Inline image

İsveçli WATCHER'ın ikinci tam zamanlı albümü "Mistress of Our Time" 25 Eylül'de yayınlanacak. Öncesinde dinlemek çok keyifliydi, haydi albümü birlikte inceleyelim. Albümde riffler çoğu zaman thrash metalin yarışçı reflekslerine yaklaşacak kadar keskinleşse de parçaların asıl gücü, tempoyu sürekli yükseltmekten çok ritmik ağırlık ile melodik ivmeyi dönüşümlü kullanmalarından geliyor. Bu da grubun albümün üretim temelinde hızlı olma saplantısını değil, dinleyenin aklına girecek melodiler yerleştirmek olduğunu gösteriyor. Büyük akorlar, ikili gitar armonileri, belirgin davul vuruşları ve vokal melodileri, albümün ilk saniyelerinden itibaren 1980'lerin heavy metal estetiğini yalnızca referans alan değil, onun kompozisyon dilini doğrudan yeniden kurmaya çalışan bir yaklaşımı ortaya koyuyor. Albümü dinlerken beni en çok mutlu eden ayrıntı ise WATCHER'ın izlediği yolun basit bir nostalji tekrarı olmadığı. Bilakis "Mistress of Our Time", ilk dönem İsveç heavy metalinin ham enerjisini daha temiz, daha geniş ve daha kontrollü bir prodüksiyon yorumuyla yeniden biçimlendiriyor.

Bu açıdan "Sorceress" oldukça açıklayıcı bir açılış. Büyük ve açık akorların ardından gelen zil vuruşları, grup vokalleri ve ileri doğru iten ritim gitarları parçaya klasik heavy metalin törensel girişlerinden birini veriyor. Ancak şarkının asıl karakteri, iki gitarın oluşturduğu armonik yapıdan geliyor. Max Warnby ve Timmy Lindgren'in gitarları yalnızca aynı riffi kalınlaştırmak için kullanılmıyor; melodik çizgiler ve solo bölümleri parçanın dramatik hareketini belirleyen ikinci bir katman oluşturuyor. Viktor Gustafsson'ın vokalleri de bu yapıya dışarıdan eklenmiş bir unsur gibi durmuyor. Vokal melodisi, rifflerin taşıdığı ritmik enerjiyle aynı eksende ilerliyor ve nakaratların doğal biçimde öne çıkmasını sağlıyor.

Bu melodik yaklaşım albüm boyunca korunuyor. "Utvalda Svärdets Natt", hızlı pena vuruşlarını ve ikili gitar armonilerini tempo değişimleriyle birleştirirken, WATCHER'ın neden yalnızca "eski usul heavy metal" etiketiyle açıklanamayacağını gösteriyor. Buradaki temel malzeme açıkça geleneksel: gallop hissi, yüksek enerjili ritimler, ikili gitarlar, solo bölümleri ve kolay yakalanan nakaratlar. Fakat parçaların birbirini takip etme biçiminde daha bilinçli bir düzenleme anlayışı var. Hızlı bölümlerden daha ağır kısımlara geçişler, müziğin enerjisini tek bir seviyede tutmak yerine sürekli yeniden ayarlıyor. Max Warnby ve Jakob Nilsson'ın oluşturduğu ritmik omurga bu geçişleri taşıyor; gitarların melodik katmanları ise şarkının yönünü belirliyor.

Inline image

WATCHER'ın geleneksel heavy metal mirasına yaklaşımındaki önemli ayrımlardan biri de melodiyi süs olarak değil, yapısal bir araç olarak kullanması. "Out of Your Sight" bunun daha doğrudan bir örneği. Akustik ya da atmosferik bir giriş yerine ağlayan gitar çizgileri ve geniş ritimler parçanın ilk bölümünde daha melodik bir alan açıyor; ardından kick-snare ağırlıklı davullar ve daha sert gitarlar devreye girerek bu alanı hızla kapatıyor. Bas gitarın miks içerisinde daha geride ama sürekli hissedilen ağırlığı, gitarların üst frekanslardaki hareketini aşağıdan destekliyor. Solo bölümü ise yalnızca parçaya virtüözite eklemek için yerleştirilmiş değil; ana riffin oluşturduğu yoğunluğu farklı bir melodik çizgiyle yeniden dağıtıyor.

