ALBUM REVIEW
Sarcator – The Ones We Follow
Karanlık kökler, melodik dönüşüm, dörtnala enerji.

Sarcator ile Dörtnala Rock n Roll
Devinim, dönüşüm ve öz... Bu üçünün karması, bence bir grubun müzikalitesindeki ana omurgayı ve temel unsurları oluşturuyor. Hangisinin ne derece ön planda olacağına da zaman karar veriyor. İşte İsveçli blackened thrash metal grubu Sarcator için bu zamanlardan birinde saatler yeniden ayarlanmış gibi duruyor. 2018 yılında müzikal hayatına başlayan grubun 30 Ekim'de yayımlanacak olan 4. stüdyo albümü The Ones We Follow, tarzlarında aşırı keskin olmasa da deneysel bir geçişin izlerini taşıyan yeni bir ayarla karşımıza çıkıyor.
Grubun tüm müzikal hayatı boyunca yaptığı işleri yakından takip eden ve kendilerini canlı dinleme şansına da sahip olan biri olarak bu albümü gönül rahatlığıyla yorumlayabilirim sanırım. Albümü illa bir janraya sıkıştırmamız gerektiğini düşünmüyorum ama bu değişim, yine de dinleyicide bir ön fikir oluşturmak adına en azından bir miktar tanımlanmalı. Ben Sarcator'a hâlâ karanlık tarafta derim. Blackened özlerinin kaybolmadığını, devinim ve dönüşüm hâlinde olan kısımlarının ise melodi seçimleri ve elbette ritim anlayışları olduğunu söyleyebilirim.
Mateo'nun çok beğendiğim vokalleri, delici ve hırçın tavrından ya da enerjisinden hiçbir şey yitirmiş değil. Albümü dinlediğinizde vokallerin sizi de çok etkileyeceğine ve tarzdaki farklılığa rağmen "Bu bir Sarcator albümü" dedirteceğine eminim. Kendileri yeni tarzlarını death ’s rock olarak nitelendirmiş; o yüzden bu yeni yönelim için başka bir kişisel tanımlama yapmak istemiyorum. Bu kötü mü ya da negatif bir durum mu? Elbette hayır! Çünkü albüm ve şarkılar bir harika. Ben burada tarzdan bağımsız olarak üretilen ürüne bakıyorum ve çıkan sonuçtan açıkçası çok memnunum.

