Inline image

İngiltere metal sahnesinden çıkmış en özel gruplardan biri FEN, sekizinci tam zamanlı albümü “Elemental Part One: Mourning Earth” ile yazın son günlerinde yayınlandı. Dürüst olmak gerekirse albümü yayınlanmadan önce dinlemeyi çok isterdim, ama hâlâ firmanın medya havuzunda olmadığımız için albümün yayınlanmasını bekledim. Elbette her albümün bize yayınlanmadan önce ulaşacağına dair bir kaide yok. Aslına bakarsanız, hâlâ bir albümün yayınlanmasını beklemek, çok merak ettiğim bir albümün Stüdyo Ümit’e gelip gelmediğini düzenli olarak dükkâna uğrayarak kontrol etmek gibi bir his veriyor. Bu yüzden bazı duyguların hâlâ canlı olduğunu bilmek iyi hissettiriyor.

Albüme hızlı bir bakış atarsak, kayıt riffleri doğrudan bir patlama olarak dinleyiciye geçirmeye çalışmıyor. Bunun yerine yavaşça biçimlendiren, katmanları üst üste bindirerek gerilimi büyüten bir kompozisyon anlayışıyla açılıyor. “Glacier”ın temiz gitarları, fısıltıların ardından gelen growl ve distortion ile yan yana dururken parçanın temel gerilimini de kuruyor: narin ve ağır unsurlar birbirini takip etmek yerine aynı yapının içinde sürekli karşılaşıyor. Bu tutum, FEN’in daha önceki çalışmalarındaki atmosferik ve progresif eğilimleri koruyor ancak “Monuments To Absence”ın yoğun saldırganlığından farklı olarak daha geniş bir dinamik alan yaratıyor. Özellikle albümün büyük bölümünün canlı çalım ağırlıklı kaydedilmiş olması, enstrümanların birbirinden kopuk katmanlar gibi değil, aynı anda hareket eden canlı bir beden gibi duyulmasına katkıda bulunuyor.

Gitarlar bu yapının merkezinde. The Watcher’ın temiz ve distorsiyonlu tonları yalnızca atmosfer yaratmak için kullanılmıyor; melodik motifler farklı yoğunluklarda tekrar ortaya çıkarak parçalar arasında bağlantılar kuruyor. “Glacier”daki progresif karakterli temiz gitarların blast beatlerle birleşmesi, FEN’in post-black metal tabanını daha geleneksel bir atmosferik yapının dışına taşırken, parçanın ilerleyen bölümündeki daha ağır ve hareketli riffler “Blood Mountain” dönemi MASTODON’unun groove merkezli yaklaşımını hatırlatıyor. “Tectonic”te ise bu ağırlık daha belirgin bir ritmik gövde kazanıyor. Parçanın adıyla uyumlu biçimde, gitar ve davulların oluşturduğu kütlesel hareket küçük melodik ayrıntılarla sürekli kırılıyor; böylece ağırlık statik bir unsur olmaktan çıkıp kompozisyonun ilerleme mekanizmasına dönüşüyor.

Inline image

Bu çeşitlilik “Mourning Earth”in en önemli avantajlarından biri, çünkü FEN farklı referans noktalarını yalnızca yan yana dizmiyor. “Massif”in ilk bölümündeki temiz gitarlar ve vokaller, sonradan gelen daha yoğun ve dramatik bölüm için kontrast oluşturuyor. Temiz vokaller burada süsleme işlevinin ötesine geçerek parçanın melodik merkezini belirliyor. Benzer şekilde “Abyssal Plain”, puslu gitar dokularını daha agresif pasajlarla karşı karşıya getiriyor; ancak albümün genel kompozisyon mantığı içinde bu saldırganlık diğer parçalar kadar doğal bir şekilde yerleşmiyor. Bu nedenle albümdeki en belirgin istisnalardan biri olarak kalıyor.

