KONSER KRİTİĞİ / LIVE REPORT
BEYOND THE GATES 2026 Black Metalin Kalbinde Dört Gün
Bergen’de karanlığın hüküm sürdüğü dört gün.
Dünyanın her anlamda en serin ve havalı yaz festivalinden geleli henüz bir hafta oldu ve sizinle tabii ki festivale dair tüm görüşlerimi paylaşmak üzere buradayım. Daha önce Beyond the Gates’e gitmemiş ya da gitmeyi düşünenler için önce festivale dair yararlı olacağını düşündüğüm detayları paylaşmak istiyorum. Festival, Norveç’in Bergen şehrinde genellikle temmuzun son haftasının son üç günü ve 1 Ağustos tarihini kapsayacak şekilde dört gün sürüyor. Bir kapalı alan festivali. Bergen’e ne yazık ki Türkiye’den direkt uçuş yok. Bence bu festivalin tek kötü ve zorlayıcı kısmı da bu. Mutlaka aktarmalı uçmak zorunda kalıyorsunuz ve bir gün önceden gitmeyi düşünmüyorsanız uçak saatleri sebebiyle maalesef, son iki senedir benim başıma geldiği gibi, ilk günün ilk birkaç grubunu kaçırabiliyorsunuz. Bunu mutlaka akılda bulundurup ona göre plan yapmanızı tavsiye ederim. Bergen muhteşem bir şehir ve black metal tüm ruhuna işlemiş diyebilirim. O yüzden vaktiniz ve nakdiniz varsa, özellikle de Bergen’e ilk kez gidecekseniz, şehri ve etrafını keşfetmek için birkaç ekstra gün de ayırmanız hiç fena olmaz. Tüm Norveç için söylenebileceği üzere ucuz bir şehir değil. Konaklama, yeme içme ve özellikle alkol, pek çok Avrupa kentine göre oldukça pahalı. Bütçenizi de gözden geçirirken bunu dikkate almalısınız.