Bu noktada prodüksiyon özellikle önem kazanıyor. "Mistress of Our Time"ın ses dünyası, ilk dönem İsveç heavy metalinin kaba ve düşük bütçeli karakterini taklit etmeye çalışmıyor. Aksine, enstrümanların birbirinden ayrılabildiği geniş bir stereo alan kullanılıyor. Gitarlar yeterince hacimli fakat davulların ve vokallerin önünü kapatmıyor. Solo bölümlerindeki stereo hareketler de bu yaklaşımın parçası. "Down from the Skies Divine" içerisindeki gitar solosunun bir kanaldan diğerine hareket etmesi, geleneksel heavy metal düzenlemesine modern bir miks müdahalesi getiriyor. Bu tür ayrıntılar albümü retro estetikten koparmıyor; tersine, geçmişin kompozisyon anlayışını güncel kayıt standartlarıyla sunuyor.

"Down from the Skies Divine" aynı zamanda WATCHER'ın atmosfer yaratırken ne kadar doğrudan çalıştığını gösteriyor. Akustik gitar, dalga sesleri ve yankılı vokallerle başlayan parça, hemen ağır bir riff saldırısına geçmek yerine alan bırakıyor. Sonrasında ritim gitarları ve davullar devreye girerek parçanın ağırlık merkezini değiştiriyor; ardından başlangıç atmosferine dönüş geliyor. Bu yavaş-hızlı-yavaş hareket albümün genel düzenleme mantığının da önemli bir parçası. WATCHER çoğu parçada tek bir tempoya veya tek bir riff yoğunluğuna bağlı kalmıyor. Böylece "epik" olma iddiasını yalnızca uzun sololarla değil, kontrast üzerinden kuruyor.

Lirik dünya da bu müzikal yapıdan bağımsız değil. "Mistress of Our Time", şehir ışıkları altında dolaşan bir büyücüden Viking tanrılarına, yıldızlararası bir felaket senaryosundan lanetli ritüellere kadar heavy metalin fantastik ve mitolojik repertuvarını geniş bir alanda kullanıyor. Burada önemli olan, sözlerin gerçekçilik iddiasında bulunmaması. "Sorceress"te pagan rahibe ve kadim kan bağı imgeleri, "Cult of Andromeda"da yıldızlara yönelen ritüel ve kadim kötülük fikri, "The Raven"da Odin, Heimdall ve Thor üzerinden kurulan İskandinav mitolojisi aynı estetik dünyanın farklı parçaları olarak çalışıyor.

"2084" ise bu dünyanın içerisine belirgin bir bilimkurgu katmanı yerleştiriyor. Lazerlerle taranan yıkıntılar, metro tünellerine saklanan insanlar, gökyüzündeki dronlar ve bilinmeyen varlıklar, albümün kılıçlar ve büyücülerle sınırlı olmadığını gösteriyor. Müzik açısından da bu parça, tematik olarak farklı bir alan açmasına rağmen WATCHER'ın temel formülünü terk etmiyor. Rumbling tom'lar ve parlak gitar armonileri, distopik anlatıyı elektronik ya da endüstriyel dokularla desteklemek yerine doğrudan heavy metal dili içerisinde taşıyor. Bu tercih önemli: grup atmosferi değiştirmek için türün dışına çıkmak yerine türün kendi araçlarının anlatı kapasitesine güveniyor.

