ALBUM REVIEW
PALEGAZER – White Mourning
Melankolik melodiler, ağır riffler ve yas.

Portekiz'in Porto kentinden çıkan üç kişilik ekip PALEGAZER, ilk albümü "White Mourning"de yas, kayıp ve kabullenme gibi insani deneyimleri sludge, doom ve post-metal ekseninde ele alıyor. Albümün ismi, grup kimliği ve özellikle 'Imminence' parçasında tekrarlanan beyazlık imgesi, birbirinden bağımsız tercihler olmaktan ziyade aynı düşünsel çerçevenin parçaları. Zytan imzalı kapak çalışmasında çiçeklerle çevrili, zırhı kana bulanmış bir savaşçının yerde uzanan bedeni de bu yaklaşımı görsel düzlemde tamamlıyor. Ölüm ve kayıp karşısında dünyanın kendi akışını sürdürmesi, albümün duygusal arka planını oluşturan düşüncelerden biri.
Beş parçalık albümün bestecilik anlayışı, sessiz bölümlerden ağır gitar katmanlarına doğru ilerleyen uzun dinamik geçişlere dayanıyor. PALEGAZER, post-metal'in genişleyen melodik anlatımını sludge ve doom'un fiziksel ağırlığıyla birleştirirken funeral doom'u hatırlatan derin vokal kullanımıyla müziğin karanlık tarafını daha da belirginleştiriyor. Temiz vokaller ile uzun süreli guttural growl'lar arasındaki geçişler, bu iki farklı ifade biçiminin aynı kompozisyon içerisinde birbirini tamamlamasını sağlıyor. Gitarların kırılgan melodilerden yoğun ve pes riff yapılarına yönelmesi de albümün temel dinamiklerinden birini oluşturuyor.

Açılıştaki 'Imminence', PALEGAZER'in bu yaklaşımını tanımak için uygun bir başlangıç. Parça, atmosferik post-metal'in melodik açılımını daha ağır gitarlarla bir araya getirirken sözlerindeki yok oluş ve hiçlik imgeleriyle albümün düşünsel çerçevesini de kuruyor. 'Searing Light' ise ilk iki parçanın oluşturabileceği dinamik beklentiyi bilinçli biçimde sekteye uğratıyor. Albümün diğer bestelerinde duyulan geniş sessizlikten yoğunluğa geçiş anlayışı burada daha sınırlı bir hareket alanına sahip. Parça, belirli bir yoğunluk seviyesini koruyarak ilerliyor. Bu tercih, albümün genelindeki yavaş yükselişlerin birbirine benzemesini engelleyen önemli bir ayrıntı.
'Ars What Remains Drifts' yerine albümdeki doğru adıyla 'As What Remains Drifts', bu beşli içerisinde en karanlık ve içe dönük duraklardan biri. Daha sakin ilerleyişi, tiz frekansların geri çekildiği ve alt orta frekansların daha dolgun hissedildiği ses karakteriyle destekleniyor. Burada ağırlaşma yalnızca gitarların daha fazla yüklenmesiyle sağlanmıyor; parçanın genel tınısı da dinleyiciyi daha kapalı bir alana çekiyor. Albümün ortasında konumlanan bu kompozisyon, diğer parçaların yükselen dinamikleri arasında gerekli bir karşı ağırlık oluşturuyor.
'Ancient Twin' ise PALEGAZER'in kompozisyonlarını ne ölçüde genişletebildiğini gösteren en başarılı örnek. Neredeyse bir balad hissi veren sakin başlangıçtan itibaren gitarların giderek büyüyen ağırlığına uzanan yapı, albümdeki en geniş dinamik mesafeyi barındırıyor. Buradaki geçişler yalnızca daha yüksek sesli bölümlere ulaşmak için kullanılmıyor; melodik fikirlerin ağır rifflerle karşılaşması, parçanın duygusal gelişimini de belirliyor. Post-rock'ın sabırlı yükselişleri ile sludge metalin ezici karakteri arasındaki ilişki, bu parçada özellikle doğal bir bütünlük kazanıyor.
