Apostasy Records

Death/Black Metal

8.5/10


Her dönüş bir suskunluğun mirasıdır. Anthropocene, SEASONS IN BLACK'in on iki yıl sonra gelen dönüş albümü olarak yalnızca yeni bir sayfa değil, aynı zamanda gömülü bir hafızanın mezar taşı gibi duruyor karşımızda. Albümün başlığı, yani insanın çağı, bu suskunluk boyunca birikmiş öfke, keder ve yüzleşme duygusunu yalnızca sembolize etmiyor; onu estetik bir karanlığa dönüştürüyor. Bu dönüş, bir ilkbahar tazeliğinden çok, gölgelerle bezenmiş bir sonbahar ritüelini andırıyor.

Albüme yön veren temel damar, yıllar içinde evrilen ve "doomcore" (Temsilcimiz Knell yalnız değil:) diye adlandırdıkları çok katmanlı bir kimlik. SEASONS IN BLACK, black metal köklerini inkâr etmiyor ama onları bağırganlıktan ziyade sabırlı bir ağırlıkla yoğuruyor. World Wide Venom, albümün açılış parçası olarak bu bakış açısını en açık şekilde ortaya koyuyor: Orta tempolu bir öfke, geriye çekilmiş bir hiddet ve sürükleyici değil, çökertici bir groove anlayışı. Şarkının iskeleti bir tür beton griye yaslanıyor; ne melodi fazlalığıyla ne de teknik şovla ilgileniyor. Bunun yerine zamanın kirini rifflerle kazıyarak ilerliyor.

SEASONS IN BLACK'in sound'u, klasik doom'un kıyamet tellallığından ziyade, daha modern bir kasvetle örülmüş. You Get What You Give, bu anlamda albümün zirve anı: Kadın vokalin dramatik ama abartısız tınısı, kırılgan bir melodiyi taşıyor ve bu kırılganlık parçayı güçlü kılıyor. "Güzel" olmayan ama dokunan bir güzellik bu. Parça, insanın çağına karşı içsel bir başkaldırı gibi tınlıyor - bireysel değil, toplu bir tükenişin ağıtı gibi. Bunu izleyen Seasons In Black parçası, ismini taşıdığı grubun özetini verir gibi: Yalın ama dokulu, sabit ama içsel gerilimle dolu.


Albümde dikkat çeken bir diğer unsur, dış dünyayla kurulan bağlantılar. Inside isimli Stiltskin cover'ı, teknik açıdan başarılı olsa da orijinalinin taşıdığı duygusal kırılganlığa ulaşamıyor. Michael Rhein'in (In Extremo) katkısı, parçayı bir üst seviyeye çıkarsa da, bu yeniden yorum, dinleyicinin zihninde uzun süre kalacak kadar derinleşmeyecek izlenimi veriyor. Ancak bu dış katkılar albümün genel bütünlüğünü zedelemiyor, aksine atmosferini çeşitlendiriyor. Michelle Darkness (End Of Green) gibi isimlerin varlığı, özellikle Forsaken gibi şarkılarda, albüme gotik bir kapanış hissi veriyor. Bu final parçası, neredeyse sinematik bir keder taşıyor - bir düşüş değil, bilinçli bir terkediş gibi.


Albümün yapım kalitesi ve prodüksiyon tercihi, bu türde sıkça karşılaşılan "boğukluk" tuzağına düşmüyor. Parçalar netliklerini korurken ağırlıktan ödün vermiyor. Bu denge, özellikle Fatal Fallout ve Yellow Sky gibi şarkılarda öne çıkıyor. Özellikle Yellow Sky, doom ve death metal arasında salınan, taş yontar gibi ilerleyen yapısıyla albümdeki dramatik tepe noktalarından biri.


Ancak bu bütünlüğe rağmen, albümün son üç parçasında belirgin bir düşüş gözlemleniyor. Hell Again gibi parçalarda ritmik alışkanlık, sürprizsizlik ve aynı dramatik patikanın tekrarı hissediliyor. Bu da Anthropocene'in sahip olduğu büyüyü yer yer seyreltse de, onu silmiyor. Çünkü bu albüm, kusursuz bir yapı sunmaktan çok, kusurların içinden karanlık bir estetik çıkarmayı amaçlıyor.


SEASONS IN BLACK'in üçüncü albümü, bir tür yeniden doğuş değil, karanlıkta sürmüş bir hamileliğin son aşaması gibi hissediliyor. İnsanlığın kendi yarattığı cehenneme dair kolektif bir ağıt. Ne epik bir anlatı, ne de pozitif bir umut vadediyor. Bunun yerine, karanlığın içinden dürüst bir ses yükseltiyor: bu çağ bizim değil, bizim yıkımımızın çağırdığı bir yankı. Anthropocene, bu yankının albümüdür.