Inline image

ÆNIGMATUM, 2017’de Portland, Oregon’da kurulan ve teknik beceriyi progresif death metalin daha atmosferik ve melodik damarlarıyla birleştiren bir quartet. 2019’daki kendi adını taşıyan çıkışının ve 2021 tarihli “Deconsecrate”in ardından grup, üçüncü albümü “Infinitude’s Passage” ile disonans, karmaşık ritimler ve karanlık melodiler arasındaki dengesini daha ileri taşıyor. 42 dakikalık bu çalışma, ÆNIGMATUM’un teknik gösterişten çok kompozisyonu merkeze alan yaklaşımının, çağdaş ekstrem metal içindeki karşılığını yeniden düşünmek için güçlü bir zemin oluşturuyor.

Yazının başında kısa bir özet geçmek gerekirse albüm teknik beceriyi kompozisyonun önüne koymak yerine teknikliği doğrudan besteciliğin hizmetine sokuyor. Albümün temel karakterini belirleyen unsur, ne hız ne de sürekli değişen ölçüler tek başına; asıl mesele, gitar rifflerinin bir sonraki hamlesini tahmin etmeyi zorlaştırırken parçaların kendi içindeki yön duygusunu kaybetmemesi. Bu nedenle altı parçaya yayılan 42 dakikalık yapı, teknik death metalin sıkça düştüğü “beceriyi sergileme” tuzağından uzak duruyor. ÆNIGMATUM karmaşık çalıyor, fakat karmaşıklığı gösteriş amacıyla değil, rifflerin sürekli biçim değiştiren hareketini mümkün kılmak için kullanıyor.

Bu yaklaşım özellikle gitar ve davullar arasındaki ilişkide belirginleşiyor. Riffler çoğu zaman tek başlarına son derece yalın bir çekirdeğe sahipken davullar onların üzerine çok daha hareketli, asimetrik ve kesintili katmanlar yerleştiriyor. “Pitiless Mechanism” bunun doğrudan bir örneği. Parçanın açılışındaki yükselen elektrikli uğultu kısa süreli bir hazırlık alanı yaratıyor ve ardından gelen ana riff, davulların yoğun müdahalesiyle beklenenden çok daha karmaşık bir ritmik yapıya dönüşüyor. Vokallerin girmesiyle ritmik zemin yeniden kırılıyor; birkaç ölçü içerisinde rifflerin farklı vurgulara kayması, parçanın teknikliğini yalnızca nota yoğunluğundan değil, sürekli değişen ritmik perspektiften üretmesini sağlıyor.

Inline image

Burada ÆNIGMATUM’un “progressive” tarafını nasıl kullandığı önem kazanıyor. Grup, progresif metalin uzun pasajlar, gösterişli sololar veya açıkça sergilenen virtüözite üzerinden tanımlanan yüzüne fazla yaslanmıyor. Bunun yerine kısa riff hücrelerini birbirine bağlayan, beklenmedik duraklamalar ve yön değişimleriyle çalışan bir kompozisyon anlayışı tercih ediyor. Bu nedenle albüm teknik death metal kadar Cynic ve Atheist çizgisindeki progresif death metal geleneğini de hatırlatırken, black metalden gelen daha keskin ve atmosferik dokunuşlar müziğin tonal alanını sürekli karanlık tutuyor.

ÆNIGMATUM’un önceki albümü “Deconsecrate” ile karşılaştırıldığında burada teknik yoğunluğun daha belirgin bir kompozisyonel disipline kavuştuğu görülüyor. “Deconsecrate” döneminde zaman zaman rifflerin kendi teknik enerjisi öne çıkarken, “Infinitude’s Passage” bu enerjiyi daha kontrollü bir bütünün içine yerleştiriyor. Bu, grubun teknik death metal ile progresif death metal arasındaki konumunu daha netleştiriyor. Ne tamamen melodik death metale ne de steril bir tech-death estetiğine yaslanıyorlar. The Chasm, Stargazer, Gorguts ve erken dönem progresif death metalin farklı damarları burada aynı potada buluşuyor; ancak sonuç bunların doğrudan bir kolajı gibi duyulmuyor.

