Interview
BURIAL CLOUDS: Burn Holy Albümünün İçinde | Kompozisyon, Gerilim ve Boşluğun Sesi
BURIAL CLOUDS ile Sırları aralayan bir röportaj
BURIAL CLOUDS ile yaptığımız bu röportaja hoş geldiniz. Burn Holy etrafında şekillenen bu söyleşide, grubun kompozisyon yaklaşımından prodüksiyon tercihlerine, gerilim ve boşluk kavramlarıyla kurdukları ilişkiye kadar birçok başlığa yakından bakıyoruz. Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ve sözü fazla uzatmadan röportaja geçiyoruz.
Pit Stop: Burn Holy boyunca hissedilen gerilim, klasik “ağırlık vs kırılganlık” ikileminden çok, şarkıların sürekli değişen iç mimarisinden doğuyor gibi. Bu albümü yazarken riff’leri belirli dramatik bir rota üzerine mi kurdunuz, yoksa parçalar prova süreci ve kolektif evrim içinde kendi psikolojik mantığını mı buldu?
Matt: Oldukça karmaşık bir süreç aslında. Parçalar büyük ölçüde kendi iç mantığını zamanla geliştiriyor. Her şey ilginç bir fikirle başlıyor; bu herhangi bir enstrümandan gelebilir. Bazen bir riff’in birkaç akorunu alıp başka bir yapıya taşıyoruz, farklı ölçülerde ya da farklı bir sırayla, hatta başka akorlarla karıştırarak. Bazen de belirli bir ritmik yapıyı tamamen farklı bir bağlamda geri getiriyoruz ya da arka plandan alıp öne çıkarıyoruz. Bu tarz şeyler… Sonunda parçalar kendi formunu buluyor ve biz de onun ne olmak istediğini dinleyip ona göre şekil veriyoruz. Bu tamamen iteratif bir süreç; “doğruya” olabildiğince yaklaşana kadar devam ediyor.
Pit Stop: Albümde özellikle “Burning The Olive Tree” ve “Ashen Altar” gibi parçalarda atmosfer sanki riff’leri doğuruyor gibi bir his var. Klasik doom/sludge yaklaşımının aksine burada daha “riff odaklı” değil, daha çok “boşluk/void odaklı” bir kompozisyon hissediliyor. Sessizlik, sustain ve tonal çözülmeme gibi unsurları bu yapıyı kurarken ne kadar bilinçli kullandınız?
Matt: Bu parçalarda özellikle boşluk ve yokluk fikriyle oynamak istedik. Bazen söylenmeyen şeyler, çalınmayan notalar da en az çalınanlar kadar önemli oluyor. Ama çoğu zaman bu çok bilinçli değil, daha çok içgüdüsel bir süreç. Melodik çözülmeden kaçınma üzerine birkaç konuşmamız oldu ama burada her şeyi “fazla kontrol etmeye” çalışmak da tehlikeli. Bir şeyi zorla belirli bir yöne itersen, aslında işe yarayan bir fikri bile bozabilirsin.

Pit Stop: Marina’nın vokal yaklaşımı sadece duygusal yoğunluk katmıyor; zaman zaman riff akışını kesiyor, ritmik dengeyi bozuyor ve parçayı başka bir yöne sürüklüyor. Vokalleri miks ya da aranjman aşamasında bağımsız bir ritmik enstrüman gibi ele aldığınız oldu mu?
Marina: Evet, özellikle harsh vokaller ritmik bir enstrüman gibi ele alındı. Benim için bu parçalar çoğu zaman zihnimde bir tür “mors kodu” gibi ya da doldurulmayı bekleyen bir boşluk olarak şekilleniyor. Matt de vokallerde ritmin önemini özellikle vurguladı. Sürecin başlarında müziğin üstüne çıkmaktan çekiniyordum; daha tekrara dayalı ya da drone’a yakın şeyleri tercih ediyordum. Ama o beni daha fazla alan kaplamaya ve daha karmaşık ritimlerle oynamaya teşvik etti.