Grungyn’in bas çalışı da bu genişleyen ses alanında önemli. Bas gitar özellikle daha sakin bölümlerde yalnızca gitarların altını dolduran bir unsur gibi davranmıyor; kendi melodik hareketini kurarak aranjmanın derinliğini artırıyor. Bu durum, canlı kayıt yaklaşımının albümde yarattığı nefes alan yapıyla birleştiğinde daha belirgin hale geliyor. “Monuments To Absence”ın sıkışık ve sürekli ilerleyen yoğunluğuyla karşılaştırıldığında burada davullar da yalnızca blast beat üzerinden tanımlanmıyor. JG’nin daha dinamik kullanımı, hızlı bölümlerin etkisini artırırken orta tempolu pasajların ağırlığını da taşıyor. Yüksek hızın sürekli kullanılmaması, kullanıldığı anların kompozisyon içindeki işlevini güçlendiriyor.

Vokal düzenlemeleri ise FEN’in bu albümdeki melodik ve atmosferik yönünü belirleyen başlıca araçlardan biri. Grungyn ve The Watcher’ın karşılıklı kullandığı sert vokaller, temiz vokal çizgileriyle sürekli bir karşıtlık içinde ilerliyor. Özellikle “Massif”in başlangıcında temiz gitarların vokalle kurduğu ilişki, parçanın atmosferini yalnızca reverb veya gitar dokusuyla değil, doğrudan melodik ifade üzerinden kuruyor. “Glacier”da fısıltıdan growla uzanan geçiş de benzer biçimde vokali yalnızca agresiflik göstergesi olmaktan çıkarıp yapısal bir yönlendiriciye dönüştürüyor. Bununla birlikte bazı temiz vokal bölümleri, parçaların doğal gelişiminin önüne geçecek kadar belirginleşebiliyor. Albümün az sayıdaki tartışmalı tercihlerinden biri de burada ortaya çıkıyor: FEN’in melodik erişilebilirliği artırma isteği çoğunlukla işe yarasa da her kullanım aynı ölçüde organik değil.

“Barrow” bu kompozisyon anlayışının başka bir yüzünü gösteriyor. Parçanın keskin gitarları ve hareketli ritmik yapısı, albümün atmosferik karakterini terk etmeden daha doğrudan bir enerji yaratıyor. Daha da önemlisi, “Tectonic”in orta bölümündeki melodik fikirlerin “Barrow” içinde yeniden şekillendirilmesi, parçaların birbirinden bağımsız altı kompozisyon olmaktan çıkıp daha büyük bir yapının parçaları gibi çalışmasını sağlıyor. Bu bağlantılar ilk dinleyişte kolayca fark edilmeyebilir; ancak tekrar dinledikçe belirginleşmeleri albümün kalıcılığını artırıyor.

Bu nedenle “Mourning Earth”in şarkı yazımını tek bir “hit” etrafında değerlendirmek yanıltıcı olur. FEN burada kısa sürede etkisini gösteren nakaratlardan ziyade, farklı bölümleri birbirine bağlayan motifler ve dinamik dönüşümler üzerine kurulu bir yapı tercih ediyor. Albümün en uzun parçası “Moor” bu yaklaşımın en açık örneği. Yaklaşık on üç dakikalık süresi boyunca kristalimsi gitar dokuları, karanlık pasajlar, daha sakin bölümler ve genişleyen final arasında hareket ediyor. Parça yalnızca uzun olduğu için kapsamlı değil; farklı fikirlerin aynı kompozisyon içinde birbirini dönüştürmesine izin verdiği için albümün genel mimarisini temsil ediyor.

Burada FEN’in atmosferik black metal kimliği de daha geniş bir tür bağlamına oturuyor. “Mourning Earth”, post-black metalin reverb ve melodik katmanlarını kullanırken blackgaze’in temiz gitar ve vokal hassasiyetine, progresif metalin gelişim odaklı yazımına ve kimi bölümlerde ENSLAVED benzeri olgunlaşmış progresif yaklaşımına temas ediyor. “Massif” ve “Abyssal Plain”deki atmosferik gitar kullanımı ALCEST ve DEAFHEAVEN gibi grupların daha erişilebilir blackgaze estetiğine yaklaşırken, “Moor”daki genişleyen melodik yapı SAOR ve AGALLOCH çizgisindeki doğa merkezli atmosferik metal ile kesişiyor. Buna rağmen FEN’in müziği bu referanslardan herhangi birinin taklidine dönüşmüyor. Farklı tür işaretleri, parçaların riff ve dinamik mantığına dahil edildiği için albümün kendine ait dili korunuyor.

