ALBUM REVIEW
ATOMIC AGGRESSOR - The Occult Forces
Zamanın Dışında Kalan Bir Death Metal Dili

1980'lerin sonundaki Şili death metal yeraltısının köklerinden gelen ATOMIC AGGRESSOR, "The Occult Forces" ile yıllara meydan okuyan eski okul death metal anlayışını yeniden sahneye taşıyor. Grup, Morbid Angel, Sadistic Intent ve Possessed çizgisindeki keskin riffleri thrash etkili ritmik yapı ve kontrol altında tutulan gitar sololarıyla birleştirerek geçmişe bağlı ama hâlâ işleyen bir formül kuruyor. Peki on iki yıllık albüm arası, bu müzikal dili olgunlaştırmış mı, yoksa ATOMIC AGGRESSOR yalnızca kendi tarihinin sesini yeniden mi üretiyor?
ATOMIC AGGRESSOR 1985 yılından bu yana metal sahnesinde olmasına rağmen ikinci tam zamanlı albümü ile karşımızda. "The Occult Forces"da ilk dikkat çeken unsur, grubun death metal formülünü güncellemek yerine onu mümkün olduğunca bozulmamış hâliyle koruması. Yaklaşık 40 dakikaya yayılan sekiz parça; hızlı tremolo riffleri, keskin geçişler, yüksek tempolu davul kullanımı, belirgin gitar soloları ve zaman zaman thrash metal sınırına yaklaşan saldırgan ritmik yapılar üzerinden ilerliyor. Prodüksiyonun amacı da bu yaklaşımı modernize etmekten çok, bestelerin eski okul karakterini mümkün olduğunca doğrudan aktarmak. Sonuç, günümüz death metalinin cilalı ve ağırlaştırılmış prodüksiyon anlayışından ziyade, özellikle 1980'lerin sonu ile 1990'ların başındaki Güney Amerika ve Florida eksenli geleneğe yaslanan bir kayıt.
Bu yönelimin en belirgin tarafı gitarların çalışma biçiminde ortaya çıkıyor. ATOMIC AGGRESSOR, riffleri yalnızca yüksek hız üretmek için kullanmıyor; kısa, keskin motifleri art arda dizerek parçaların hareketini sağlıyor. Tremolo gitarlar ile daha tok ve kesik ritmik figürler arasındaki geçişler, bestelerin deathrash karakterini belirliyor. Sadistic Intent, Morbid Angel ve Possessed gibi isimlerle kurulan bağ bu nedenle yalnızca estetik bir benzerlikten ibaret değil. Rifflerin melodik hareketi, gitar tonlarının keskinliği ve bestelerin sürekli ileri doğru itilen temposu aynı müzikal soyun içinde şekilleniyor.