“Inseverable” bu açıdan albümün çalışma prensiplerinden birini daha iyi ortaya koyuyor. Parçanın başındaki kısa gitar solosu, teknik death metalde sık rastlanan “şimdi virtüözite zamanı” anlayışına sapmadan kompozisyonun parçası olarak işliyor. Ardından gelen disonant riffler ve aksak vurgular parçayı sürekli dengesiz bir ritmik alanda tutarken, daha düzenli dört dörtlük bölümlere dönüşler müziğin yeniden zemine basmasını sağlıyor. Bu karşıtlık önemli; çünkü albümün erişilebilirliği basitleştirilmiş rifflerden değil, karmaşık bölümler arasına yerleştirilen tanınabilir ritmik ve melodik referanslardan doğuyor.

“Architects of the Fated” ise bu yöntemi daha geniş bir forma taşıyor. Yavaşlayan gitar hareketlerinin üzerine yerleşen yoğun çift-kick kullanımı, yüzeyde bir sakinleşme hissi yaratırken ritim bölümü aslında parçanın gerilimini koruyor. Basın yukarı doğru hareket eden çizgileri ve gitarların farklı yönlere açılan armonik yapısı, parçanın ortasındaki black metal karakterli görkemli bölümlerde daha belirgin hale geliyor. Burada black metal etkisi yalnızca tremolo veya vokal estetiği olarak kullanılmıyor; gitarların arkasında daha geniş, atmosferik bir alan yaratıyor. ÆNIGMATUM’un türler arası geçişlerinde başarılı olduğu nokta tam olarak bu: farklı türlere ait unsurlar yan yana dizilmek yerine aynı kompozisyonel mekanizma içinde işlev kazanıyor.

“A Tarnished Nexus” ise albümün ikinci yarısındaki daha geniş nefes alan yapının kapısını açıyor. Başlangıçtaki ağır ve tekrara dayalı riff, grubun önceki parçalardaki sürekli hareketliliğinden farklı olarak daha uzun süre aynı fikrin üzerinde kalıyor. Ancak bu tekrar durağanlık üretmek yerine gerilimi biriktiriyor. Hi-hat vurgusuyla gelen tempo değişimi, parçanın ağırlık merkezini yeniden kuruyor; ardından kısa bir sessizlikle parçanın akışı kesiliyor ve önceki riffin yankısı niteliğindeki gitar çizgisi geri dönüyor. Bu tür küçük yapısal kırılmalar albümün genelinde önemli bir rol oynuyor. Grup parçaları sürekli yeni malzemeyle doldurmak yerine, mevcut fikirleri bozup farklı bağlamlarda yeniden kullanıyor.

Bas gitarın rolü de burada gözden kaçırılmamalı. Brian Rush’ın çizgileri gitarların yalnızca altını dolduran bir destek katmanı olarak kalmıyor; özellikle karmaşık geçişlerde ritmik hareketin bağımsız bir eksenini oluşturuyor. Aynı durum davullarda Pierce Williams’ın performansı için de geçerli. Davullar yalnızca hızı artıran bir unsur değil, gitarların algılanma biçimini değiştiren aktif bir kompozisyon aracı. Çift-kick, yoğun hi-hat kullanımı, ani duruşlar ve daha serbest vurgular, rifflerin karakterini sürekli yeniden çerçeveliyor. Kelly McLaughlin’in vokalleri ise bu yoğunluğun üzerinde anlaşılmaz bir brutalite duvarına dönüşmek yerine daha orta perdeli, keskin ve belirgin bir saldırganlık taşıyor. Bu tercih, ÆNIGMATUM’un death metal köklerini korurken black metal tarafına açılmasını da kolaylaştırıyor.

