ALBUM REVIEW
CRITICAL DEFIANCE - Rivers of Blood
Sıkı, karanlık ve kontrollü thrash metal.

Şili underground thrash metal sahnesinin son yıllardaki istikrarlı isimlerinden CRITICAL DEFIANCE, "Rivers of Blood" ile dördüncü uzunçalarında önceki çalışmaların farklı yönlerini daha sıkı bir kompozisyon anlayışı içinde bir araya getiriyor. Yaklaşık yarım saatlik süresi, albümün yaklaşımını anlamak açısından önemli: burada fikirleri ve farklı elementleri mümkün olduğunca çoğaltmak yerine, yüksek tempolu thrash'in etkisini kısa ve yoğun bir yapı içinde koruma ve somutlaştırma eğilimi var.
"Red Omen" ile başlayan akış bu açıdan özellikle dikkat çekici. Akustik gitarların kurduğu sakin giriş, hemen ardından gelen 'Innate to Kill'in yüksek hızlı rifflerine yalnızca kontrast sağlamıyor; albümün ilerleyen bölümlerinde tekrar karşılaşacağımız akustik dokular için de bir zemin oluşturuyor. 'Innate to Kill' ise CRITICAL DEFIANCE'ın teknik becerisini hız uğruna feda etmediği parçalardan biri. Riffler yüksek tempoda sürekli hareket ederken gitar katmanları ve kısa sololar parçayı tek bir hız çizgisine hapsetmiyor. Felipe Alvarado'nun vokali de klasik thrash saldırganlığını black metal'e yaklaşan daha keskin bir ifade biçimiyle tamamlıyor.
Bu hız anlayışı "The Feeling Destroyer"da da sürüyor, fakat burada kompozisyon daha fazla gerilim ve kırılma üzerinden çalışıyor. Koyu mid-tempo bölümler, gitar soloları ve tekrar yoğunlaşan riffler parçanın yapısını yalnızca hız üzerinden kurmaktan kurtarıyor. Şarkı sözlerinde güç, çıkar, şiddet ve insan ilişkilerinin aşınması gibi temaların öne çıkması da müziğin saldırganlığını yalnızca biçimsel bir tercihten ibaret bırakmıyor. CRITICAL DEFIANCE'ın kullandığı sertlik, albüm boyunca farklı toplumsal ve kişisel yıkım imgeleriyle birleşiyor.