Öte yandan albümün en dikkat çekici referanslarından biri, açılış parçasındaki bas solosu. Alejandro Díaz'ın burada öne çıkan bas kullanımı, Morbid Angel'ın "Altars of Madness" dönemine açık bir gönderme niteliğinde. Ancak bu tür referansların değeri, yalnızca dinleyicinin tanıdığı bir ayrıntıyı yeniden üretmelerinde değil. Basın kısa süreliğine miksin merkezine alınması, geleneksel death metal düzenindeki hiyerarşiyi değiştirerek parçanın giriş bölümüne farklı bir vurgu kazandırıyor. Albümün genel yaklaşımı düşünüldüğünde bu, gösterişli bir deneyden ziyade grubun müzikal hafızasını doğrudan besteye yerleştiren bilinçli bir tercih.
Gitar soloları ise albümün eski okul kimliğini daha da belirginleştiriyor. ATOMIC AGGRESSOR burada yalnızca teknik hız peşinde koşmuyor; soloları parçaların ritmik akışından tamamen koparmadan, kaotik ve melodik unsurları aynı bölüm içerisinde buluşturuyor. Label'ın da özellikle vurguladığı üzere önceki kayıtlardaki manik solo anlayışı bu kez bir miktar daha kontrollü. Bu değişim küçük görünse de önemli: Sololar hâlâ yüksek enerjili ve keskin, fakat bestelerin üzerine sonradan eklenmiş gösteri parçaları gibi davranmak yerine şarkı yapısının içinde daha düzenli bir işleve sahip oluyor.
Alejandro Díaz'ın vokal ve bas performansı da bu bütünlüğü destekliyor. Vokaller, death metalin erken dönemindeki boğuk ve saldırgan ifade biçimine bağlı kalırken, bas gitar özellikle gitarların yoğunlaştığı bölümlerde tamamen kaybolmuyor. Ritim bölümünün temel görevi ise parçaları modern death metalde sık rastlanan devasa breakdown'lara veya prodüksiyon merkezli ağırlık değişimlerine taşımak değil; yüksek tempoyu ve riff geçişlerini sürekli canlı tutmak. Bu tercih, "The Occult Forces"ı çağdaş death metalin bazı baskın eğilimlerinden bilinçli biçimde uzaklaştırıyor.
Buradaki asıl mesele de albümün ne kadar özgün olduğu. Çünkü ATOMIC AGGRESSOR'ın yaptığı müziğin büyük bölümü, türün tarihsel sözlüğünde zaten mevcut. Sadistic Intent, Morbid Angel ve Possessed referansları yalnızca birkaç parçaya serpiştirilmiş ayrıntılar değil; albümün kompozisyon mantığının temel bileşenleri. Bir açıdan bu durum "The Occult Forces"ın sınırlarını belirliyor. Albüm, kendi döneminin sesini yeniden üretmekte son derece tutarlı olsa da bunu güncel death metal içerisinde belirgin biçimde yeni bir estetik öneriye dönüştürmüyor. Deneysel enstrümanlar, radikal prodüksiyon tercihleri veya alışılmış şarkı yapılarını kıran bölümler aramak boşuna olur.
Ancak bu muhafazakârlık, albümün bütün değerini de açıklıyor. ATOMIC AGGRESSOR'ın amacı türün sınırlarını genişletmekten çok, kendi müzikal kimliğini oluşturan dili yeniden ve mümkün olduğunca doğal biçimde kullanmak. Üstelik besteler yalnızca geçmişten alınmış kalıpların mekanik tekrarlarından oluşmuyor. Rifflerin birbirine bağlanışındaki akıcılık, melodik gitar pasajlarının yoğun riff trafiği içinde konumlandırılması ve soloların daha kontrollü kullanılması, grubun bu dili hâlâ içeriden bildiğini gösteriyor. Dolayısıyla albümün eski okul oluşu ile nostaljik bir kopya olması arasında önemli bir fark var.
Bu noktada Güney Amerika death metalinin karakteri de devreye giriyor. "The Occult Forces", Florida sound'unun etkilerini açık biçimde taşısa da yalnızca ABD merkezli bir death metal retrospektifi gibi duyulmuyor. Güney Amerika sahnesinin daha sert, ham ve thrash'e açık karakteri rifflerin saldırganlığında ve bestelerin doğrudanlığında hissediliyor. Bu, ATOMIC AGGRESSOR'ın tür içerisindeki konumunu belirleyen önemli bir unsur; çünkü grup geçmişin uluslararası death metal dilini kendi bölgesel müzikal geçmişiyle birleştiriyor.
Albümün görsel ya da prodüksiyon tarafında da bu yaklaşımı kırmaya çalışan bir yönelim öne çıkmıyor. Buradaki tercih, müziğin zamansızlık iddiasını destekliyor: "The Occult Forces" 1989'da, 1999'da, 2009'da veya 2019'da yayımlanabilecek kadar tarih dışı bir death metal dili kullanıyor. Bu durum bir yandan albümün kimliğini netleştirirken diğer yandan çağdaş sahne içerisinde ayırt ediciliğini sınırlıyor. ATOMIC AGGRESSOR'ın başarısı, yeni bir dil yaratmasından değil, seçtiği eski dili hâlâ işleyen kompozisyonlarla kullanabilmesinden kaynaklanıyor.
"The Occult Forces" bu nedenle yenilik arayan dinleyicinin karşısına çıkmıyor. Buradaki dinleme biçimi, rifflerin kökenlerini, gitar sololarındaki erken dönem death metal mirasını ve ritim bölümünün sürekli yüksek tempolu hareketini takip etmeye dayanıyor. ATOMIC AGGRESSOR, türün geçmişini yeniden paketlemekten ziyade o geçmişin içinden konuşuyor; albümün çağdaş sahnedeki yeri de tam olarak burada şekilleniyor. Bu müzik için zaman gerçekten yavaş ilerliyor, fakat asıl soru grubun neden zamanı ileri taşımak istemediği değil; geride bıraktığı dili bugün hâlâ ne kadar ikna edici kullanabildiği. "The Occult Forces" bu sınavı, özgünlükten çok icra ve beste disiplini üzerinden veriyor.

hellsheadbangers.com
facebook.com/hellsheadbangers
hellsheadbangers.bandcamp.com
instagram.com/hellsheadbangers
twitter.com/hellshead666
youtube.com/user/hellsheadbangers666

