Inline image

HYPERION'ın "Seraphical Euphony" ile "Elysia" arasına on yıl koyması, ikinci albüme gecikmiş bir devam çalışması olmasından daha çok anlam katıyor. Stockholm çıkışlı grubun ilk döneminde İsveç melodik death metalinin etkileri belirginken zamanla İsveç ve Norveç black metalini de bünyesine katması, yeni albümde çok daha geniş bir bestecilik alanına dönüşmüş durumda. Özellikle gitarlar ve orkestral unsurların aynı kompozisyon içinde birbirini taşıyabilmesi kaydın temel farkını ortaya koyuyor.

"Rapturous Overture" ile başlayan albüm, daha ilk dakikalarda HYPERION'ın ölçeğini ortaya koyuyor. Senfonik düzenlemeler yalnızca atmosfer yaratmak için kullanılmıyor; melodik gitarlarla birlikte parçaların yönünü belirleyen aktif bir unsur hâline geliyor. 'Nefarious Sacrament of the Immorals' ise bu yaklaşımın daha saldırgan yüzünü gösterirken, hızlı davulların ve gitarların oluşturduğu hareketlilik orkestrasyon tarafından sürekli genişletiliyor. Parçanın ortasında agresif yapının geri çekilip synth'ler ve atmosferik dokulara alan açılması, albümün yalnızca hız üzerine kurulmadığını da gösteriyor.

Inline image

'Fides Novem' ve özellikle 'Iliou Persis' çevresinde melodik death metal mirası daha belirginleşiyor. 'Iliou Persis'in daha kontrollü başlangıcında bas gitarın duyulur hâle gelmesi önemli; çünkü HYPERION'ın müziği yalnızca üst frekanslardaki gitar hareketlerinden ibaret değil. Gitarlar, bas, davullar ve orkestrasyon birbirleriyle sürekli ilişki kurduğunda bestelerin melodik tarafı da daha belirgin bir karakter kazanıyor. Konuk vokaller ve savaş korosu gibi eklemeler de bu geniş ölçekli yaklaşımı destekliyor.

Albümün en iddialı bölümlerinden biri 12 dakikalık 'Paraphrosynia'. İkili gitar melodileri, sık yön değiştiren tempolar ve çok yüksek nota yoğunluğu parçayı sürekli hareket hâlinde tutuyor. Burada karmaşıklık zaman zaman müziğin takip edilmesini zorlaştırsa da HYPERION'ın bestecilik anlayışının sınırlarını görmek açısından önemli bir parça. 'Epic of Tribulation' da benzer biçimde uzun formu kullanarak klasik müzikten gelen genişleme hissini extreme metalin ritmik sertliğiyle birleştiriyor.

Bu kadar yoğun malzemenin doğal riski, ayrıntının melodik hafızayı bastırması. "Elysia" zaman zaman bu sınıra yaklaşıyor. Buna rağmen albümün orkestral düzenlemeleri, gitarların çok sesli yapısı ve ritmik hareketliliği yalnızca gösteriş amacı taşımıyor. Özellikle sakinleşen bölümlerin ardından yeniden hızlanan parçalar, albümün dramatik akışını belirliyor. 'Epoch’s Eventide'ın keskin saldırganlığı ile 'The Primordial Wellspring'in daha fazla nefes alan finali arasındaki fark da bu dinamik anlayışın sonucunda anlam kazanıyor.

On yılın ardından HYPERION'ın albümü ısrarla bekleyenlere sunduğu, ilk albümü ortaya koyan formüllerle yeni bir iş üretmek değil, onu daha kapsamlı bir bestecilik anlayışına dönüştürmek olmuş. "Elysia" kusursuz bir denge çalışması değil; zaman zaman kendi yoğunluğunun altında eziliyor. Fakat melodik black/death metal ile senfonik yazımı bu ölçekte bir araya getirirken yalnızca tür etiketlerini çoğaltmıyor, grubun müzikal kimliğini de belirginleştiriyor. HYPERION'ın ikinci çalışması, gecikmiş bir devamdan ziyade on yıllık aranın müzikal karşılığını arayan, iddiasını kompozisyonun ölçeği üzerinden kuran bir çalışma.

Inline image

https://www.hyperion.nu/#home

https://www.facebook.com/HyperionSwe

https://www.instagram.com/hyperionswe/