Interview
Cenotaph: Brutalitenin Sınırsızlığı
Brutal death metal sahnesinde üç on yılı devirmiş grupların sayısı oldukça az; Cenotaph ise bu nadir isimlerden biri. 1990’ların başından itibaren Türkiye’nin ekstrem metal haritasını yeniden çizen grup, son yıllarda yalnızca müzikal anlamda değil, sahne coğrafyasında da çıtayı ciddi biçimde yükseltti.
Precognition to Eradicate sonrası dönemde daha rafine ve kontrollü bir brutaliteyle dinleyicisinin karşısına çıkan Cenotaph, Kazakistan gibi alışılmadık coğrafyalarda sahne alarak ekstrem metalin sınırlarını zorlamaya devam ediyor. Batu Çetin ve ekibinin hem köklere sadık kalıp hem de müziği evrimleştirme çabası, grubun kariyerini sadece Türkiye’de değil, global ölçekte de özel bir noktaya taşıyor.
Bu röportajda Cenotaph; son yıllardaki yaratım dinamiklerini, uluslararası sahnelerde edindiği deneyimleri ve geleceğe dair vizyonunu tüm açıklığıyla paylaşıyor.
Batu abi selamlar bize zaman ayırdığın için öncelikle teşekkürler. Hemen sorulara geçelim:
PitStop: Son yıllardaki röportajlarınızda dikkat çeken bir nokta var: Cenotaph bir yandan köklerine sıkı sıkıya bağlı kalırken, diğer yandan coğrafi ve müzikal sınırları zorlayan bir yapı sergiliyor. Bu noktada kendinizi daha çok bir mirası koruyan bir grup olarak mı görüyorsunuz, yoksa o mirastan güç alarak kendini sürekli yeniden inşa eden bir yapı olarak mı?
Batu: Aslında her ikisi de diyebilirim. Cenotaph olarak hem köklerimize bağlı kalmaya hem de her yeni albümde bunun üzerine yeni şeyler eklemeye çalışıyoruz. Sürekli aynı şeyleri tekrar eden bir grup olmak istemiyoruz. Müzikte ve grup gelişiminde bir ilerleme olması gerektiğine inanıyorum.
Tabii ki yıllar boyunca stilini hiç değiştirmeden devam eden ve bunu çok iyi yapan gruplar da var, onları da severek dinliyorum. Ama kendi adıma konuşursam, aynı şeyleri tekrar etmek bana sıkıcı gelirdi. Bu yüzden her albümde çıtayı biraz daha yukarı taşımaya çalışıyoruz. Amacımız bu.
PitStop: “Precognition to Eradicate” sonrası dönemde sound’unuzda daha rafine ve daha kontrollü bir brutalite hissediliyor. Bu değişim bilinçli bir estetik karar mıydı, yoksa zamanla kaçınılmaz olarak oluşan bir evrim mi?
Batu: Bu bilinçli alınmış bir karar değildi, tamamen doğal bir süreçte gelişti. Precognition bence oldukça teknik ve kaotik bir albümdü. Yeni hazırladığımız albüm de yine oldukça hızlı ve teknik olacak. Şu an kayıt aşamasındayız; her şey yolunda giderse yıl sonuna doğru yayımlamayı planlıyoruz.
PitStop: Son yıllarda yurtdışı konser aktivitelerinizde ciddi bir ivme yakaladınız; hatta Kazakistan gibi alışılmadık coğrafyalarda bile sahne aldınız. Türkiye çıkışlı bir ekstrem metal grubu için bu ölçekte bir coğrafi yayılım hâlâ nadir bir durum. Bu genişleme sizin için ne ifade ediyor? Cenotaph’ın müziğinin bu kadar farklı kültürlerde karşılık bulmasını nasıl yorumluyorsunuz ve bu deneyimler grubun vizyonunu nasıl şekillendirdi?
Batu: Bu durumdan oldukça memnunuz ve daha önce hiç gitmediğimiz ülkelerde de sahne almak istiyoruz. Yıllar içinde dünyanın farklı yerlerinde konserler ve turlar yaptık. İlginç olan şu ki, çoğu yerde müziğimiz bizden yıllar önce ulaşmış oluyor.
Bu da bir günde olan bir şey değil tabii. 1993’ten beri yurtdışı underground sahneyle aktif bir bağ içindeyiz. Albümlerimizin çoğu yurtdışı firmalar tarafından yayımlandı ve doğal olarak orada bir dinleyici kitlemiz oluştu.
“Coğrafya kaderdir” anlayışını kırabildiğimize inanıyorum. Türkiye’de çok iyi gruplar var ve birçoğunun uluslararası sahnede çok daha iyi yerlere gelebileceğini düşünüyorum.
PitStop: Uzun yıllara yayılan bir kariyerde line-up değişimleri kaçınılmaz oluyor. Güncel kadronun yaratıcılık sürecine katkısı nasıl şekilleniyor? Bugünkü Cenotaph’ı önceki dönemlerden ayıran en temel fark nedir?
Batu: Cenotaph’ta line-up değişimleri artık klasik bir durum diyebilirim. Şu anki albümü ben ve gitaristimiz Eren birlikte hazırlıyoruz. Canlı performanslar için ise dönemsel olarak farklı müzisyenlerle çalışıyoruz.