"Chalice of Light"ta ise daha geleneksel bir heavy metal formunun içerisine thrash etkili davul kullanımı yerleşiyor. Arpejlerle başlayan yapı kısa süre içinde daha yoğun ritimlere dönüşüyor. Jakob Nilsson'ın davulları burada parçanın hız algısını belirlerken gitarlar melodik kancaları koruyor. Şarkının korku, paranoya ve ölüm üzerine kurduğu söz dünyası da müzikal yapıyla uyumlu; özellikle tekrar eden nakarat ve gitar melodileri, anlatının doğrudan ve teatral karakterini güçlendiriyor. WATCHER'ın söz yazımında zaman zaman klişeye yaklaşan ifadeler bulunmasına rağmen, bunlar müziğin türsel çerçevesiyle bilinçli biçimde örtüşüyor. Grup modern heavy metalin ironik veya mesafeli yaklaşımını tercih etmiyor; kendi fantastik dilini ciddi biçimde sahipleniyor.

"2084" ve "Cult of Andromeda" arasındaki fark da bu açıdan kayda değer. İlki distopik bilimkurguya, ikincisi ise kozmik ve okült bir anlatıya yaslanıyor. Buna rağmen iki parça da hızlı ritimler, ağır orta tempo bölümleri ve melodik gitar çizgileriyle aynı müzikal omurgaya bağlanıyor. "Cult of Andromeda" özellikle açılıştaki yüksek hızdan daha orta tempolu, ağır bir bölüme geçerek gitarların taşıdığı karanlık karakteri öne çıkarıyor. Burada melodik cümleler bölüm sonlarında ortaya çıkarak rifflerin sertliğini yumuşatmıyor; aksine, parçanın ağırlığını daha belirgin hale getiriyor.

Albümün daha karanlık yüzü "Glömskans Sjö" ile ortaya çıkıyor. Akustik gitarların ve daha sakin vokal çizgisinin oluşturduğu giriş, sonrasında çift kick ritimleri ve daha ağır gitarlarla yoğunlaşıyor. Şarkının İsveççe sözleri, "Mistress of Our Time"ın dilsel açıdan da tekdüze olmadığını gösteriyor. İngilizce parçaların doğrudan ve sloganvari anlatımına karşılık burada sözlerin fonetik yapısı müziğin daha soğuk karakteriyle birleşiyor. Lindgren ve Warnby'nin karşılıklı solo bölümleri de parçanın ikinci yarısında melodik alanı genişletiyor. Bu şarkıda yavaşlık, yalnızca tempoyu düşürmek için değil, albümün geri kalanındaki sürekli ileri hareketi kırmak için kullanılıyor.

"Chosen by Fate" ise bu kontrastın ters yöndeki karşılığı. Girişteki kahramansı hava kısa sürede thrash'e yaklaşan bir ritmik yoğunluğa dönüşüyor. Ancak WATCHER burada hız üzerinden üstünlük kurmaya çalışmıyor. Parçanın hızlı olması, thrash metalin teknik yarış mantığından çok klasik heavy metalin savaşçı ve marş karakterine hizmet ediyor. Bu nedenle albümün enerjisi, 1980'lerin ikinci yarısındaki hız odaklı dönüşümden ziyade daha erken dönem heavy metalin gallop ve riff merkezli yaklaşımına yakın duruyor. Dying Victims Productions'ın tanımladığı Heavy Load, Gotham City, Axewitch ve Torch gibi ilk dönem İsveç örnekleriyle kurulan bağ tam olarak burada anlam kazanıyor; WATCHER bu mirası yalnızca ses rengi olarak değil, şarkı yazımının temel mantığı olarak ele alıyor.

Bu yaklaşımın en kapsamlı örneği ise "The Raven". Sekiz dakikayı aşan parça, albümün geri kalanında kullanılan araçların daha geniş bir kompozisyon içerisinde nasıl çalışabileceğini gösteriyor. Akustik gitarla başlayan bölüm, arka plandaki atmosferik dokular ve vokallerle geniş bir alan kuruyor. Sonrasında gelen solo ve ritim gitarlar, parçayı doğrudan yüksek tempoya taşımak yerine kademeli biçimde ağırlaştırıyor. Bu nedenle şarkının uzunluğu yapay biçimde uzatılmış hissi vermiyor. Bölümler arasındaki kontrast, dinleyicinin dikkatini yeni bir riff veya sürekli hız değişimiyle değil, düzenlemenin ağırlık merkezini değiştirmesiyle canlı tutuyor.

