ALBUM REVIEW
FOG WALL - Gloomweaver
Ezici death metal, karanlık atmosfer, canlı bas.

Nevada çıkışlı FOG WALL debut albümü "Gloomweaver"da bize sunduğu, bu referansları yalnızca görsel veya tematik bir süs olarak kullanmanın ötesine gecerek, death metalin kendi ağırlığını atmosferle yeniden biçimlendiriyor. Albümün temelinde türün oldukça tanıdık yapıtaşları bulunuyor: kirli riffler, düşük akortlu gitarlar, ezici groove'lar, teknik geçişler ve vahşi vokaller. Fark yaratan ise bunların üzerine yerleşen karanlık, melodik ve zaman zaman black metal'e yaklaşan dokunun müziğin karakterini sürekli değiştirmesi.
Bu yoğunluğun merkezinde son derece fiziksel bir gitar sound'u var. FOG WALL, rifflerini incelikli süslemelerden çok doğrudan etki yaratacak şekilde kuruyor; düşük akortlu gitarların kalın tonu, palm-muted ve makine tüfeğini andıran ritmik vuruşlarla birleştiğinde parçaların önemli bir bölümü ezici bir kütle kazanıyor. Fakat "Gloomweaver"ı sıradan bir death metal çalışmasından ayıran nokta yalnızca bu ağırlık değil. Gitarların oluşturduğu basınç, özellikle armonik dokunuşlar ve melodik karşılıklarla sürekli olarak başka bir yöne çekiliyor.
'Knife, Sting, Tooth' bunun iyi örneklerinden biri. Parçanın ağır, çürümüş hissiyat taşıyan ana riffi bir süre neredeyse sürünerek ilerleyecekmiş izlenimi yaratırken FOG WALL ritmi hızlandırıp blast'larla yapıyı yeniden hareketlendiriyor. Benzer biçimde 'Mazarbul (Desolation)' ve 'Frantic Orb Weaver' teknik death metal tarafına yaklaşan hızlı bölümler içeriyor. Ancak burada teknik beceri gösterisi müziğin önüne geçmiyor. Hızlı gitar pasajları, groove'lar ve ani ritmik kırılmalar parçaların genel saldırganlığını besleyen araçlar olarak kullanılıyor.

Albümün blackened tarafı ise daha farklı bir işlev üstleniyor. 'The Accursed'teki çift tremolo gitarlar ve özellikle 'Strangling Gloom'daki soğuk synth dokusu ile blast beat'lerin birleşimi, death metalin fiziksel ağırlığını daha atmosferik ve yabancı bir alana taşıyor. Bu bölümlerde FOG WALL'ın müziği yalnızca sertleşmiyor; aynı zamanda çevresini değiştiren bir karakter kazanıyor. "Gloomweaver"ın karanlığı burada dekoratif bir unsur değil, bestelerin dokusunu belirleyen ikinci bir katman hâline geliyor.
Bu yaklaşım, grubun farklı etkileri yan yana koyma biçiminde de görülüyor. MORBID ANGEL'in eski dönem death metal karanlığı, DEICIDE'ın kötücül ağırlığı ve THE BLACK DAHLIA MURDER'ın daha doğrudan saldırganlığı albümün temelinde hissedilirken, IMMOLATION ve MAN MUST DIE gibi grupları hatırlatan daha çarpık ritmik fikirler de devreye giriyor. Bazı bölümlerde CRYPTOPSY ve EXOCRINE'e yaklaşan tekniklik, başka anlarda ise TYPE O NEGATIVE'in ağır ve sallanan doom hissi beliriyor. Fakat bu referanslar albümü bir etki kolajına dönüştürmüyor. FOG WALL'ın asıl başarısı, bu farklı yönelimleri ortak bir sound'un içinde eritmesi.
Bunda bas gitarın rolü özellikle önemli. Alex Malmquist'in bass performansı yalnızca gitarların altını dolduran bir destek katmanı olarak bırakılmamış; miks içinde belirgin bir hareket alanına sahip. 'Fleshpot Ritual'daki thrash/death etkili groove'larda, 'Frantic Orb Weaver'ın kaotik bölümlerinde ve 'Traverse'in daha yavaş yürüyüşünde bas gitar kendi ağırlığını hissettiriyor. Gitarlarla aynı şeyi tekrar etmek yerine parçaların ritmik ve tonal dokusuna ayrı bir katkı sağlıyor. Bu tercih, albümün yoğunluğunu artırmakla kalmıyor; birbirine kolayca karışabilecek kadar kalın distortion katmanlarının içinde enstrümanların karakterini koruyor.