Doğa temasının da burada yalnızca görsel veya kavramsal bir dekor olarak kalmadığını belirtmek gerekiyor. “Glacier”, “Tectonic”, “Massif”, “Abyssal Plain”, “Barrow” ve “Moor” başlıkları jeolojik ve coğrafi bir sözlük oluştururken, müzikal yapı da buna karşılık gelen farklı yoğunluklar yaratıyor. Ancak FEN bunu doğrudan betimleyici bir soundtrack mantığıyla yapmıyor. Ağır rifflerin temiz gitarlarla çarpışması, orta tempolu hareket ile ani hızlanmaların karşılaştırılması ve ses alanının zaman zaman genişleyip tekrar yoğunlaşması, albümün doğa fikrini müzikal davranış üzerinden taşıyor. Bu açıdan atmosfer, kompozisyonun üzerine eklenmiş bir efekt değil; kompozisyonun çalışma biçiminin kendisi.

Prodüksiyon da bu yaklaşımı destekliyor. Ses karakteri temiz, güçlü ve sıcak; fakat albümün bütün yoğunluğuna rağmen önceki çalışmalardaki sıkışıklık hissi büyük ölçüde azaltılmış. Özellikle canlı performans ağırlığı, gitarların, basın ve davulların aynı fiziksel alanı paylaşmasına izin veriyor. Bununla birlikte yoğun aranjmanların devreye girdiği “Tectonic” ve “Barrow” gibi bölümlerde miks biraz daha fazla alan kullanabilirdi. Çok sayıdaki gitar katmanı, vokal ve ritmik hareket aynı anda öne çıktığında bazı ayrıntılar birbirinin üzerine biniyor. Bu, albümün temel karakterini zedeleyen bir sorun değil; daha çok zaten güçlü olan düzenlemelerin nefes alanını sınırlayan teknik bir tercih.

Asıl değişim ise FEN’in artık çeşitliliği süreyle karıştırmamasında ortaya çıkıyor. Önceki albümlerde etkileyici fikirlerin uzun yapılar içinde dağılabildiği düşünüldüğünde, yalnızca kırk yedi dakikalık bu kayıt önemli bir özdenetim gösteriyor. Parçalar hâlâ altı-yedi dakikalık yapılar içinde gelişiyor, “Moor” ise bunun çok üzerine çıkıyor; ancak fikirlerin bekletilmesi ile gereksiz yere uzatılması arasındaki çizgi çoğunlukla doğru yerde tutuluyor. Birkaç minimal uzunluk hissi ve “Abyssal Plain”in albümün diğer bölümleri kadar bütünlüklü çalışmaması dışında, FEN’in kompozisyonel ekonomisi önceki işlerine kıyasla daha kontrollü.

“Elemental Part One: Mourning Earth” bu nedenle FEN’in soundunu baştan icat eden bir albüm değil. Daha önemli bir şey yapıyor: grubun uzun süredir kullandığı post-black metal, atmosferik metal ve progresif yapı taşlarını daha sıkı bir kompozisyon anlayışı içinde yeniden düzenliyor. Albüm, yüzeydeki atmosferik büyüden çok, bu etkinin hangi rifflerin üzerine kurulduğuna ve ne zaman bozulduğuna dikkat edilerek dinlenmeyi talep ediyor. FEN burada çağdaş extreme metalin tanıdık araçlarını kullanıyor, fakat onları yalnızca türün estetik işaretleri olarak değil, parçaların iç mimarisini belirleyen unsurlar olarak değerlendiriyor. “Mourning Earth”in asıl konumu da tam burada belirginleşiyor: yenilik iddiasından çok, yirmi yıllık bir müzikal dilin gereksiz ağırlıkları atarak daha kesin, daha dinamik ve daha bütünlüklü hale gelmesi.

Inline image

https://fenuk.bandcamp.com/

https://www.instagram.com/fenbanduk/

https://spkr.store/collections/prophecy-productions