"The Raven"ın lirik tarafı da WATCHER'ın estetik hedefini en açık biçimde ortaya koyuyor. Odin'in kuzgunu, Thor, Heimdall, kadim kılıçlar ve savaşçı figürleri; müziğin teatral ve melodik heavy metal karakteriyle doğrudan birleşiyor. Buradaki fantastik anlatı, sonradan eklenmiş bir konsept gibi değil, gitarların kahramansı armonileri ve parçanın genişleyen yapısıyla aynı estetik sistemin içerisinde bulunuyor. Uzun solo bölümleri de bu nedenle dekoratif virtüözite olmaktan büyük ölçüde kurtuluyor. Lindgren ve Warnby'nin gitarları, parçanın dramatik yükseliş noktalarını belirleyen araçlara dönüşüyor.

"Mistress of Our Time"ın en belirgin başarısı da burada yatıyor. WATCHER'ın kullandığı unsurların neredeyse hiçbiri tek başına yeni değil: çift gitar armonileri, yüksek perdeli vokaller, gallop ritimleri, büyük nakaratlar, klasik heavy metal soloları, fantastik sözler ve analog çağrışımlı estetik, türün zaten yerleşik araçları. Fakat grup bunları güncel ekstrem metalin sürekli daha ağır, daha karanlık veya daha teknik olma baskısına karşı bilinçli bir alternatif olarak konumlandırıyor. Thrash'in hızını, doom'un ağırlığını veya black metalin atmosferik aşırılığını merkeze almadan da yoğunluk yaratılabileceğini savunuyorlar.

Bu nedenle albümün retro karakteri bir prodüksiyon hilesinden ibaret değil. "Mistress of Our Time", 1980'lerin heavy metalini kostüm olarak giymek yerine o dönemin riff yazımı, melodik düzenleme ve şarkı mimarisini bugünün daha temiz kayıt anlayışı içerisinde yeniden işletiyor. Görsel kimliğin de bu tavırla uyumlu olduğu düşünüldüğünde, WATCHER'ın bütünlüklü bir estetik kurduğu görülüyor. Max Warnby'nin artwork çalışması, grubun fantastik ve kadim anlatı dünyasını müziğin önüne geçirmeden destekleyen bir çerçeve sunuyor.

Bunun karşılığında albüm, dinleyiciden türün temel kodlarına belirli bir açıklık talep ediyor. Buradaki zevk, yeni bir ses keşfetmekten çok eski araçların ne kadar iyi düzenlenebildiğini takip etmekte. WATCHER'ın farkı, bu araçları daha sertleştirmek yerine birbirleriyle doğru zamanda çarpıştırması: akustik ile elektrikli gitar, hızlı ve orta tempo, ağır ritim ile melodik lead, doğrudan nakarat ile uzun form arasında kurulan geçişler albümün asıl hareket alanını oluşturuyor.

"Mistress of Our Time" bu yüzden çağdaş heavy metal içerisinde nostaljinin pasif biçimiyle değil, seçici bir yeniden inşa yöntemiyle yer alıyor. WATCHER geçmişe bakıyor, fakat yalnızca dönemin sesini kopyalamıyor; o dönemin neden etkili olduğunu oluşturan riff, melodi ve düzenleme ilişkilerini bugünün prodüksiyon koşullarına taşıyor. Albümün kimliği de tam olarak bu noktada belirginleşiyor: yeni bir tür icat etmek yerine, unutulmuş olduğunu düşündüğü bir heavy metal dilinin hâlâ ne kadar etkili olduğunu test eden, bunu da enerji ve melodiyi birbirinden ayırmadan yapan bir kayıt.

Inline image

https://www.facebook.com/watcherswe/

https://www.instagram.com/watcher_swe

http://dyingvictimsproductions.bandcamp.com/