Prodüksiyonun gücü de tam burada ortaya çıkıyor. Alex Malmquist'in üstlendiği kayıt, miks ve mastering çalışması, "Gloomweaver"ı temiz ve steril bir death metal prodüksiyonuna dönüştürmek yerine ham, kalın ve fiziksel bir ses yaratıyor. Davulların keskinliği, gitarların düşük akortlu kütlesi ve özellikle basın belirginliği aynı anda duyuluyor. Sound'un bu denli yoğun olması zaman zaman albümün aleyhine de çalışıyor; müzik sürekli yüksek gerilim altında kaldığı için dinleme ilerledikçe ayrıntılar birbirini örtmeye başlayabiliyor. Yine de bu, prodüksiyonun kontrolsüzlüğünden çok FOG WALL'ın bilinçli biçimde yüksek basınçlı bir ses dünyası kurmasının sonucu gibi duruyor.
Vokal tarafında Zak Brady ve Malmquist'in birlikte kullandığı scream, growl ve gırtlaktan gelen daha grotesk tonlar, enstrümantasyonun fiziksel karakterini tamamlıyor. İki vokalin oluşturduğu karşılıklı yoğunluk, özellikle ağır rifflerin üzerine yerleştiğinde müziğin insanî tarafını geri plana iterek daha yaratıkvari bir ifade yaratıyor. Bu vokal yaklaşımı albümün atmosferik bölümlerinde de aynı ölçüde etkili; FOG WALL, vokali melodik bir merkez hâline getirmekten ziyade müziğin karanlık dokusuna eklenen başka bir katman olarak kullanıyor.
Albümün karanlık fantezi dünyası da müziğin dışında kalmıyor. Tolkien'in anlatılarıyla FromSoftware oyunlarının dünyalarından beslenen tematik çerçeve, film ve oyunlardan alınan kısa örneklerin kullanımıyla doğrudan sese taşınıyor. 'Manor of Ensnarement' ile başlayan atmosfer ve 'Mazarbul (Desolation)' ile 'Frantic Orb Weaver'daki örneklerin parçaların ortasında yeni bölümlere geçiş sağlaması, bu materyalin yalnızca süs olarak eklenmediğini gösteriyor. Özellikle albümün death metal ağırlığını atmosferik ve sinematik bir bağlama yerleştirmesi açısından bu kullanım işlevsel.
Şarkı yazımında ise FOG WALL'ın en önemli avantajı, yoğunluğun altında belirgin bir disiplin bulunması. Parçalar gereksiz yere uzamıyor; hızlı bölümler bile fikirlerini tamamlayacak kadar alan buluyor. 'Fleshpot Ritual' ve 'Strangling Gloom' gibi parçalar kısa süre içinde birden fazla karakter gösterebilirken, 'The Profit of Doom (Medley)'in TYPE O NEGATIVE yorumu da albümün estetik alanından tamamen kopuk bir ek parça gibi durmuyor. Aksine, grubun doom, groove ve karanlık atmosferle kurduğu ilişkinin başka bir yüzünü görünür kılıyor.
Bununla birlikte "Gloomweaver" kusursuz bir akışa sahip değil. 'The Accursed' güçlü başladıktan sonra önceki bölümlerdeki dönüşkenliği aynı ölçüde koruyamıyor. 'Belching Black Vapours' da sona yaklaşırken erken bir kapanış hissine kapılıyor. Daha belirgin sorun ise finaldeki 'Traverse'. Parçanın daha yavaş temposu ve doom etkili bas yürüyüşü albümün başka bir yönünü göstermek için anlamlı olsa da önceki parçaların taşıdığı canlılığı yeniden üretemiyor. FOG WALL burada atmosfer yaratmayı başarıyor, fakat albümün geri kalanındaki fiziksel enerjiyle aynı seviyede bir kapanış sağlayamıyor.
Bu birkaç pacing sorunu, "Gloomweaver"ın temel başarısını yine de gölgelemiyor. Çünkü albümün bütün yaklaşımı, tek tek parçaların sürekli öne çıkmasından ziyade yoğunluk ve atmosferin üst üste binmesi üzerine kurulmuş. Dinleyiciye nefes alacak fazla alan bırakmaması hem en güçlü tarafı hem de en belirgin sınırlaması. Bir noktadan sonra müzikal ayrıntıların kendisinden çok üzerinizde bıraktığı toplam basıncı hatırlamanız mümkün.
Grubun ilk albümünde dikkat çeken şey, death metalin temel yapı taşlarını yeniden keşfetmeye çalışması değil; bu yapı taşlarının hâlâ ne kadar farklı biçimlerde kullanılabileceğini göstermesi. "Gloomweaver" geleneksel death metal riffçiliğini black metal atmosferi, teknik ritimler, doom ağırlığı ve alışılmadık derecede canlı bir bas gitar kullanımıyla genişletiyor. Ortaya çıkan müzik yeni bir tür icat etmiyor; fakat tanıdık malzemeyi yeterince kişisel bir yoğunlukla bir araya getirerek kendi karanlık alanını oluşturuyor. FOG WALL için asıl umut veren taraf da burada: "Gloomweaver", ilk albüm olmanın acemiliğinden çok, ne yapmak istediğini bilen bir grubun henüz bütün potansiyelini tüketmemiş hâli gibi duyuluyor ve grubun gelecekte üreteceği işler için beklentileri yüksek tutuyor.