Albümün en güçlü noktası ise teknikliğin hiçbir zaman fiziksel etkiden kopmaması. Bu tür müzikte karmaşıklık arttıkça rifflerin ağırlığını kaybetmesi sık rastlanan bir problem. ÆNIGMATUM ise sürekli hareket eden gitarları ve ritmik kırılmaları, güçlü vurgularla dengelediği için müzik hâlâ baş hareketine izin veriyor. “Nocturne of Ageless Reverie” bunun en iyi örneği. Yaklaşık beş dakikalık süresine rağmen albümün en doğrudan parçalarından biri gibi çalışıyor. Riff yoğunluğu burada biraz daha kontrollü hale geliyor ve saldırgan yürüyüş daha belirgin bir ritmik omurga kazanıyor. Sonuç, teknik death metalin hesaplı karmaşıklığıyla klasik death metalin fiziksel çekimini aynı parçada buluşturan, albümün en güçlü kompozisyonlarından biri.

Bu nedenle “Nocturne of Ageless Reverie”nin albümün en akılda kalıcı parçalarından biri olması tesadüf değil. ÆNIGMATUM’un melodik yaklaşımı da burada daha net duyuluyor. Grup melodiyi yüzeysel bir “güzel bölüm” olarak kullanmıyor; melodik çizgiler çoğu zaman disonant armoniler ve ritmik kırılmaların içinde beliriyor. Bu, albümün melodik karakterini daha dayanıklı kılıyor. Müzik hiçbir zaman fazla cilalı veya melodramatik hale gelmeden melodik olabiliyor.

Prodüksiyon da bu kompozisyonel yaklaşımı destekliyor. “Infinitude’s Passage”, önceki albümde olduğu gibi Colin Marston tarafından mikslenip mastering işleminden geçirilmiş. Sonuç, modern extreme metalin her şeyi aynı anda aşırı derecede büyütmeye çalışan prodüksiyon anlayışından farklı. Enstrümanlar temiz biçimde ayrılıyor fakat bu ayrışma müziğin fiziksel gücünü azaltmıyor. Gitarların katmanları, basın hareketliliği ve davulların ayrıntıları birbirini ezmeden duyulabiliyor. Bu özellikle böylesine yoğun bir albüm için önemli; çünkü daha bulanık veya aşırı sıkıştırılmış bir miks, bestelerin içerdiği ritmik ayrıntıların önemli bölümünü görünmez hale getirebilirdi.

Prodüksiyonun bir başka avantajı, albümün teknikliğini yapay biçimde “steril” hale getirmemesi. Enstrümanların birbirinden ayrılması, onları birbirinden koparmıyor. Tam tersine, grup sanki aynı odada birlikte çalıyormuş hissini korurken her performansın detayını duyuruyor. Bu denge, ÆNIGMATUM’un bestelerindeki organik hareketi güçlendiriyor.

Bununla birlikte albümün en tartışmalı tercihi, aynı zamanda en bilinçli risklerinden biri: başlık parçasındaki saksafon. Patrick Corona’nın performansı, parçanın son bölümünde death metal dokusunun dışına açılan belirgin bir renk katıyor. Burada önemli olan saksafonun “alışılmadık” olması değil; asıl mesele, bu enstrümanın kompozisyonun geri kalanıyla ne ölçüde bütünleştiği. Parçanın büyük bölümünde Gorgutsvari disonans, black metal karanlığı ve progresif gitar çalışmaları son derece doğal biçimde birbirine bağlanırken, son bölümdeki daha yumuşak ve akışkan saksafon yaklaşımı bu gerilimi başka bir yöne çekiyor.

Bu tercih bazı dinleyiciler için albümün cesur hamlesi olabilir; ancak müziğin geri kalanındaki keskin armonik ve ritmik dil düşünüldüğünde, saksafonun burada yapısal bir dönüşüm yaratmaktan çok kontrast unsuru olarak kaldığı da söylenebilir. Özellikle parçanın başındaki temiz gitar pasajının daha sonra yeniden ortaya çıkmasıyla birlikte final bölümü albümün ana estetiğinden bilinçli olarak uzaklaşıyor. Dolayısıyla mesele “metal albümünde saksafon olur mu?” sorusu değil. Asıl soru, bu saksafonun parçanın anlatım mantığına ne kattığı. ÆNIGMATUM bu noktada bir risk alıyor, fakat bu riskin müzikal karşılığı albümün diğer türler arası geçişlerinde olduğu kadar ikna edici değil.