Albümün başlık parçasında ise tempo belirgin biçimde aşağı çekiliyor. Bu değişiklik "Rivers of Blood"ın yoğunluğunu azaltmak yerine rifflerin ağırlığını başka bir biçimde öne çıkarıyor. Temiz ve geri plandaki vokal dokuları, daha karanlık gitar yürüyüşleriyle birlikte parçaya önceki şarkılardan farklı bir nefes alanı kazandırıyor. Sözlerdeki yabancılaşma, depresyon ve yaşanılan şehre yönelik çelişkili bakış da bu atmosferi destekliyor. Dolayısıyla albümün ekstrem karakteri yalnızca blast beat veya maksimum hızla tanımlanmıyor; ritmik yoğunluğun azaltıldığı anlarda da korunuyor.
"Valparaíso" bu yaklaşımın en kapsamlı örneği. Yaklaşık sekiz dakikalık süresiyle albümün en uzun parçası olan şarkı, geleneksel Güney Amerika tınılarını çağrıştıran akustik girişten sonra black/thrash çizgisindeki yüksek tempolu bölümlere geçiyor. Punk etkili melodik hareketler, teknik gitar pasajları ve daha geniş ölçekli düzenleme parçanın sürekli aynı yoğunlukta ilerlemesini engelliyor. Daha önemlisi, şarkının sözleri CRITICAL DEFIANCE'ın geldiği şehirle doğrudan ilişki kuruyor: ölüm, yoksulluk, şiddet, deniz, umut ve yıkım aynı metinde yan yana geliyor. Böylece şehir adı yalnızca bir parça başlığı olmaktan çıkıp albümün kanlı ve huzursuz atmosferinin somut bir referansına dönüşüyor.
Bununla birlikte "Valparaíso"nun akustik bölümleri her zaman aynı bütünlükte ilerlemiyor. Ana rifflerin saldırganlığı ile bazı akustik geçişler arasında belirgin bir estetik mesafe bulunuyor ve bu bölümlerin parçanın dramatik akışına tamamen eklemlendiği söylenemez. Bu durum albümün genelindeki akustik kullanımını da ilginç kılıyor: "Red Omen" ve "Ceremony of the Final Call" gibi kısa bölümlerde bu kontrast albümün dramaturjisini desteklerken, "Valparaíso"nun uzun formunda zaman zaman kompozisyonun dışına taşmış hissi yaratabiliyor.
İkinci yarının diğer parçaları da bu nedenle ilk bölümde kurulan yoğunluğu aynı ölçüde geliştiremiyor. 'Dead Tongues' yeniden hızlı ve karanlık thrash çizgisine dönüyor; endüstriyel şiddet ve dini referanslarla örülü sözleri, parçanın sert vokal yaklaşımıyla örtüşüyor. Fakat bazı rifflerin varyasyon ve gelişim açısından daha fazla açılabileceği hissi burada belirginleşiyor. 'Glorify War' ise bass girişinden sonra hızla tam ölçekli bir thrash saldırısına dönüşerek albümü güvenli bir biçimde kapatıyor. Savaşın insanı bir “kaynak”a indirgeyen dili üzerine kurulan sözler, parçanın doğrudanlığını destekliyor; ancak kapanışın bazı bölümleri albümün önceki kompozisyonları kadar sıkı bir bütünlük göstermiyor.
CRITICAL DEFIANCE'ın önceki kayıtlarıyla karşılaştırıldığında "Rivers of Blood"ın en önemli kazanımı da burada ortaya çıkıyor. "Misconception" dönemindeki riff yoğunluğu, "No Life Forms" ile belirginleşen daha sıkı yapı ve "The Search Won't Fall…"da genişleyen kompozisyon anlayışı bu albümde daha kontrollü bir noktada buluşuyor. Özellikle yaklaşık otuz iki dakikalık süre, grubun teknik kapasitesini gereksiz uzunluklarla seyrelmesini engelliyor ki bence bu çok olumlu bir tutum. Şarkılar hızlı ama aceleci değil; karmaşık pasajlar var ama bunlar gösteriş amacıyla sürekli öne çıkarılmıyor.
Prodüksiyon da bu karakteri destekliyor. Sesin modern metalin steril netliğine yaklaşmak yerine organik ve eski okul bir sertliği koruması, gitarların ve davulların ayrıntılarının kaybolmasına yol açmıyor. Özellikle yüksek tempolu bölümlerde enstrümanların birbirine karışmadan hareket edebilmesi önemli; çünkü CRITICAL DEFIANCE'ın müziği yalnızca distortion yoğunluğuna değil, rifflerin birbirine bağlanma biçimine dayanıyor. Gitarların keskinliği, davulların yüksek hızdaki geçişleri ve basın daha alttan fakat hissedilir hareketi aynı yapının parçaları olarak çalışıyor.
"Rivers of Blood" bu nedenle yalnızca 80'ler thrash metalinin yeniden canlandırılması olarak okunabilecek bir albüm değil. KREATOR, EXODUS, DARK ANGEL, DEMOLITION HAMMER, SADUS veya black/thrash çizgisindeki gruplarla kurduğu açık akrabalıklar duyulabilir durumda; fakat CRITICAL DEFIANCE bu mirası yalnızca nostaljik bir kostüm olarak kullanmıyor. Özellikle akustik gitarların, karanlık mid-tempo bölümlerin, melodik lead'lerin ve zaman zaman daha teknik gitar çalışmalarının hızlı thrash yapısına eklenme biçimi, grubun kendi dilini geçmişin doğrudan kopyasından ayırıyor.
Yine de albümün bütün parçaları aynı kompozisyon seviyesine ulaşmıyor. "The Feeling Destroyer" ve özellikle "Valparaíso" gibi parçalar grubun fikirlerini genişletme kapasitesini gösterirken bazı bölümlerde rifflerin daha fazla geliştirilmesi veya geçişlerin daha sıkı bağlanması mümkünmüş hissi oluşuyor. Bu eksikler albümün temel yapısını zedelemiyor; fakat CRITICAL DEFIANCE'ın teknik yeterliliği düşünüldüğünde daha yüksek bir bestecilik standardının mümkün olduğunu da gösteriyor.
“Rivers of Blood”ın asıl başarısı, hız ile kontrol arasındaki dengeyi önceki çalışmalara kıyasla daha bilinçli kurmasında yatıyor. Albüm, eski okul thrash’in saldırganlığını korurken black metal’in karanlığından, punk’ın doğrudanlığından ve akustik pasajların yarattığı kontrasttan yararlanıyor. Üstelik bunları türün nostaljik bir kopyasına dönüşmeden yapıyor. CRITICAL DEFIANCE burada geçmişe bakarak değil, o geçmişin riff mantığını kendi daha sıkı ve daha kısa bestecilik anlayışı içinde kullanarak ilerliyor. “Rivers of Blood”, grubun bugüne kadarki en odaklı çalışmalarından biri ve Şili underground’ından çıkan çağdaş thrash’in hâlâ yalnızca mirası tekrarlamak zorunda olmadığını gösteren ikna edici bir kayıt olmasının yanında, Şili gibi kendi iradesiyle kendi yolunu çizmek isterken dış müdahalelerle, şiddetle, politik baskı ve yolsuzluklarla törpülenen, planlı insan kayıpları, işkenceler ve toplu ölümlerle travmatize olmuş bir toplumun deneyimlerini şarkı sözlerinde de bu kadar incelikli işleyebilmiş bir albüm olması açısından çok değerli.

https://criticaldefiance.bandcamp.com/
https://www.facebook.com/criticaldefiance

