LIVE REVIEW
Death to All – İstanbul IF Performance Hall (Part II: Yolculuk ve Sonrası)
Part II: Yolculuk ve Sonrası

Selam millet, hayat nasıl? Benim mi sıcak birader, çok sıcak… Yani Antalya’ya b*k atan ben, şansıma İstanbul’da da sıcağa denk geldim, iyi mi? Ne diyorduk, güneş yasaklansın! He, ana konu pardon :)
DEATH! Abi biz ne yaşadık öyle ya! Bak şaka değil, iki gün geçti üstünden ama hâlâ etkisindeyim. Ben böyle yükseldiğim bir konser hatırlamıyorum…
Önce bir teşekkür faslı ama. İlk önce konseri düzenleyen başta Duality ve Vera’ya, fotoğraflar konusunda desteği için Alp Demirtaş’a, sesten ve ışıktan sorumlu olan elemanlara (müthiş iş beyler/bayanlar), Ahmethan’ın tüm yorgunluğu için ayrı teşekkür :) ve tüm çalışan herkese kocaman teşekkürlerimi sunuyorum.
Neyse, zamanı biraz geriye alıp öyle ilerleyelim yazımıza. Tahir’in de dediği gibi aylar öncesinden beklediğim bir konserdi Death to All. Can abim, güzel insan Levent Vural “hüso oğlum sana bomba haberim var” dediği andan itibaren yükselmiştim zaten. Dedim, “abi bilet, abi mekân, abi nasıl ya” diye soru üstüne soru sordum adama 😊. Sağ olsun gık laf etmedi.
Günler geçti, canımız Hammer’a biletlerin geldiğini söyledi ve dedim hemen bana da bir tane kap 😊. Cem Kurtuluş (diğer can dost) da kaptı tabii bir tane ve bekleyişe geçtik.
Neyse efenim, gün geldi çattı. Sabahına uçak bileti vs. her şey hazırlandı ve yola çıktım. Saat daha sabahın 6’sı ve ben kontağı çevirdim, havalimanına gideceğim. Hop bir bildirim. Pegasus’tan hiç de beklenmedik bir bildirim hem de! Kapı numaranız ve uçuş saatiniz değişti…
Lan ne oluyor, sen Pegasus’sun kendine gel demeye kalmadan direksiyonu çevirdim, hop önümde çöp kamyonu bitiverdi. Lan kapı kapanmasına 20 dk var, sen nereden çıktın… Biraz korna, biraz el kol hareketleriyle hararetlendik ama neyse ki çekti kamyonu abim. Sonra yapıştır yapıştır havalimanına gittim.
Kamu spotu: Hız asla iyi bir şey değildir!
Hop arabayı uygun bir noktaya bıraktım ve içeri doğru topukladım. Neyse ki yanıma hiçbir şey almadan çıkmıştım. Güvenlikler de iyi kötü tanıdıkları için hemen hemen koş koş diyerek geçişlerde kolaylığı sağladılar fakat!
Fakat “Sayın Hüs; bu size yapılan son çağrıdır” anonsunu duymamla küfür ede ede, ayaklarım götüme çarpa çarpa kapıya nasıl gittim bilmiyorum. Yakınlaştığımda garibim kıza nasıl uzaktan bağırdıysam “tamam tamam bekliyorum” demesi çok güzel hareketti, sevgiler bizden kendisine 😊
Soluk soluğa uçağa bindik tabii de çataldan ter akıyor… Güya yanımıza bir şey almadık… Öhümm neyse, iğrençleşmesin, devam edelim 😊.
Efenim, tabii konser günü malum Antalya’dan gittiğim için konaklama ufak sorun yaratabiliyor bazen. Neyse ki Amir abi “gel oğlum bende kalırsın” demesiyle kafam daha bir rahattı.
Eee Amir’de kalıyoruz ama bunun bir karşılığı olmak zorunda tabii 😊. Beyimiz, sevgili abimiz Atlantis Müzik’te işe başlamış. Haliyle dükkânı açıp kapama işini de o üstlenmiş. Dedim saat 9 gibi buluşur, kahvaltı yapar, dükkâna geçeriz.
Tabii ne oldu? Hüs’ün ipiyle kuyuya inilmeyeceğinin tadına o da baktı 😊. Ben ne yaptım? Can dostum, Efes tribünlerinden arkadaşım Egemen Sabiha’da çalışıyor. Şansımı deneyip aradım, mesaide misin diye 😊. Tabii o da “geliyorum” demesiyle olan garibim Amir abiye oldu... Ben 2 saat rötar yaptım. Niye? Çünkü lanet olsun ki konu Efes’e geldi ve biz kapatmayı beceremedik… Saate bir baktım, 11’e geliyor :D.
Egemen’le vedalaşıp hop metroya atlayıp Akmar’ın yolunu tuttum. Oradan direkt Atlantis yapıp güzel bir özlem giderdik. Tabii hakkıdır, ufak fırça kaydı ama yine de kıyamamış, sandviçimi almış 😊. Onu da mideye indirdikten sonra başladık esnaflığa.
Tabii Hüs buna da alışık, güzel bir satış falan da yapıp günün kârını katladık. Hüs tabii orada tek durur mu? O dükkân senin, bu dükkân benim gezdi durdu. Bir ara Tünay Akdeniz’i tanıyan herkesi telefon ile görüştürmeler, Yücel abi (çok özlemişim yahu) ile karşılaşınca tarihten futbola, oradan siyasete kadar geniş yelpazeli birçok muhabbet çevirdik.
Atlantis sayesinde Samsun’dan, İzmir’den birçok güzel insanla tanıştık. Hepsi de konser için gelmiş. Tabii il dışından gelenler Akmar’a uğramazsa rahat edemez, illa bir deşinecektir metalci kişisi 😊.
Saatleri de bir şekilde devirip konser saati gelince sağ olsun bizim ekipten Tahir geldi aldı ve IF’e kaptırdık kendimizi. Metal konserlerinin olmazsa olmazı kapı önü muhabbetini de çevirdik, dedikodu yaptık, yeni bilgiler kaptık falan, dostları gördük ve kuyruğun oluştuğunu görünce hemen sıvışıverdik bir köşeden kuyruğa 😊.
Konser ufak bir gecikme ile başladı ki hiiiç sorun değil… Yani şu konser yazısı başlığına elli tane şey atabilirim. Chuck bizimleydi. GENE hayvanlığını yaptı, Rüya sahnesi vs. vs. çok uzatırım burayı. Max; Chuck’ın hiçbir şekilde yokluğunu hissettirmedi sağ olsun.