Pit Stop: Günümüz post-metal sahnesinde birçok grup ortak bir sinematik dil içinde hareket ediyor: devasa yükselişler, katmanlı gitarlar, clean/harsh vokal kontrastları… Burn Holy bu dili yeni bir yere taşıyor mu, yoksa mevcut estetiğin daha rafine bir yorumu mu?
Matt: İlham aldığın şeyleri bir şekilde taklit etmemek neredeyse imkânsız, bilinçli olsun olmasın. Hepimiz çok farklı müzikler dinliyoruz ve bunlar doğal olarak içeri sızıyor. Ama daha yoğun bir filtreden geçerek… Bizim bunu genişletip genişletmediğimizi başkaları değerlendirecek. Ama umarım öyle olmuştur. Bilinçli tarafı varsa, bazı şeyleri farklı bir açıdan ve mümkün olduğunca daha kompakt bir şekilde yapmaya çalışmamızdı. Mesela büyük yükselişler inanılmaz etkileyici olabilir ama düşüşü önceden “görürsen” aynı etkiyi yaratmaz. Yazım yaklaşımımızda şöyle bir fikir var: “nokta konulduysa, ilerle.”
Pit Stop: Prodüksiyonda dikkat çeken şey, yoğunluğun aşırı kompresyon ya da steril bir “impact” hissinden değil, hareket ve fiziksel boşluktan gelmesi. Özellikle davul sound’unda doğal oda hissini koruma kararı ne kadar bilinçliydi? Günümüz post-metal prodüksiyonları genelde daha dijital, daha “ağırlıksız” bir sertlik tercih ediyor.
Matt: Çok bilinçliydi. Tek tek kanallarda neredeyse hiç kompresyon yok. Daha çok limiting kullandık. Bas gitarı iki ayrı frekansa bölüp çalıştık; alt frekansta ciddi kompresyon var, bu istisna. Bana göre limiting, dinamiği öldürmeden benzer bir etki yaratabiliyor. Davul sound’u tamamen Steve Albini etkiliydi; bolca doğal oda hissi var. Dijital şeyler de kullandık ama sürekli “doğal mı duyuluyor?” sorusu masadaydı. Convolution reverb’i obsesif şekilde ayarladığım oldu. Eskiden kompresyona bayılırdım ama artık bizi biz yapan şeylerin o sıkıştırmada kaybolduğunu düşünüyorum.

Pit Stop: Bryce Ramsey’nin ikinci gitar çalışmaları çoğu zaman klasik armoni katmanından çok ana riff’e karşı destabilize edici bir güç gibi duruyor. Gitarlar arasındaki ilişkiyi bilinçli olarak geleneksel layer/armoni mantığından uzak mı kurdunuz?
Bryce: Katmanlı gitarların temel amacı müziği sadece daha üç boyutlu hale getirmek değil, aynı zamanda gerilim yaratmak. Bunu kontrollü bir yangın gibi düşünmeyi seviyorum. Ya da Matt’in bir kere dediği gibi: “yanan bir binanın içinde buz gibi bir su bardağı.”
Pit Stop: Albüm boyunca melodik çözülmeden sürekli kaçınılması dikkat çekiyor. Clean vokaller bile çoğu zaman bir “rahatlama” ya da katharsis alanı yaratmıyor. Bu gerilim estetik bir tercih mi, yoksa albümün konsept çekirdeğiyle doğrudan mı bağlantılı?
Marina: Bu yöntemler doğrudan temel anlamdan ve müzikal varyasyonlardan doğdu. Albümün konusu zaten yoğun, karanlık ve grotesk; “kolay dinlenir” bir müzik yapmak hiç doğru hissettirmedi.
Buradaki amaç bir tür tanıklık çağrısıydı: kaçmak değil, dikkat dağıtmak değil, insan deneyiminin çöküşünde gerçekten kalabilmek. Ben de kayıp, yas, korku ve öfke duygularını vokale dökmeye çalıştım.