Festivale geri dönecek olursak dediğim gibi Beyond the Gates, bir kapalı alan ekstrem metal festivali. Yani çadırda konaklama olanağı sunan açık hava festivallerinden değil. Konser programı bu üç ayrı kapalı alanda yayılmış şekilde düzenleniyor. İki ana mekân USF Verftet ve Grieghallen. Üçüncü ve yan mekan ise Kulturhuset adında. USF Verftet, özellikle manzarası ile dikkat çeken, iki ayrı ana sahnenin olduğu güzel bir konser mekanı. Grieghallen ise bence hayatınızda görebileceğiniz en kaliteli ekstrem metal konseri mekanlarından biri. Zaten her türlü müzik için dizayn edilmiş, Bergen Filarmoni Orkestrası’nın da performans alanı. Her iki mekan da çok konforlu. Saatlerce süren merch, tuvalet ya da bira kuyruklarının oluşmadığı, her şeyin ayrıntılı bir şekilde organize edildiği, sizi yormayan mekanlar. Kulturhuset ise daha küçük ve underground bar ortamı klasmanında, diğerlerine göre daha konforsuz ama yine de görece düzgün bir konser mekanı.
Bu üç mekana, rahatlıkla Bergen içinde konakladığınız bir yerden 5 ile 25 dakika arasındaki yürüyüşlerle ulaşabiliyorsunuz. Ben ana tren istasyonuna yakın olan Grand Terminus oteli sizlere tavsiye ederim; çünkü festivaldeki pek çok grubun bu otelde kaldığını keşfetmiş bulunmaktayım. Otel koridorunda kahvaltıya inerken Ihsahn ile karşılaşmak paha biçilemez bir anıydı benim için. Aklınızda bu tüyo bulunsun derim.
Konserlere gelecek olursak tabii ki hepsini izleme şansım, hem uçak saatim sebebiyle hem de bazı grupları en önden izlemek istemem sebebiyle mümkün olmadı. Ama festivale gitme sebebim olan grupların tamamını izledim ve size hepsiyle ilgili izlenimlerimi aktaracağım.
İlk Gün
Mekan: USF Verftet
Spectral Wound
Festivalin kendi adıma açılış grubu büyük bir heves ve merakla izlemek istediğim Spectral Wound oldu. Tabii ki beni yanıltmayan ve herkesi çok memnun eden muazzam bir performans sergilediler. Toplamda 7 şarkı seslendiren gruptan, özellikle favori şarkım "Aristocratic Suicidal Black Metal"i canlı dinlemek gerçekten inanılmazdı. Sahne enerjileri ve auraları zaten bilindiği gibi çok yüksek olan grup, 1 saate yakın sahnede kalarak benim için ilk günün açılışını mükemmel bir şekilde yapmış oldu.Bu performanslarından sonra rahatlıkla Spectral Woundun türün meraklıları için efsane olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini söyleyebilirim.
Nergal / Misþyrming (Sventevith)
Benim için festivalin en beklentisiz izlediğim ama iyi anlamda en büyük sürprizini yaşatan performansı bu iş birliği oldu diyebilirim. Bu grup, Nergal'in Misþyrming elemanları ile birlikte Behemoth'un ilk albümü Sventevith'i seslendirdikleri bir proje grubu. Sürekli mi olacaklar yoksa sadece özel festival konserleri mi verecekler bilemiyorum ama şu haliyle öyle duruyor. Nergal'in sahnede Misþyrming ile olan duruşunu ve sahne stilini oldukça beğendim. Nergal'in köklerine döndüğünü ve pagan black metal yaptığını görmek gerçekten özel ve çok güzeldi. Benim için şaşırtıcı bir şekilde bu sinerjik performansları ile ilk beş grubundan biri oldular.
İlk günün programında yer alan Castle Rat, Imha Tarikat ve Rotting Christ gruplarını uçak saatinin saçmalığı yüzünden kaçırdığımı ve özellikle Imha Tarikat’ı izleyemediğime üzüldüğümü eklemek isterim. Ayrıca günün diğer headliner'ı Testament’i da günün aşırı yol yorgunluğu ve Nergal'i ön sıradan izlemek istemem sebebiyle es geçtim. Açıkçası evet; kendi açımdan önemsediğim, tarzıma hitap eden ve daha önce izlemediğim ya da ülkemize gelme ihtimali düşük gruplara öncelik verdim. İzlemediğim konserlerin yorumunu yapmayı dürüst bulmuyorum, o sebeple yazmayacağım.
İkinci Gün
Mekân: Kulturhuset
Terrestrial Hospice
İşte bu festivalde olma sebeplerimin başında gelen gruplardan biri daha. Polonyalı Terrestrial Hospice’in uzun süredir yakın takipçisi ve fanıyım; onları canlı izleme fırsatı bulduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Harika performanslarını izlemek dışında Eylül ayında çıkacak yeni albümleri Omnicide Chapter 1’ı da henüz piyasaya sürülmeden festival sayesinde edinmek benim için büyük bir şanstı. Konser için denecek pek bir şey yok. Beklediğim gibi çok, çok iyilerdi. Özellikle en sevdiğim parçaları olan "The Blind Urge"u çalarak beni gerçekten çok mutlu ettiler. Daha önce bu grubu duymadıysanız mutlaka şans vermenizi şiddetle tavsiye ederim; canlı yakalarsanız da asla kaçırmayın derim!
Sulphur Aeon
Daha önce canlı izleme şansı bulduğum Sulphur Aeon’u bir kez daha canlı görmek gerçekten güzeldi. Ben bu grubun özellikle vokal performansını çok ama çok beğeniyorum. Daha önce çok daha büyük bir açık hava sahnesinde izlemiştim; bu kompakt alanda seyirciye duygularını daha iyi geçirdiklerini düşünüyorum. Şahsi olarak death metale mesafeli biri olsam da Sulphur Aeon, blackened ögeleri ve kalitesi ile kendisini bana keyifle izlettirdi diyebilirim.
İkinci gün gündüz shifttinde, sadece daha önce izlemiş olduğum için ilk grup olan Concrete Winds’i es geçtim. Ama bu gruba dikkatinizi çekmek isterim. Ben es geçtim diye siz es geçmeyin derim.
Mekan: USF Verftet
Forteresse
Forteresse, uzun süredir en çok sevdiğim gruplar arasında yer alan ve daha önce canlı izlemediğim bir gruptu. Yine bu dileğim gerçekleştiği için çok mutluyum. Sahneleri çok canlı ve güzeldi. Beni asla hayal kırıklığına uğratmadılar. Festival seçkisi içinde her türden gruba yer verilmesi ve grupların hep en niş olanlar arasından seçilmesi, bence Beyond the Gates’i farklı kılan sebeplerden biri. Bu kapsamda line-upta yer verilen Forteresse benim için kesinlikle festivalin yıldızlarındandı.
1349