Steve DiGiorgio tüm mikrofon vazifesini üzerine almıştı. Seyirci kontağı sadece ondaydı. Gene gibi hayvani davulcuyu dünya gözüyle izlemek, orada onunla aynı ortamda bulunmak muazzamdı. Herifçioğlu öyle bir çalıyor ki cooll tavrından hiçbir şekilde taviz vermiyor.
Hatta şöyle bir an yaşandı. Hangi şarkıydı hatırlamıyorum; Max, Steve ve Bobby önünde hayvani çalarken adam sol elindeki bageti bırakıp tek eliyle eşlik ediyor, diğer eliyle de başka bagetleri kurcalıyordu 😊. Bir ara taramalı tüfek gibi bagetleri seyirciye gösterip ayakları ile bizleri tarıyordu :).
IF’i ben hiç bu kadar hınca hınç dolu hatırlamıyorum. Muazzam bir kitle vardı. Toplam sayı ne bilmiyorum ama 1.000 tane insanın hep bir ağızdan Zombie Ritual, The Philosopher, Zero Tolerance’ye falan eşlik ettiğini görmek paha biçilmezdi.
Chuck Schuldiner sahnenin bir köşesinde olsaydı ve hem seyirciyi hem de arkadaşlarını ve Max Phelps’i görseydi net gurur duyardı.

IF o kadar kötü havasızdı ki kime temas etsem sırılsıklam haldeydi. Ben bunu herkes ağladı olarak yorumluyorum ama. Abi ağlanacak bir konsere şahit olduk biz. Hâlen daha etkisinden çıkamıyorum.
Symbolic albümünün 30. yılı, Spiritual Healing albümünün ise 35. yılı. Ve biz bu albümleri baştan sona bu albümde çalmış adamlardan dinledik ya, hâlen inanamıyorum.
Mosh’da tepinenler, haha bir ara feyki güzel yediler ama olsun :), alkol bardaklarının havada uçuşması... Ne desem az kalır.
AMA ama asıl şapkayı sesçiye çıkarıyorum. Billur gibi bir ses vardı ve inanamadım. Müthiş iş çıkardılar, IF tarihinin net en iyi ses olayıydı diyebilirim. Death to All kadrosunun yaş ortalaması 50+, Max hariç ama o ne performans. İki saate yakın süren bir setlist ve hiç fire vermeden cayır cayır çalmalarına şapka çıkarıyorum. Spiritual Healing albümünün son 3 parçasını yemişler, yerine Lack Of Comprehension, The Philosopher, Zombie Ritual’ı setlistte eklemişler. Vedaya da Spirit Crusher ve Pull The Plug çalarak kapanışı yaptılar.
Doyamadım ben bu konsere :(

Konser bittiğinde kapıdan çıkan herkeste aynı tebessüm vardı, “bu ne abi” diyen sırıtıyordu haha, enfes! Dağılma vakti geldi ve Tahir sağ olsun Amir ile beni eve salladı. Ertesi gün oldu, biz kepenkleri açtık, Atlantis’in ışıklarını yaktık ve ilk siftahı yaptığımızda hâlâ konseri konuşuyorduk.
Saat 16:00’yı gösterdi ve ayrılış vakti geldi. Güzel bir alışveriş ve Atlantis’e veda selamından sonra havalimanı yolunu tuttum.
Orada Death to All tişörtlü gençleri görmek göğsümü kabarttı. Samsun’dan gelen öğretmen abimiz ile karşılaşmam ve ayak üstü konser kritiği ve katılacağı konserlerin kritiğini yapmak keyifliydi. Bosphorus’da görüşürüz üstadım :).
Ve nihayet ev. Ne yorulmuşum ama, tüm her yerim sızlıyor ama değdi.
Ufak bir not bırakayım ve öyle bitireyim. Siz siz olun ailenize sıkı sıkı sarılın millet. Arkanızda üzüntü bırakmayın asla. Annemi yine o halde görünce kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.
Evet tatsız bir son ve insan kendisi için de biraz zaman ayırmak istiyor. Dedim ya, ne olursa olsun ailenize sarılın.
Evet millet, benden bu kadar. Götüm düşmüştü IF’ten çıktığımda, onu aramaya gidiyorum, görüşürüz. Sağlıcakla kalın.
HÜS