Modern dinleyici genelde yatıştırılmak istiyor; armoni ve çözülmenin tatmini de bu yüzden bilinçli ya da bilinçsiz şekilde erteleniyor olabilir. Çünkü sistemik adaletsizlikler de çözülmüş değil. Biz uyumlu bir toplumda yaşamıyoruz ve bu albüm aslında bunun bir aynası. Rahatsızlığın bir noktada harekete dönüşmesini ummak da işin bir parçası.
Pit Stop: Burn Holy üzerindeki dini ve ritüelistik imgeler çok güçlü; ama burada bir “ruhsal yükseliş” değil, daha çok tükenmişlik, suçluluk ve çöküş hissi var. Bu sembollerle çalışırken metafizik bir çerçeve mi kullanıyorsunuz, yoksa daha çok sosyal ve psikolojik bir çürüme ikonografisi mi kuruyorsunuz?
Marina: Katolik bir ailede yetişmiş olmam kesinlikle etkili (selam anne, kusura bakma). Ritüel açısından zengin, gotik imgelerle ve acı, ölüm, günah, kefaret ve kurban temalarıyla dolu bir yapı bu.
Ama burada aynı zamanda dinin şiddeti meşrulaştırmak için nasıl kullanıldığına dair ciddi bir şüphe ve tiksinti var. Çürüme ve çöküş, baskıcı güç sistemlerine ve spiritüelliği kontrol aracı haline getiren yapılara yöneltilmiş durumda. Başkalarının sırtına basarak “yükseliş” inşa edilemez.
Bu bakışta “Tanrı”, en savunmasız ve güçsüz olanların içinde var olur. Bu da bize sürekli bir yüzleşme alanı açar. Acıyı yok sayarak iyileşemezsiniz; bu, spiritüel kaçışın bir formu olur.
Pit Stop: Brad Boatright’ın mastering’i albüme ciddi bir fiziksel ağırlık katıyor ama miks hiçbir zaman tam anlamıyla “duvar gibi” bir sese dönüşmüyor. Özellikle bas gitarın mid frekanslarda bu kadar önde olması günümüz standartlarında oldukça sıra dışı. Sizce modern heavy müzik prodüksiyonundaki maksimum yoğunluk takıntısı müziğin hareket alanını kısıtlıyor mu?
Matt: Evet, benim de vardığım sonuç bu olurdu. Tabii ki bunda yanlış bir şey yok; sadece bizim yapmak istediğimiz şey bu değil. Brad yaptığı işte inanılmaz biri. İşinin %10’unu bile anladığımı iddia edemem ama bir tür büyücü. Stüdyosunun dışında devasa bir slime mold yetiştiren, oldukça sakin bir büyücü.
Pit Stop: Last Days Of A Dying World ile Burn Holy arasında net bir kimlik genişlemesi var; ama bu radikal bir tür değişimden çok, kendi dilinizin içten içe yeniden parçalanması gibi. BURIAL CLOUDS’u şu an post-metal haritasında nereye koyuyorsunuz? Albüm hem tür kodlarını kullanıyor hem de onlara güvenmiyor gibi.
Matt: Bu albümde kolay cevaplara ya da çok bariz çözümlere karşı belirgin bir mesafemiz vardı. Bazen bu bizim zararımıza da oldu; sonra geri dönüp daha “kolay” olanı seçtiğimiz de oldu ama o bile süreç içinde zorla çıkarıldı diyebilirim. Nerede durduğumuzu ben de bilmiyorum açıkçası. Sadece elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.
Pit Stop: Son olarak, bu röportajla sizi keşfedecek okurlara ve sizi zaten takip edenlere bir kapanış mesajı bırakmak ister misiniz?
Matt: Sevdiklerinize yaslanın. İçinizde ateşi canlı tutan şeyleri tüketin. Değer verdiğiniz şeylerde zengin olun. Köpekleri sevin. Train to Busan izleyin, gerçekten çok iyi bir film.

