Century Media Records
Melodic Death Metal/Metalcore

09/10

Heaven Shall Burn'ın onuncu stüdyo albümü Heimat, kelimenin tam anlamıyla yıkıcı bir açılışla dinleyiciyi karşılıyor. "Ad Arma" ve "Inter Arma" arasında kurgulanan orkestral geçişler, içsel bir çatışmanın öncüsü gibi yankılanıyor.

Bu iki atmosferik parça, albümün tematik çerçevesini belirliyor: Hem içeriden hem dışarıdan yürütülen bir savaşla yüzleşmek; düşünmeye, hissetmeye ve direnç göstermeye davet eden, katmanlı bir anlatının kapılarını aralıyor.

Albüm, sözüm ona "güvenli liman" olarak görülen "heimat" (ev, vatan) fikrine meydan okuyor. Bilakis, bu kavramın faşizmin elinde kirletilmesine karşı bir panzehir sunuyor. Örneğin "My Revocation of Compliance" sert riflerle bezenmiş bir isyan manifestosu: "Your silence is consent" diyor Bischoff, suskunluktan beslenen kör karanlığa karşı. "Confounder" ise aklanmaya, yeniden anlam kazanmaya çağıran refakatçisi: sıkıcı eylemliliğe karşı inatçı bir direnç burada yükseliyor.

Donanımlı orkestrasyon ve çağrıyan korolar, yalnızca "War Is the Father of All" gibi şarkılarda değil; tüm albümü bir film gibi kurgulayıp güçlendiriyor. Bu epik damar, klasik metal-altın çağrısından ziyade - örneğin Bolşoy veya Pilgerkirche kayıtlarındaki gibi organik, şöyle içten ruhunu sizlere döküyormuşçasına hissediliyor. Doğru söylediği gibi Weichert: Bu topraklarda kelimeler savaş alanıdır, müzik de. 

"Heimat"ın doruklarından biri kesinlikle "Dora". Savaşı reelllik ağrısıyla hissettiren, Bolt Thrower etkili bir balyoz gibi iniyor. "Ten Days in May" ve "A Whisper From Above" parçaları ise ağır, fakat umutlu melodik çizgilerle insanı savuruyor.

Ve tabii "Numbered Days" - Killswitch Engage klasikleri arasında yeniden doğuyor, Jesse Leach misafirliğiyle. Bazılarında aynı elektrik hissedilmez denmişse de bence bu işbirliği, albümün küresel yankısını güçlendiriyor.

Albümde enstrüman icrası, grubun teknik maharetini duygusal yoğunlukla ustaca harmanlıyor. Gitarlar, melodik yapı ile brutal rifler arasında akıcı geçişler kurarken, davullar dinleyiciyi anbean diri tutan bir güçle ilerliyor. Bas gitar ise hem ritmik omurga hem de dramatik derinlik sunarak karanlık tonu destekliyor. Orkestral katmanlar ve elektronik dokunuşlar, tematik bütünlüğe katkı sağlıyor. Tüm enstrümanlar, öfke ve melankoliyi dengeleyen dikkatli bir prodüksiyonla kusursuz biçimde örtüşüyor.

Prodüksiyon, Tue Madsen imzasıyla hizaya girmiş: net, keskin ama doğallığını koruyan bir kirlilikle. Albüm kapağındaki geyik, ayı, baykuş imgesi; huzursuz bir pastoral anlatı sunuyor-kitsch'i başkaldırım biçimine çeviren güzel bir metafor. Yani Heimat salt dinlenmiyor; hissediliyor, sorgulatıyor.

Heaven Shall Burn, bu sefer daha içli, daha politik ve aynı zamanda çocukluğumuzdan elini çekmemiş bir ev misali; bizi suçluyor, dürtüyor, kucaklıyor. Peki, bir sonraki adımımız ne olacak? Belki de cevabı, hep birlikte yeniden inşa ettiğimiz bir “ev” fikrinde, ortak bir bilinçte ve yüzleşmeden kaçınmayan bir hafızada aramalıyız.