Festivalin bence gerçek kazananlarından biriydi 1349. Sahne hakimiyeti ve görsellikleri ile tam anlamıyla dolu dolu bir black metal deneyimi yaşattılar. Gerçekten çok etkilendim. Bazen bir grubun neden o grup olduğunu, sahnedeki anlarına tanık olunca daha net anlıyorsunuz. 1349, tüm fanlarını mutlu edecek bir setlist ve tam enerji ile bence görevini kusursuz yerine getirdi diyebilirim. Benim için bu anlamda hem sevindiren hem de iyi anlamda şaşırtan bir konser deneyimi oldu. Kesinlikle en iyilerdendiler.
Beherit

Sanırım festivale gelen çoğu kişinin merakla beklediği, festivalin en önemli ve özel konserlerinden biri beheritti. En önden bu ritüelistik deneyimi izleyebilmek için Electric Wizard’ı es geçmek zorunda bile kaldım. Bence buna kesinlikle değdi diyebilirim. Finlandiyalı efsanevi grup Beherit, ilk dönemlerindeki black metal türünün aksine şu anda dark ambient stilde, çok daha atmosferik ve deneysel bir müzik yapıyor ama bana kalırsa karanlığından en ufak bir eksilme yok. Zaten bunu sevenlerinin konser alanında verdiği tepkilerden de ölçebiliyorsunuz. Beherit’i canlı izlemek gerçekten enteresan bir deneyim ve bu türün meraklılarının mutlaka bir gün yaşaması gerektiğini düşünüyorum.
İkinci günün akşam seanslarında dediğim gibi maalesef Electric Wizard’ı izleyemedim. Ama duyduklarımdan, herkesin çok beğendiği nefis bir konser olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca kendileri kaldığım otelde konaklıyordu; sabah kahvaltıda onları görmek hoş bir sürpriz oldu, keşke tabii bir de izleyebilseydim. Onlar dışında yemek molası sebebiyle ise The Ruins of Beverast ve Warning gruplarını es geçtim. The Ruins of Beverast çok sevdiğim ve bu festivalde izlemediğime çok üzüldüğüm ama neyse ki daha önce canlı izlediğim için teselli bulduğum bir grup. Grubu bilmiyorsanız mutlaka bir şans vermenizi öneririm.
Üçüncü Gün
Mekân: Kulturhuset
Saturnalia Temple
İsveçli stoner doom grubunu, dürüst olmam gerekirse, bir sonraki grubu en önden yakalayabilmek için izledim. Bu sık yaptığım bir şeydir ve genelde çok memnun kalmam; ama bu geleneğin aksine bu grubu ve sahne performanslarını, normalde dinlediğim türün dışında olsalar bile çok ama çok başarılı buldum. Sıkılmadan kendilerini dinleten bu grubu, türün meraklılarına gönülden öneriyorum.
Vafurlogi
İzlandalı black metal grubu Vafurlogi, henüz iki albüme sahip olmalarına rağmen benim çok sevdiğim ve bu festivalde izlemeyi iple çektiğim gruplardan biriydi. Canlı performanslarını çok beğendim. Tam beklediğim gibi sade ve kuvvetli bir sahne duruşları vardı. Konser sonu hatıra olarak şarkı listelerini (setlist) kapmak benim için ayrı bir hoşluk oldu tabii. İnsanın dinlemekten keyif aldığı ve sahnede izleme olasılığı düşük olan grupları canlı izlemesi gerçekten büyük bir keyif. Hele de grubun performansı en az kayıtları kadar iyiyse.Vafurlogi’ye bu anlamda beni üzmedikleri için teşekkür eder ve sizlerin de radarınıza girmesini dilerim.
Bugün için de gündüz seanslarında tek bir grubu es geçtim; çünkü benim için festivalin en önemli konserlerini yine en önden izleyebilmek adına erken gitmem gerekiyordu. Üzgünüm Dold Vorde Ens Navn… Bir dahaki sefere.
Mekan: Grieghallen
Misotheist
Benim için festivalin yıldızlarından ve en çok beklediğim konserlerinden biri şüphesiz Misotheist konseriydi. Kendilerini çok yakın bir zamanda başka bir festivalde ilk kez izleme şansı bulmuştum ama tabii ki çok sevdiğim için ikinci kez, üstelik de bu kalitede bir salonda ve ses sistemiyle izlemek çok keyifliydi. Bu grubu gerçekten çok ama çok seviyorum. Sanırım sevdiğim black metal tarzını şu an tam anlamıyla gerçekleştiren Norveçli gruplardan biri. Canlı halleri de son derece soğuk, duygulu ve duru. Eksik ya da fazla hiçbir şey yok ve bu onları bence özel kılan şey; sade ve saf karanlık.
Whoredom Rife