Bu tamamen konserin ya da turun şartlarına göre şekilleniyor. Bazen yurtdışından müzisyenlerle de çalışabiliyoruz. Açıkçası en sevmediğim şey bir konser ya da tur iptal etmek. Bu yüzden line-up değişiklikleri çoğu zaman organizasyonları sorunsuz şekilde gerçekleştirebilmek için yaptığım bir tercih.
PitStop: Brutal death metal sahnesi son yıllarda hem teknik hem de prodüksiyon açısından ciddi bir dönüşüm geçiriyor. Siz bu modernleşmeyi bir gelişim olarak mı görüyorsunuz, yoksa türün özünü tehdit eden bir unsur olarak mı?
Batu: Günümüzde birçok kişi evinde plugin’ler aracılığıyla müzik üretip kayıt yapabiliyor. Bu iyi mi kötü mü, tamamen kişisel bir tercih. Ama açıkçası sound’unu çok yapay ve plastik bulduğum birçok brutal death metal albümü var.
Birçoğu birbirine çok benziyor ve programlanmış davulları kolayca ayırt edebiliyorsunuz. Ben daha çok doğal ve akustik sound’ları seven biriyim. 90’larda kaydedilmiş, editlenmemiş ve daha “ruhlu” albümler bana her zaman daha yakın geliyor.
Cenotaph olarak da mümkün olduğunca gerçek enstrüman kayıtlarına ve organik sound’a odaklanıyoruz. Bu benim için müziğin hissiyatını çok daha güçlü kılıyor.
PitStop: Cenotaph her zaman belirgin bir “gore” estetiğine sahip oldu. Günümüzde bu temaları ele alış biçiminiz değişti mi, yoksa bu yaklaşım hâlâ grubun kimliğinin vazgeçilmez bir parçası mı?
Batu: lk dönemlerdeki kadar direkt ve ilkel bir yaklaşım yok artık. Daha çok bilim kurgu ve korku öğeleriyle harmanlıyoruz. Gore teması hâlâ var ama daha sofistike bir şekilde ele alıyoruz.
Bu temalar yıllar içinde o kadar fazla tekrarlandı ki artık daha özgün şeyler üretmek gerekiyor. Cenotaph için lirikler de müzik kadar önemli; grubun kimliğini belirleyen unsurlardan biri.
PitStop: Türkiye çıkışlı bir brutal death metal grubu olarak uluslararası sahnede kalıcı olmayı başardınız. Sizce Cenotaph’ın global ölçekte kabul görmesini sağlayan en kritik kırılma noktası neydi? Bu süreçte sizi en çok zorlayan unsur neydi?
Batu: En başından beri global bir brutal death metal grubu olmayı hedefledim. Hiçbir zaman sadece yerel bir başarı peşinde olmadım. Çünkü yaptığımız müziğin merkezi burası değildi.
Bu müziğin çıkış noktası Amerika olduğu için başından beri odağımızı oraya yönelttik. Albümlerimizi oradaki firmalarla yayımladık ve bu da doğal olarak süreci şekillendirdi.
Bugün dünyanın birçok yerinde sahne alabiliyoruz. Türkiye’de de son yıllarda ciddi bir dinleyici artışı var. Farklı jenerasyonlara hitap edebilmek bence çok değerli. Global ölçekte kabul görmemizin sebebi ise oldukça basit: müziğimizin kalitesi.
PitStop: Analog dönemden dijital prodüksiyon çağına geçişi birebir yaşamış bir grup olarak, kayıt süreçlerine bakışınız nasıl değişti? Bugünün teknolojisi Cenotaph’ın müziğine ne kattı, ne götürdü?
Batu: Her zaman analog dönemin bir hayranı oldum. Tabii ki günümüzde dijital araçlar da kullanılıyor, bundan kaçış yok. Biz de bunu tamamen reddetmek yerine dengelemeye çalışıyoruz.
Artık en “old school” stüdyolar bile dijital sistemlerle çalışıyor. Bu yüzden kayıt yapacağımız stüdyoyu seçerken çok detaylı araştırma yapıyorum. Daha önce yaptıkları işleri dinleyip bize en uygun sound’u verecek yeri bulmaya çalışıyorum.
PitStop: . Underground kavramı ekstrem metal için hâlâ önemli bir referans noktası. Cenotaph bugün hâlâ kendini underground bir yapı olarak mı tanımlıyor, yoksa bu tanım artık sizin için anlamını yitirdi mi?
Batu: Ruh olarak her zaman underground kalacağız. Underground işleri ve grupları elimizden geldiği sürece destekliyorum, sonuçta bizde bu sahneden geldik. Ama bir grubun bugün tam olarak nerede durduğuna dinleyiciler daha iyi karar verir. O yüzden bu konuda net bir tanım yapmayı tercih etmiyorum.
PitStop: Gelecek planlarına baktığınızda, Cenotaph için daha ekstrem ve daha teknik bir yön mü görüyorsunuz, yoksa müzikal olarak sınırları farklı şekillerde zorlayan yeni bir dönem mi yaklaşmakta? Dinleyiciyi nasıl bir evrim bekliyor?
Batu: Yeni albümle birlikte daha teknik bir yöne doğru ilerlediğimizi söyleyebilirim. Daha hızlı parçalar yazmaya yöneldik ama Cenotaph’ın temel öğelerini koruyoruz.
Dinleyiciler beğenir mi, beğenmez mi bilmiyorum ama biz sevdiğimiz müziği yapmaya devam edeceğiz. Önemli olan da bu zaten.

