Inline image

FORBIDDEN'ın diskografisinde "Forbidden Evil" ve "Twisted Into Form" gibi thrash metalin gelişiminde kendine özgü bir yer edinmiş iki albüm bulunuyor. Özellikle ikinci çalışmada belirginleşen progresif eğilimler, grubun Bay Area thrash geleneğini yalnızca hız ve saldırganlık üzerinden ele almadığını göstermişti. Uzun aralıklarla üretim yapan grubun son stüdyo albümü "Omega Wave" üzerinden 16 yıl geçmiş olması, yeni kadroyla hazırlanan ve grubun kendi adını taşıyan bu albümü doğal olarak önemli bir geri dönüş kaydına dönüştürüyor. Craig Locicero ve Matt Camacho'nun yanında Chris Kontos, Jeremy Von Epp ve vokalde Norman Skinner'ın yer aldığı kadro, FORBIDDEN'ın geçmişinden gelen müzikal birikimi yeniden değerlendirmek için yeterli deneyime sahip.

"Forbidden"ın açılışını yapan 'Single Point Failure', grubun karakteristik thrash metal anlayışına doğrudan bağlanıyor. Keskin gitar riffleri, yüksek tempolu davul partisyonları ve birbirini takip eden ritmik değişimler, parçanın yapısını sürekli hareket hâlinde tutuyor. Burada dikkat çeken, teknik yoğunluğun yalnızca enstrümantal gösterişe dönüşmemesi. Gitarların ritmik omurgayı korurken melodik açılımlara da alan bırakması, FORBIDDEN'ın özellikle "Twisted Into Form" döneminde belirginleşen bestecilik yaklaşımıyla güncel sound'u arasında anlamlı bir bağlantı kuruyor. 'Divided By Zero' ve 'Burning The Lungs Of Earth' de benzer bir çizgide ilerliyor. Hızlı riff geçişleri, melodik gitar dokunuşları ve sert ritim bölümleri, klasik Bay Area thrash metalinin enerjisini modern bir icra anlayışıyla birleştiriyor.

Inline image

Bu noktada Norman Skinner'ın performansı ayrı bir değerlendirmeyi hak ediyor. Russ Anderson'ın yerine geçmek, grubun geçmişini bilen dinleyiciler açısından kolay kabul edilebilecek bir değişiklik değil. Skinner ise Anderson'ın vokal karakterini taklit etmeye çalışmak yerine farklı tonlar arasında dolaşan, zaman zaman yüksek perdeli ve teatral bir anlatıma başvuran kendi yaklaşımını ortaya koyuyor. 'Divided By Zero'daki keskin ve yüksek vokal çıkışları her dinleyiciye hitap etmeyebilir. Buna karşılık daha sert, gövdeli ve kontrollü kullandığı vokal karakteri, 'DCLXVI' ve 'Sol Grave' gibi parçaların farklı dinamiklerine oldukça iyi uyum sağlıyor. Özellikle ikinci parçadaki vokal performansı, Skinner'ın yalnızca agresif bölümlerde değil, daha geniş melodik alanlarda da etkili olabildiğini gösteriyor.

Gitar tarafında Locicero ve Von Epp arasındaki uyum, albümün müzikal zenginliğini belirleyen temel unsurlardan biri. İkili, ritmik riffleri ve teknik solo bölümlerini birbirinden bağımsız gösteriler hâline getirmeden kullanıyor. Bazı bölümlerde çift gitarın birlikte hareket etmesi, bazı bölümlerde ise melodik çizgilerin birbirinden ayrılarak karşılıklı cevaplar vermesi, bestelerin dinamiklerini genişletiyor. 'DCLXVI'deki ikili gitar çalışmaları, klasik heavy metalin melodik yaklaşımını thrash metalin daha sert yapısıyla buluştururken 'The Burden' riff çeşitliliği ve melodik geçişleriyle albümün daha doğrudan parçaları arasında öne çıkıyor. Solo kullanımı da bu bütünlüğün önemli bir parçası. Gitar virtüözitesi parçaların önüne geçmiyor; aksine bestelerin yön değiştirdiği noktalarda müzikal anlatımı genişletiyor.

Chris Kontos'un davul performansı da bu hareketli bestecilik anlayışının önemli bir tamamlayıcısı. Double bass kullanımı ve hızlı davul geçişleri, parçaların temposunu sürekli yukarıda tutarken ritim bölümünün yalnızca gitarları takip eden bir görev üstlenmesini engelliyor. Kontos, özellikle 'Sol Grave' ve 'Mutually Assured Dysfunction' gibi uzun ve değişken yapılı parçalarda hız, teknik kontrol ve ritmik esneklik arasında başarılı bir denge kuruyor. Matt Camacho'nun bas gitarı ise gitarların yoğunluğuna rağmen ritmik temelin dolgunluğunu koruyor. Zack Ohren'in prodüksiyonunda bu enstrümanların birbirleriyle ilişkisi belirgin biçimde duyulabiliyor. Alt frekansların yeterli ağırlığa sahip olması, gitarların orta frekanslardaki sertliğini desteklerken hızlı bölümlerde enstrümanların birbirini örtmesinin önüne geçiyor. Prodüksiyonun asıl başarısı, teknik ayrıntıları belirginleştirirken thrash metalin ihtiyaç duyduğu ham enerjiyi de muhafaza etmesinde yatıyor.