Sanırım tüm festivalin en beğendiğim ve bir numarama yerleştirdiğim grubu kendi adıma Whoredom Rife idi. Böyle düşünmem de belki de uzun yıllardır severek dinlediğim bu grubu ilk kez canlı izlemenin verdiği etki de vardı. Konser sırasında ağladığımı söylemem garip olabilir; çünkü bildiğiniz üzere Trondheim black metal sahnesinin önemli gruplarından Whoredom Rife asla duygusal bir grup değil. Ama bende black metalin yarattığı etki genelde çok duygusal oluyor. Zaten black metali sevmemin en büyük sebeplerinden biri de bu; yani bana duygularımı, iyi ve kötü anlamda, dorukta yaşatması. Whoredom Rife beni gerçekten sahne duruşu ile çok etkiledi. Onları yeniden ocak ayında Caerimonia Nidrosiæ festivalinde, kendi evleri Trondheim'da izlemek için gerçekten sabırsızlanıyorum.
Blood Incantation
Bu önemli ve çok sevilen gruba negatif bir kritik yapma yetkisinde kendimi görmüyorum. Pek çok kişinin festivale gelme sebepleri olduklarına da neredeyse eminim. Ama işte bazen dünyanın en iyi grubu da olsa size enerjisi geçmeyebiliyor, tıpkı bana olduğu gibi. Elbette ki muazzam, kusursuz bir teknik, işitsel ve görsel performans sundular. Yine de bana hitap ettiğini söylersem yalan olur; ancak fanlarına, onları çok mutlu ettikleri muazzam bir gece yaşattıklarını rahatlıkla söyleyebilirim.
Marduk bu gece izlemediğim tek grup oldu. Defalarca izlemenin verdiği rahatlık diyelim; o arayı yemek molası için kullanmak zorunda kaldım. Festivallerin en büyük handikapı zaten bu.Telafisi olanları maalesef es geçmek zorunda kalmak acı ama gerçek bir durum.
Dördüncü Gün
Mekân: Grieghallen
Gaahls Wyrd

Kristian Eivind Espedal gerçek bir black metal efsanesi. Geçen yıl onunla şarap tadım etkinliğinde tanıştım ve dünyadaki en karizmatik insanlardan biri olduğunu bizzat tanışarak gördüm; ama onu sahnede izlemek bambaşka bir deneyimdi. Bu benim Gaahl'ı sahnede ilk kez canlı izleyişimdi. Pek çok insan gibi ben de onu Gorgoroth ile izlemeyi tercih ederdim ama kendi grubu da canlı performans olarak çok ama çok iyiydi. Büyülendim. Söyleyecek söz bulamıyorum. Gaahl harika bir black metal frontman ve onu canlı izlemek kesinlikle büyük bir ayrıcalık ve keyif.
Arcturus
İtiraf etmem gerekirse Arcturus, lise yıllarımda oldukça fazla dinlediğim ve sevdiğim bir gruptu ama son yıllarda dinlemiyor ve takip etmiyordum. Eski yılların nostaljik hatırına elbette Arcturus’u kaçırmadım.Vortex’in muhteşem vokali ile Hellhammer’ın davulda olması da tabii ki bunda büyük etkendi. Arcturus deneyimli bir grup ve kendi tarzının en iyilerinden; o yüzden sahne performansları da yanıltmadı ve oldukça keyif verdi. Vortex ile havalimanında yan yana şarap içmek de ayrıca çok enteresandı. Lisedeki Eylem çok mutlu oldu.
Alcest
Fransız post-black metal grubu Alcest, festivalde oldukça merakla beklenen gruplardan biriydi. Alcest, benim gibi bir post-black metal ve shoegaze hayranı için ilginç bir şekilde bana geçmeyen bir müzik stiline sahip. Sevenlerini anlıyor ve çok saygı duyuyorum ama performansları ne yazık ki bana yine geçmedi. Bu sanırım kişisel bir durum; çünkü müzikalite ve sahne performansı anlamında sahnelerinde en ufak bir sorun yoktu. Bazen olmayınca olmuyor. Ama şüphesiz konser mekanındaki tüm fanlarını çok ama çok mutlu ettiler. Kesinlikle akılda kalan festival performanslarından birini sundular.
Emperor