Yine de bu tercihin varlığı albümün genel başarısını gölgelemiyor. Hatta grubun kendisini güvenli bir teknik death metal çerçevesine hapsetmek istemediğini göstermesi bakımından anlamlı. Kelly McLaughlin’in bass clarinet kullanımı ve Pierce Williams’ın synth katkıları da aynı genişleme eğiliminin daha geride duran örnekleri. Ancak bu unsurlar albümün temel kimliğini belirleyecek ölçüde öne çıkmıyor; gitar, bas ve davul üçgeninin oluşturduğu ana kompozisyonel yapı hâlâ müziğin merkezinde. Dolayısıyla ÆNIGMATUM’un deneysel tarafı, ana dili değiştirmekten ziyade o dilin sınırlarını genişletiyor.

Daniel Hermosilla’nın kapak çalışması da bu yaklaşımı görsel düzlemde tamamlıyor. Sürreal ve yoğun imgelem, müziğin doğrusal olmayan yapısıyla uyumlu. Kapak, albümün karmaşıklığını sadece “teknik metal” estetiğinin mekanik sembollerine indirgemek yerine daha soyut ve yabancılaştırıcı bir görsel alan kuruyor. Bu açıdan müzik ile görsel kimlik arasında doğrudan bir karşılık var: ikisi de açıklamak yerine parçaları bir araya getirerek anlamın dinleyici tarafından kurulmasını bekliyor.

“Infinitude’s Passage”ın asıl başarısı burada yatıyor. ÆNIGMATUM, teknik death metalin karmaşıklığını bir amaç değil, kompozisyon yöntemi olarak kullanıyor. Bu yüzden albümün parçaları ilk dinleyişte bütün ayrıntılarını açmıyor; fakat tekrar dinledikçe yalnızca daha fazla nota değil, daha fazla yapısal bağlantı ortaya çıkıyor. “Architects of the Fated”ın genişleyen formu, “A Tarnished Nexus”ın kontrollü tekrarları ve “Nocturne of Ageless Reverie”nin daha doğrudan saldırganlığı aynı yazım anlayışının farklı yüzleri.

Bu yaklaşım ÆNIGMATUM’u günümüz progresif death metal sahnesinde yalnızca teknik açıdan güçlü bir grup olmaktan çıkarıyor. Blood Incantation veya Cryptic Shift gibi çağdaşlarının kozmik ve ileriye dönük atmosfer anlayışından farklı olarak ÆNIGMATUM’un gücü daha çok rifflerin içindeki hareketten geliyor. Grup türün sınırlarını dramatik bir biçimde yıkmıyor; death metalin mevcut sözlüğünü alıp onun sentaksını daha karmaşık hale getiriyor. Black metalin atmosferini, progresif death metalin yapısal esnekliğini ve teknik death metalin enstrümantal yoğunluğunu tek bir merkez etrafında toplarken, hiçbirinin tamamen egemen olmasına izin vermiyor.

Bu nedenle “Infinitude’s Passage”, dikkatini yalnızca virtüöziteye veren bir dinleyiciden ziyade rifflerin birbirleriyle nasıl konuştuğunu takip etmek isteyen bir dinleyici gerektiriyor. Albümün zorluğu erişilmez olmasından değil, sürekli yeni bağlantılar kurmasından kaynaklanıyor. ÆNIGMATUM’un üçüncü albümü, teknik death metalin hâlâ ne kadar esnek bir kompozisyon alanı olabileceğini gösterirken, bunu türün fiziksel ağırlığından vazgeçmeden yapıyor. Deneysel dokunuşların bazıları tartışmaya açık olsa da ana yapı son derece sağlam: karmaşık, melodik, disonant ve hareketli; fakat bütün bu özelliklerin üzerinde hâlâ belirgin bir şarkı yazarlığı var. Çağdaş ekstrem metal içinde ÆNIGMATUM’un asıl farkı da tam olarak burada oluşuyor.

Inline image

https://www.20buckspin.com

https://www.facebook.com/20buckspin

https://www.instagram.com/20buckspinlabel

https://20buckspin.bandcamp.com

https://www.facebook.com/profile.php?id=100063560651573

https://www.instagram.com/aenigmatum_pdx