalıplarını daha dinamik bir kompozisyon anlayışıyla yeniden düzenliyor. Albüm, türün klasik estetik kodlarını korurken, özellikle gitar kullanımı, şarkı içindeki tempo değişimleri ve atmosferik düzenlemeler sayesinde tek boyutlu bir retro çalışmaya dönüşmekten kaçınıyor.

Albümün açılışı “Omnia Finiuntur”, Witchsorrow’un müzikal manifestosu niteliğinde. Parça, kilise çanları ve karanlık org dokusuyla doğrudan klasik doom’un teatral girişlerini hatırlatıyor; ancak asıl belirleyici unsur, bu atmosferik hazırlığın ardından gelen gitar rifflerinin yapısı. Necroskull’un ağır distorsiyonlu gitarları ve Emily Witch’in bas çizgileri, erken dönem Black Sabbath geleneğindeki gitar-bas birlikteliğini temel alıyor. Riffler yalnızca yavaşlık üzerine değil, küçük armonik değişimler ve tekrarların yarattığı gerilim üzerine kuruluyor. Davulun ağır vuruşları ise parçaya mekanik bir güçten çok, devasa bir kütlenin hareket ettiği hissini veren organik bir ağırlık kazandırıyor. Yaklaşık on iki dakikalık süresi boyunca şarkı, klasik doom’un “riffi sabırla büyütme” anlayışını benimseyerek dinleyiciyi hızlı sonuçlar yerine uzun süreli bir atmosfer içine çekiyor.

Inline image

Bu noktada Witchsorrow’un müzikal konumu oldukça belirginleşiyor. Grup, özellikle erken dönem Black Sabbath etkisini ve 90’ların İngiliz doom anlayışını temsil eden Cathedral çizgisini günümüz ekstrem metal sahnesine taşımaya çalışıyor. Ancak burada önemli olan, bu etkilerin yalnızca referans olarak kullanılmaması. Witchsorrow, bu mirası kendi bestecilik anlayışının temel malzemesi haline getiriyor. Necroskull’un vokalleri de bu yaklaşımı destekliyor; temiz ve kontrollü bir anlatımdan ziyade, reverb ile genişletilmiş, yıpranmış ve tehditkâr bir vokal karakteri tercih ediliyor. Bu tercih, modern doom’un daha cilalı prodüksiyon anlayışından uzaklaşarak türün kirli ve analog köklerine bağlanıyor.

“Bacchus” albümün farklı yönlerini ortaya çıkaran parçalardan biri. Şarkının temelini oluşturan fuzz ağırlıklı gitar tonu ve tekrar eden groove yapısı, doom’un ağır temposunu korurken daha hareketli bir ritmik yapı oluşturuyor. Burada Witchsorrow’un önemli bir farkı ortaya çıkıyor: Grup, yavaşlığın tek başına bir amaç olmadığını biliyor. Rifflerin içine yerleştirilen küçük melodik dokunuşlar ve gitarın zaman zaman öne çıkan klasik heavy metal kökenli yürüyüşleri, parçaya daha geniş bir müzikal alan kazandırıyor. Özellikle 70’ler hard rock etkileri, doom’un karanlık atmosferini kırmak yerine onu besleyen bir karşıtlık yaratıyor.

“Hades Chains” ve “In Triumph We Rot!!!” ise albümün daha doğrudan metal tarafını temsil ediyor. İlki, konuk vokaliyle Serena Cherry katkısını kullanarak daha agresif bir karakter kazanıyor. Parçadaki hızlı gitar bölümleri ve daha yoğun ritim yapısı, Witchsorrow’un yalnızca ağır tempolu doom kalıplarına bağlı kalmadığını gösteriyor. “In Triumph We Rot!!!” ise grubun belki de en akılda kalıcı bestelerinden biri. Daha kısa, daha doğrudan ve sahne performansına uygun yapısıyla albümün devasa atmosferleri arasında güçlü bir karşıtlık oluşturuyor. Doom metalin günümüzde yeniden popülerleşen konser odaklı, kolektif ritüel tarafıyla da güçlü bir bağ kuruyor.

Albümün daha deneysel tarafı ise “Lamentation” ve “A Quintessence Of Dust” parçalarında ortaya çıkıyor. Ancak Witchsorrow burada deneysel yaklaşımı türün temel karakterini değiştirmek için değil, mevcut atmosferi genişletmek için kullanıyor. Özellikle kapanış parçasında Sammy Urwin tarafından gerçekleştirilen gitar solosu, albümün genel yavaşlığının içinde beklenmedik bir yoğunluk yaratıyor. Bu bölüm, geleneksel doom formülüne eklenen dekoratif bir unsur gibi durmuyor; aksine parçanın dramatik yapısında gerçek bir kırılma noktası oluşturuyor. Yine de Witchsorrow’un genel yaklaşımı, tür sınırlarını zorlamaktan çok doom’un mevcut ifade alanını derinleştirmek üzerine kurulu.

Prodüksiyon tarafında ise grubun tercihleri müziğin karakteriyle uyumlu. Albümün prodüksiyonunda yer alan Chris Fielding, ağır gitar tonlarının ve düşük frekansların doğal gücünü koruyan bir yaklaşım benimsemiş. Modern ekstrem metalde sık görülen aşırı sıkıştırılmış ve steril miks anlayışının aksine, The Devil And All His Works daha organik, kirli ve fiziksel bir ses dünyasına sahip. Bas gitarın miks içinde kaybolmaması, doom metal için kritik bir avantaj sağlıyor; çünkü albümün ağırlığı yalnızca gitar distorsiyonundan değil, gitar ve bas arasındaki sürekli etkileşimden kaynaklanıyor.

Görsel kimlik açısından da albüm, müziğin çizdiği geleneksel karanlık tabloyla uyumlu hareket ediyor. Okült imgeler ve klasik doom estetiğine yakın yaklaşım, türün alışılmış görsel dilinden tamamen kopmuyor. Ancak burada önemli olan, görsel tarafın müziğin önüne geçmemesi. Witchsorrow’un yaklaşımı, günümüz ekstrem metalindeki birçok konsept albümde görülen aşırı sembolik anlatımdan ziyade, doğrudan doom kültürünün tarihsel ikonografisine bağlı kalıyor.

"The Devil And All His Works", Witchsorrow’un tür içinde yeni bir rota çizme arayışından çok, doom metalin temel prensiplerini ne kadar etkili kullanabildiğini gösteren bir çalışma. Albüm, deneysel dokunuşlarla kimlik değiştirmeye çalışmıyor; bunun yerine riff yazımı, atmosfer yaratımı ve ritmik ağırlık gibi türün temel araçlarını maksimum verimle kullanıyor. Bu nedenle kayıt, özellikle klasik doom geleneğiyle bağını sürdüren dinleyiciler için daha fazla anlam kazanıyor. Dinleme yaklaşımı sabır, tekrarların içindeki küçük değişimleri fark etme ve ağırlığın nasıl yapılandırıldığını takip etme üzerine kurulu. Witchsorrow burada doom’un geçmişini yeniden üretmekten ziyade, bu geçmişin hâlâ ne kadar güçlü bir bestecilik dili olabileceğini gösteriyor.

OZAN

https://witchsorrowdoom.bandcamp.com/