On dört dakikayı aşan kapanış parçası 'White Mourning', albümün en büyük ölçekli bestesi. Beş parçanın en belirgin düşük frekans ağırlığına sahip olan kompozisyon, gitarların ve ritmik yapının yarattığı fiziksel yoğunluğu daha uzun bir zamana yayıyor. Bununla birlikte süresinin getirdiği beklentiyi bütünüyle karşılayabildiğini söylemek zor. 'Imminence' ve 'Ancient Twin'de daha kısa sürede kurulan sessizlikten ağırlığa geçişler burada yeniden genişletiliyor; fakat kapanış, daha önce duyulmayan yeni bir kompozisyon fikri veya belirgin bir yapısal kırılma sunmuyor. Albümün en uzun parçası olması, aynı zamanda en ileri noktaya ulaştığı anlamına gelmiyor. PALEGAZER'in bu bölümde daha cesur bir yön değişikliğine gitmesi, albümün finalini çok daha etkili kılabilirdi.
Prodüksiyon tarafında dengeli ve organik bir yaklaşım tercih edilmiş. Grubun kendi stüdyosunda kaydettiği albümün miks ve mastering çalışmaları Diogo Santana tarafından gerçekleştirilmiş. Ağır bölümlerde ses seviyesinin sürekli sıkıştırılmaması, gitarların yükseldiği anların gerçek bir dinamik karşılık bulmasını sağlıyor. Bu, özellikle yavaş ilerleyen ve yoğunluğunu zamana yayarak oluşturan müzik açısından yerinde bir tercih. Bununla birlikte ses karakterinin zaman zaman fazla temiz kalması, bazı bestelerin ihtiyaç duyduğu monolitik ve yeraltı hissini zayıflatıyor. Davulun görece kuru tınısı da gitarların oluşturduğu ağırlığa aynı ölçüde katkıda bulunamıyor. Sonuçta ortaya ayrıntıların birbirinden rahatlıkla ayrılabildiği, fakat bazı bölümlerde müziğin gerektirdiği fiziksel bütünlüğe ulaşamayan bir ses çıkıyor.
YOB ve RUSSIAN CIRCLES gibi grupların post-metal ve doom arasında kurduğu ilişkiyi sevenler için PALEGAZER'in müzikal referansları tanıdık gelecektir. CONAN ve MASTODON'ın ağır riff yaklaşımıyla DEAFHEAVEN'ın atmosferik genişliği de bu müziğin farklı yönlerini anlamlandırmaya yardımcı oluyor. Bununla birlikte PALEGAZER'in asıl geliştirmesi gereken nokta, söz konusu etkileri daha belirgin bir bestecilik kimliğine dönüştürmek. Beş parçanın büyük bölümünde benzer bir dinamik ilerleyişin tercih edilmesi, albümün atmosferik bütünlüğünü korurken zaman zaman kompozisyonlar arasındaki ayrımları da azaltıyor. 'Searing Light'ın bu genel eğilimden ayrılması, grubun kendi formülünü bozduğunda daha ilgi çekici sonuçlara ulaşabileceğini gösteriyor.
"White Mourning", ilk albümünü yayımlayan bir grup için dikkate değer bir müzikal olgunluk ve estetik bütünlük taşıyor. PALEGAZER, kayıp ve özgürleşme arasındaki ilişkiyi yalnızca sözlerle değil, sessizlik ile ağırlık arasındaki geçişleri kullanarak da ifade edebiliyor. Eksikleri daha çok kompozisyonların birbirinden ayrışması ve uzun kapanışın yeni bir yön açmak yerine mevcut fikirleri genişletmesiyle ilgili. Yine de grubun sludge, doom ve post-metal geleneklerini bir araya getirme biçimi, onu yalnızca atmosferik ağırlığa yaslanan yeni bir proje olmaktan çıkarıyor. PALEGAZER'in önünde, bu ilk albümde ortaya koyduğu dili daha öngörülemez ve kendine özgü bir bestecilik anlayışıyla geliştirebileceği açık bir alan bulunuyor.