Ve evet, sanırım festivale katılan çoğu black metal hayranının beklediği o an.Emperor’ın bu konser serisini daha özel yapan etkenler, eski kadrolarından davulda efsanevi Faust ve bas gitarda Mortiis’in gruba yeniden eşlik edecek olmasıydı. Uzun yıllardır yeni albüm çıkarmadığı halde karizmasından ve efsaneviliğinden hiçbir şey yitirmeyen Emperor, gerçekten sahnede neden büyük bir isim olduğunu ispatlayan bir performans sundu.

Burada Ihsahn adına, minik ve her zaman keşke kendisine söyleyebilsem dediğim bir serzenişim olacak: Kendisi, en azından bu eski kadro ile bir araya geldiği konserlerde bir tık eski günlerdeki stiline yakın bir sahne kostümü ile sahneye çıksaydı çok memnun olurdum. Bu arada otel koridorunda ve sonra yeniden havalimanında Ihsahn ile karşılaşmam, inanılmaz şaşırmam ve nazikçe bana her ikisinde de el sallamasını asla unutamayacağım. Bence kendisi çok mütevazi ve gerçekten komple bir sanatçı. Umarım stil konusundaki eleştirime üzülmez. :D Kişisel serzenişimi geçip konsere dönecek olursak; Emperor sevenlerin istediği her şeyi aldığı ama "Curse You All Men!"i dinleyemediği bir konser oldu. Yine de festivalin son ve en önemli konseri bence daha fazla detay vermeye gerek olmayan harika bir kapanış yaptı.

Yan Etkinlikler ve Genel Değerlendirme
Festivalin son günü gündüz saatlerinde, yerel genç metal gruplarına şans tanınan "BeYoung the Gates" etkinliği vardı. Ama yine akşamki konser maratonunun yoğunluğu sebebiyle o kısmı da es geçmek zorunda kaldım. Bu arada konserler dışında, Beyond the Gates kapsamında dövme sanatçılarının dövme yaptığı, hatta bir de dövme yarışmasının düzenlendiği "Beyond the Ink" isimli bir etkinlik alanı da mevcuttu. Ayrıca geçen sene katıldığım ve bu sene de yinelenen Gaahl ile şarap tadım etkinliğini, festivale gidecek şarap severlere yüzde yüz öneriyorum. Metal saunası etkinliği ve Bergen’deki efsanevi metal tarihine ait yerlere düzenlenen gezilerin yapıldığı özel turlar da mevcut. Yani sıkılmanıza ya da "Bergen’de konserler dışında ne yapacağım?" demenize fırsat bile kalmıyor. Hepsi dolu dolu ve harika etkinlikler.

Festivale dair son sözlerim de şunlar: Bence kapalı alan festivalleri arasında en elit ve en prestijli ekstrem metal festivali Beyond the Gates. Evet pahalı ve evet, özellikle Türkiye’den ulaşım çok da pratik değil; ama en az bir kere, özellikle black metal hayranıysanız, bu deneyimi yaşamanızı kesinlikle ama kesinlikle tavsiye ediyorum. Ben şahsen seneye tekrar ordayım! Görüşmek üzere.
Metalle kalın!



