Inline image

Kritik yazmanın en çekici yönlerinden biri sanırım BEATEN TO DEATH, gibi sıra dışı gruplarla yolumuzun kesişmesi. Oslo grindcore sahnesinde ki adımlarını, alışıldık sınırları zorlamayı bir kariyer ilkesine dönüştüren ender gruplardan biri BEATEN TO DEATH. Yolculuğuna 2011'de başlayan grubun kariyerine yedinci stüdyo albümü olan "Vntrve", bu tavrın farklı müzikal yönelimlerle genişlediği bir çalışma. On üç parçayı yaklaşık 27 dakikaya sığdıran albümde hip-hop, caz, thrash metal, hardcore ve deneysel ses kullanımları, grindcore'un kısa ve sert kompozisyonlarıyla yan yana geliyor. Ortaya çıkan müzikte mizah, salt şarkı isimlerinde veya metal klişeleriyle kurulan alaycı ilişkide değil, bestelerin beklenmedik yön değiştirmelerinde de kendini gösteriyor.

Açılış parçası 'Slosspit', alışılmış grindcore başlangıçlarından ayrılan vokal yaklaşımıyla albümün yönünü hemen belli ediyor. Rap benzeri ifadelerle sert vokallerin bir araya geldiği parça, ritmik yapısını yalnızca yüksek hız üzerine kurmuyor. Christian “Bartender” Svendsen'in davulları, gitarların hareketli ve düzensiz çizgileri arasında ritmik bir omurga oluştururken parçanın akışını sürekli değişen bir karaktere taşıyor. Ardından gelen 'Fear of Being Included' ise bu daha serbest başlangıcın ardından blast beat'ler, ani kesintiler ve sert vokal geçişleriyle grindcore'un doğrudan saldırganlığına dönüyor. İki parçanın art arda gelişi, BEATEN TO DEATH'in farklı yaklaşımlar arasında geçiş yaparken türün temel enerjisini kaybetmediğini gösteriyor.

Inline image

Bu geçişlerin en başarılı örneklerinden biri 'Electrocuted by the Sky'. Grindcore'un hızlı ve parçalı gitar yazımı, groove ağırlıklı bölümlerle genişlerken orta kısımdaki ritmik kırılma, SEPULTURA'nın "Roots Bloody Roots" dönemini hatırlatan bir ağırlık kazanıyor. Bununla birlikte, söz konusu benzerlik parçayı başka bir grubun estetiğine teslim etmiyor; BEATEN TO DEATH, bu bölümü kendi düzensiz bestecilik anlayışının içine yerleştiriyor. Death metal yönelimli pasajlar ve melodik açıdan daha belirgin gitar hareketleri, parçanın birbirinden farklı fikirler arasında dağılmasını engelliyor. 'Fångad i en Battle Vest' ise thrash metal ile grindcore arasındaki ilişkiyi daha belirgin hâle getirirken gitar melodilerindeki geçişler ve kısa armonik dokunuşlarla sertliğin içinde akılda kalıcı ayrıntılara yer açıyor.

Albümün en ilginç kararlarından biri, cazın özellikle saksafon üzerinden müziğe dâhil edilmesi. 'The Tolerator', önce bas ve davulların oluşturduğu groove ile dinleyiciyi farklı bir ritmik alana çekiyor; gitarların huzursuz hareketleri ve vokallerin sertliği bu bölümü geçici bir rahatlama olmaktan çıkarıyor. Saksafonun devreye girmesiyle parça, grindcore'un alışıldık enstrümantal sınırlarını aşan bir düzensizliğe yöneliyor. Enstrümanın melodik bir solist gibi davranmak yerine ses alanını zorlayan, zaman zaman gürültüye yaklaşan bir unsur olarak kullanılması, bu tercihi daha anlamlı kılıyor. Kapanış parçası 'Vntrve' de benzer bir yaklaşımı daha geniş bir kompozisyon içinde sürdürüyor. Ağırlaşan riffler ve ezici groove bölümleri, saksafonun stereo alanına yayılan tiz çıkışlarıyla karşı karşıya geliyor; Svendsen'in davulları ise parçanın dağılmasını önleyen temel bağlantıyı kuruyor. Böylece deneysel unsur, yalnızca şaşırtıcı bir konuk ses olarak kalmıyor, parçanın yapısına doğrudan etki ediyor.

BEATEN TO DEATH'in mizah anlayışı da bu müzikal düzensizlikle yakından ilişkili. 'Sunburnt Satanist', kara metalin tanıdık vokal karakterini çağrıştıran bir yorumla ilerleyip yeniden grindcore'un hızına dönüyor. 'Satan Spawn, the K-Pop Demon' ve 'My Dying Little Pony' gibi isimler, grubun metal kültürünün klişeleriyle uğraşmaktan çekinmediğini açıkça ortaya koyuyor. Ancak albümün alaycı tavrı, müziğin ciddiyetini ortadan kaldırmıyor. Aksine, farklı türlere yapılan göndermeler rifflerin, ritimlerin ve vokal biçimlerinin nasıl dönüştürülebileceğine ilişkin somut bestecilik tercihlerine dönüşüyor. 'Fuck the Moon' ve 'Memento Sugo' gibi parçalar da sert ritmik vurgular, ani hareket değişimleri ve huzursuz gitar kullanımıyla bu yaklaşımın farklı yüzlerini sunuyor.

Bununla birlikte, bu kadar kısa sürede bu denli fazla fikir sunmak her zaman aynı ölçüde başarılı sonuç vermiyor. 'The Tolerator', 'Scroll On, Homeboy' ve 'Satan Spawn, the K-Pop Demon' gibi parçalarda grubun kendine özgü riff anlayışı daha tanıdık bir alana yaklaşıyor. Bu bölümlerde BEATEN TO DEATH'in karakteristik formülleri belirginleşse de albümün geri kalanındaki çeşitlilik, tekrar hissinin bütün çalışmaya yayılmasını engelliyor. Üstelik melodik kancaların çoğu, ilk dinleyişte kolayca tüketilen ayrıntılar olarak kalmıyor; farklı ritmik geçişlerle birlikte düşünüldüğünde parçaların hafızada yer etmesini sağlayan unsurlara dönüşüyor. Bu nedenle "Vntrve", yalnızca sürekli yeni bir ses veya tür şaşırtmacası arayan bir çalışma olarak değerlendirilemez. Bestelerin kısa tutulması ve temel yapıların anlaşılır kalması, deneysel fikirlerin müziğin önüne geçmesini engelliyor.

BEATEN TO DEATH'in yedinci albümü, grindcore'un sınırlarını beklenmedik noktalara taşırken türün hızını ve doğrudanlığını korumanın mümkün olduğunu gösteriyor. Buradaki özgünlük, farklı müzik türlerini aynı potada eritme girişiminden çok, bu unsurları kısa kompozisyonların içinde işlevsel biçimde kullanabilmesinde yatıyor. Tıpkı bir karelik bir karikatür çiziminde çok fazla şey anlatabilmek gibi. Her deneysel dokunuş aynı ölçüde etkileyici olmasa da saksafonun gürültüye yaklaşan kullanımı, groove odaklı kırılmalar ve melodik ayrıntılar albüme belirgin bir karakter kazandırıyor. "Vntrve", grindcore'un kurallarını yıkan bir çalışma değil, aksine bu kuralların ne kadar esnetilebileceğini araştıran ve ikna edici bir kayıt. BEATEN TO DEATH'in yıllar içinde geliştirdiği kimlik de tam olarak bu yaratıcı huzursuzlukta karşılığını buluyor.

Inline image


Bandcamp
Instagram
YouTube
Facebook