Bununla birlikte "Forbidden"ı yalnızca geleneksel thrash metalin güncel bir yorumu olarak değerlendirmek, albümün önemli bir bölümünü gözden kaçırmak olur. Grubun progresif eğilimleri özellikle orta bölümlerde daha belirgin hâle geliyor. 'Psyclops', daha ağır ritmik yapısı ve groove odaklı yaklaşımıyla albümün yüksek tempolu parçalarından ayrılıyor. Rifflerin daha geniş aralıklarla ilerlemesi ve davulların bu yapıya uyum sağlaması, parçaya farklı bir hareket alanı kazandırıyor. 'Mutually Assured Dysfunction' ise karmaşık geçişleri, değişken ritmik yapısı ve yoğun gitar çalışmalarıyla FORBIDDEN'ın teknik thrash metal tarafını en belirgin biçimde temsil eden bestelerden biri. Altı dakikayı aşan süresine rağmen parçanın farklı bölümleri arasında kurulan bağlantılar, karmaşıklığın bestecilik bütünlüğünü bozmasını engelliyor. Burada grubun eski döneminden gelen progresif yaklaşım, nostaljik bir tekrar olmaktan çıkıp güncel kadronun enstrümantal becerileriyle yeniden şekilleniyor.

Albümün daha alışılmadık tarafı ise 'DCLXVI' ve 'Jisei' ile ortaya çıkıyor. İlkinde thrash metalin alışılmış hızından uzaklaşan, doom metal sınırlarına yaklaşan ağır ve karanlık bir yapı dikkat çekiyor. Skinner'ın temiz vokalleri ve daha sert vokal bölümleri arasındaki geçişler, parçanın atmosferini belirgin biçimde değiştiriyor. 'Jisei' ise çok daha radikal bir tercih. Konuşma vokaliyle başlayan ve temiz vokallerle ilerleyen parça, grubun alışılmış thrash metal formülünden uzaklaşarak daha sakin, içe dönük ve melankolik bir alana yöneliyor. Bu yaklaşım, albümün geri kalanındaki yüksek enerjili bestelerle belirgin bir karşıtlık oluşturuyor. Bununla birlikte parçanın atmosferik karakteri, yaklaşık üç buçuk dakikalık süresi boyunca yeterince gelişemiyor. Oluşturduğu duygusal zeminin daha ileri taşınamaması, 'Jisei'yi albümün en tartışmalı tercihlerinden biri hâline getiriyor. Deneysel bir yönelimin varlığı tek başına başarılı bir sonuç anlamına gelmiyor; burada fikir ilgi çekici olsa da bestecilik açısından biraz daha derinleştirilmeye ihtiyaç duyuyor.

'Sycophantasy' ise albümün farklı bir yüzünü temsil ediyor. Daha kısa ve doğrudan yapısı, belirgin groove unsurları ve Brann Dailor'ın konuk vokal katkısı parçayı çeşitlendiren unsurlar arasında. Dailor'ın vokal karakteri, Skinner'ın performansıyla kurduğu karşıtlık sayesinde parçaya farklı bir renk kazandırıyor. 'The Burden' ile birlikte düşünüldüğünde, FORBIDDEN'ın teknik thrash metalin karmaşık yapısını daha yalın ve akılda kalıcı rifflerle dengeleme konusunda da başarılı olduğu görülüyor.

Kapanıştaki 'Flower Of Life' ise grubun bestecilik anlayışının en geniş kapsamlı örneklerinden biri. Dokuz dakikaya yaklaşan süresi boyunca farklı ritmik bölümler, melodik açılımlar ve progresif geçişler bir araya geliyor. Parça, thrash metalin temel enerjisini korurken klasik heavy metalin melodik yaklaşımına ve daha geniş ölçekli progresif düzenlemelere de yer açıyor. Gitarların farklı bölümlerde üstlendiği roller ve parçanın sürekli değişen yapısı, dinleyiciden daha fazla dikkat talep ediyor. Bununla birlikte bütün bu fikirlerin tek bir beste içerisinde buluşması, zaman zaman anlatımın gereğinden fazla uzamasına neden oluyor. Albümün en iddialı kompozisyonlarından biri olmasına rağmen her geçiş aynı ölçüde etkili değil. Yine de grubun müzikal sınırlarını genişletme konusundaki isteğini en açık biçimde ortaya koyan çalışma olarak ayrı bir yerde duruyor.

"Forbidden", uzun bir aradan sonra yayımlanan albümlerin sıklıkla düştüğü geçmişi yeniden canlandırma tuzağından büyük ölçüde uzak durmayı başarıyor. "Forbidden Evil" ve "Twisted Into Form" döneminin teknik thrash metal mirası burada hâlâ hissediliyor; fakat grubun bu mirasa yaklaşımı, eski bestecilik formüllerini değiştirmeden yeniden kullanma kolaycılığına kaçmayarak, onları farklı müzikal alanlarla ilişkilendirmek üzerine inşa ediliyor. Albümün zaman zaman gereğinden fazla uzayan bölümleri ve 'Jisei' gibi tam olarak gelişmeyen deneysel tercihleri bütünlüğü bir miktar zayıflatsa da bu durum genel müzikal seviyeyi gölgelemiyor. Özellikle günümüz thrash metal sahnesinde seksenli yılların sesini ve estetiğini yeniden üretmeye odaklanan çok sayıda grup olduğu düşünüldüğünde, FORBIDDEN'ın progresif unsurları türün doğal bir parçası olarak kullanabilmesi önemli bir ayrım yaratıyor. Bu albüm, geçmişteki başarıların gölgesinde yaşamayı reddeden, deneyimini güncel bir müzikal kimliğe dönüştürebilen bir grubun geri dönüşünden çok daha fazlasını sunuyor.

Inline image

Homepage

Bandcamp

Instagram

YouTube

X/Twitter

Facebook