Albümün sound'unu detaylı bir biçimde açıkladığımı düşünüyorum ama size asıl bu 10 şarkılık yeni albümü tek tek ve detaylıca anlatmalıyım. Çünkü bütün şarkılar, inanın bana, buna değecek kalitede. Daha önce de bahsettiğim gibi vokalist Mateo yine harika bir iş çıkarıyor ama diğer tüm elemanların enstrüman hâkimiyeti de kusursuza yakın. Jesper, davulda akıcı ve yerinde performansıyla grubun kurucu elemanlarından olma vasfının hakkını verirken gitarda favorilerimden Leo ve gruba yeni katılan basçıları Linus da son derece uyumlu ve başarılı. İnanılmaz bir kolektif enerjileri var. Daha önce sahne performanslarını gördüğüm için bu albümün canlı icrasından oldukça ümitliyim ve çok merak ediyorum. Çünkü gerçekten bu albümde, sahnede canlı icrası muhteşem olma potansiyelini taşıyan parçalar var.
Açılış ve isim parçası olan "The Ones We Follow" ile tabiri caizse zımba gibi bir giriş yapıyor albüm. Sürekli vokalin harikalığından bahsediyor gibi olacağım ama gerçekten daha açılış şarkısında bile o kadar iyi ve albümü o kadar güzel sürüklüyor ki söylemeden geçemiyorum. İkinci parçamız "The Underground Streets" harika bir devam şarkısı. Başlangıçtaki gitar melodisi akıllarda direkt yer edecek cinsten; öyle ki sizi hemen yakalıyor ve asla bırakmıyor.
Bu arada albümün konsepti olan Western temasına da değinmek istiyorum. Normalde beni çok içine alan ya da sevdiğim bir tema diyemem ama inanın bu albümde verdiği enerji ve konsept bütünlüğü o kadar başarılı ki bazı şarkılarda hakikaten ata binmek istedim. Tam bu noktada albümün enerjisine de bir isim koymam gerekirse kesinlikle "dörtnala" diyebilirim.
Dört nala koşarak geldiğim üçüncü parça "You Gotta Possess Me", tekinsiz bir çığlıkla açılıyor ve adı gibi sizi anında ele geçiriyor. Bu albümde beni en çok zorlayan şey, favori şarkılarımı seçmek oldu. İlk dinlemelerimde "İşte bu!" dediğim her şarkıdan sonra daha iyisi geldi. Grubu evet, biliyor ve zaten seviyordum ama inanın bu denli tutulacağımı ben de bilmiyordum. Üstelik kısmen deneysel bir albüm yaptıkları hâlde.
Tüm bu olumlu düşüncelerle dördüncü parça olan "In Search of Oblivion"da kendimi buldum. Bu şarkının tam bir konser şarkısı olduğunu düşünüyorum; sözlerine eşlik etmemek neredeyse imkânsız. Sıradaki parça olan "Rotting Chapels" ise kesinlikle albümdeki ikinci favori şarkım diyebilirim. Yedi dakikalık uzunluğuyla kompozisyonunun hakkını veren çok başarılı bir yapıt. Size bir tavsiye: Albüm yayımlandığında bence dinlemeye direkt bu şarkıdan başlayın. Ne demek istediğimi o zaman daha iyi anlayacaksınız.
Ardından gelen "Bleeding Ages" o kadar eğlenceli bir şarkı ki tanımlayacak kelime bulamıyorum. Şarkının eğlenceli melodisi ve rock altyapısının yanı sıra tezat vokaller, parçayı çok enteresan bir boyuta taşıyor. Aslında bu bahsettiğim tezat albümün tümünde mevcut ve bence harika bir fark yaratıyor. Bence albüm climax'ine bu şarkıyla ulaşıyor. Yedinci parça "Volatile Insight" albümde en az dikkatimi çeken parça olsa da asla başarısız diyemem. Sekizinci parça "Ain't Fit to Live" de benim için benzer bir çizgide; yani başarılı ama bir tık geride kalanlardan.
Bu nispeten daha az dikkat çekici parçaların ardından bence albümün en iyi parçası geliyor; üstelik bir balad olarak karşımıza çıkıyor. Bu şarkıyı kaç kez dinledim bilmiyorum. Sanırım son yıllarda dinlediğim en iyi rock baladlarından biri. O nasıl bir clean vokal girişi! Gerçekten şarkıya tek kelimeyle âşık oldum; sadece bu şarkı için bile bu albüm benim için artık çok ayrı bir noktada konumlanıyor. Şarkının adı "Wasteland Strider". Bu şarkıyı acilen canlı dinlemem lazım; umarım gelecek konserlerinde setlistlerine eklerler. Eklemezlerse gerçekten kalbim çok kırılacak. Hâlihazırdaki duygu yoğunluğuyla son şarkı olan diğer bir favori parçama geçiyor ve albümü gösterişli bir şekilde kapatıyoruz. "Wanderlust", bize Sarcator'ın özünü hatırlatan sert girişiyle "Buradayım!" diyor ama devinim ve değişimden de ödün vermiyor. Resmen tüm albümün karakterinin özeti niteliğinde bir kapanış parçası.
Henüz yirmili yaşlarındaki bu İsveçli genç yeteneklerin özlerini kaybetmeden, kariyerlerinin başı sayılabilecek bir noktada böyle bir değişim cesareti göstermelerini gerçekten takdire şayan buluyorum. İşleyen bir formülden gitmek yerine içlerinden geleni yapmayı tercih etmeleri ve ruhlarını akışına bırakmaları bence özgüvenlerinin bir kanıtı. Önemli olan kısım şu ki bu özgüvenleri asla yersiz ve boş değil; bu elemanlar gerçekten çok yetenekli. Benim için yılın en iyileri arasına şimdiden giren bu albüm, eğer bir Sarcator fanıysanız sizi şaşırtacak ama üzmeyecek. Albümü dinlerken bir anda kendinizi şarkıların akışına dörtnala bırakmış ve Sarcator ile birlikte yenilikler çölünde koşarken bulacaksınız. Atlarınızı şimdiden eyerleyin derim!
Metalle kalın!

https://sarcator-se.bandcamp.com/music
https://www.facebook.com/sarcatorband/
https://www.instagram.com/sarcator/
https://reigningphoenixmusic.com/

